Türkiye, emperyalizmin Suriye projesine destek veriyor

Türkiye, emperyalizmin Suriye projesine destek veriyor

Yunanistan, İspanya, İtalya, Fransa, İngiltere de başlayan eylemlerden sonra Tunus’ta işsiz bir üniversite öğrencisi olan Muhammed Buazizi’nin bedeninde isyan vücut buldu ve Arap Baharının kıvılcımını yaktı. Arap ülkelerinde yoksulluk, işsizlik ve emperyalistlerle ortak geliştirilen antidemokratik totaliter rejimler karşısında ardı ardına eyl

Tevfik Usluoğlu

Önce Tunus’ta ardından Mısır’da, sonra Yemen’de başlayan mücadele emperyalist ülkelerin ve gerici Arap rejimlerinin yanı sıra Türkiye’nin de müdahalesiyle maniple edilmeye başlandı. Mısır’da dördüncü güne kadar alanlarda görülmeyen Müslüman Kardeşler Örgütü alanlara indi. Şimdi Mısır Cumhurbaşkanı olan “Musri” eylemcileri komplo düzenlemekle ve Mısır ordusunu yıpratmakla suçlamıştı. Ve Tantavi’ye sahip çıkmıştı. İslami örgütlerin önemli bir kısmı antiemperyalist bir çizgide olmadığından Müslüman Kardeşler gibi bir örgüt emperyalizmle anlaştı. Mübarek devrildi, yerine Tahrir’in isyancı ruhunu söndürmek için geçici hükümet getirilerek seçimlere gidildi. Mısır İstihbaratının Şefi Ömer Süleyman öldürüldü ve Mursi cumhurbaşkanı oldu. Böylece Mısır’da isyanın sembolü olan Tahrir Meydanı’nın devrimci ruhu kırılmaya çalışılarak kitleleri teslim alma hesapları yapıldı. Bu süreç siyasal İslamcıların çokça tartışıldığı bir süreç oldu.
Libya’da Arap Baharı’nın ruhunu katletmek için alelacele NATO müdahalesiyle Kaddafi devrildi. Yemen’de de General Salih’in yerine nöbet değişimi gerçekleştirilerek ve El Kaide’nin oradaki eylemleri örtbas edilerek özellikle Güney Yemen’de isyancıları ve Şii Hutileri bastırmaya çalıştılar. Bahreyn’de ABD’nin onayıyla Arabistan ordusu işgalci konumda ve emperyalistler ve Arap gericiler Bahreyn’in ilhakını tartışıyor. Suudi Arabistan’ın Katif Bölgesi’nde isyanlar devam ediyor. Lübnan’da zaman zaman gerginlikler yaşanıyor. Gerici Saad Hariri önderliğindeki 14 Şubat Örgütü, Suudi Arabistan ortaklığının temsilcisi olan Bender Bin Sultan, Selefiler, Kaideciler ve Müslüman Kardeşler özellikle Trablusşam denilen Tripoli’de ve zaman zaman Beyrut’ta, Hizbullahi Cebel Muhsin Alevi kitlesini ve Baasçı Sünnileri taciz ediyorlar. Özellikle bahsedilen gruplar Libya’dan getirdikleri silahları Tripoli Limanı’ndan Bekaa’ya oradan da Suriye’nin Humus şehrine geçirmek istediler. Bu eylem karşısında Lübnan ordusu müdahil oldu ve silahlara el koyarak bu terör gruplarını tutuklayınca provokasyon amacıyla Cebl Muhsin Bölgesi’ne saldırarak iki evi yaktılar. Cebel Muhsin bölgesindeki Aleviler, Selefilerin bu eylemine karşılık verince Türkiye basını içinde olmak üzere dünya basınının önemli bir kısmı Tripoli’deki Aleviler ile aynı yerde, “Tıbbene” denilen bölgede yaşayan Sünnilerin çatışması olarak lanse ettiler.
Gerek Suriyeli Müslüman Kardeşlerin, Suriye Ulusal Meclisi adı altında kurulan, emperyalistlerle iş birliği yapan grubun, gerekse Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları hep Ortadoğu’daki gelişmeleri ve özellikle Suriye’yi mezhepsel temelde anlatma, aktarma ve kitleleri buna inandırma kaygısı içinde oldular. Çünkü bulunduğumuz dönemde emperyalizm ve iş birlikçileri en çok demokrasi, insan hakları ve sivil toplum söylemlerini kullanarak kendi barbarlıklarına bir ideoloji üretmeye çalışıyorlar. Emperyalizmin, Irak, Libya, Sudan, Somali ve Afganistan’a götürdüğü demokrasiyi hep beraber gördük. Bunun temelinde petrol şirketlerinin ekonomisini askerileştiren ABD’nin silah tüccarlarının ve insani yardım adı altında timsah göz yaşı döken ilaç tekellerinin ve diğer çok uluslu şirketlerin çıkarları yatmaktadır.
Hillary Clinton her açıklamasında Hizbullah ile İran arasındaki bağlantının yok edilmesi gerektiğini söylüyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu Suriye’ye demokrasi götürmekten söz ediyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, “Suriye iç meselemizdir” diyor. Suriye’de Beşar Esad iktidara geldiğinden bu yana Türkiye ile olan ilişkilerinde, AKP Hükümetini işgalci İsrail’i tanıması, ABD’nin isteklerini kabul etmesi, Filistinli gruplara destek vermemesi, Hizbullah ve İran ilişkilerini kesmesi ve şu an da Suriye’de yıkım ve katliamların mimarı olan Müslüman Kardeşler tipi örgütlerle iktidarı paylaşması konusunda defalarca baskı yapıldığını söylüyor. Geldiğimiz noktada emperyalist komplo ve manipülasyon, Suriye’yi teslim almak için her türlü çalışmayı sürdürüyor.

HER BUHRANDA YENİ BİR SAVAŞ

Dikkat edersek, 1903’te birinci bunalımını yaşayan kapitalizm 1. Paylaşım Savaşı’nı yarattı. 1929’da 2. Buhranını yaşayan kapitalizm faşizmi doğurdu ve daha sonra 2. Paylaşım Savaşı’nı yarattı. Bugün yeni bir buhran yaşayan kapitalist emperyalizm yayılmacılıkla elde ettiği güçle 1929’da icat ettiği faşizm yerine bugün İslami popülizmi koyuyor. İslami popülizm ile yarattığı dalgayı yeşil kuşak projesi adı altında 1980’lerde El Kaide tipi örgütlerle ikame etmeye çalıştı. 1982’de Lübnan’da iç savaş yaratarak ülkeyi kantonlara bölüp dinler, mezhepler savaşına sürüklemeye çalıştılar. 1926’da “Taif Antlaşması’yla daha önce Lübnan iç savaşını bitirmek için Lübnan’a giren Suriye ordusunun çekilmesi için harekete geçtiler. BM adına Lahsen ve Mehlis raporlarını yayınlattılar. Bu raporlar, Filistinli grupları ve Hizbullahı silahsızlandırmayı ifade ediyordu. Ardından Refik Hariri suikastı geldi. Bu suikast Suriye’nin sırtına yıkılmak istendi. Bunun için BM özel savcı tayin etti. Ardından da İsrail, Lübnan’ı işgal etmeyi denedi. Bu saldırı Hizbullah tarafından 33 günde püskürtüldü. Böylece İsrail ilk yenilgisini bir örgütten aldı. Bu da emperyalistler ve Siyonistler açısından Hizbullah’ın neden silahsızlandırılması gerektiğini çok net ortaya çıkarıyor. Bugün 1982’de Lübnan işgali ile temelleri atılmaya başlanan ve 2006’da adı resmen ilan edilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin yaratacağı anarşi, yıkım ve kapitalizmin krizini finanse etmekten başka bir şey ifade etmeyen bu proje resmen ilan edildi. Şimdi de Suriye üzerinden hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu yıkım projesinin eş başkanlığını da Tayyip Erdoğan, yapıyor. Bugüne kadar NATO projelerine destek veren Türkiye, şimdi de Suriye projesine destek veriyor. AKP Hükümeti Irak’ta öldürülen milyonları, tecavüze uğrayan yüz binlerce kadını ve göç etmek zorunda kalan milyonlarca insanı görmemekte, “Alevi Esad” ve Suriye BAAS rejimine demokrasi adına, Müslümanlık adına savaş açabilmektedir. Yedi bin yıllık uygarlık birikimine sahip olan Suriye’ye karşı kullanılan mezhepçi, ayrılıkçı söylemlere rağmen, Suriye’nin tarihinde mezhepçi hiç bir uygulamanın olmadığı ve Suriye adının ne bir ırk ne bir mezhep ne de bir din adı olmadığı ortadadır. Özellikle Suriye ulusal güvenlik binasına yapılan saldırıda öldürülen Davud Raçha’nın Ortodoks Hıristiyan, Hasan Türkmen’in Sünni Türk, Asaf Şevket’in Arap Alevisi olduğu bilinmektedir. Suriye gerçekte budur. Suriye 1948’den beri tehcire zorlanan, katledilen 2 milyon Filistinlinin barındığı yerdir. Suriye, Körfez savaşından sonra iki milyon Iraklının sığındığı yerdir. Böylesi bir direnme ülkesi olan Suriye’ye emperyalizmin bölgesel düzeyde yaptığı saldırıyı meşrulaştırmak için Suriye’yi bir güzergah ve bir ideoloji üretme merkezi olarak kullanmaya çalışıyorlar. Emperyalizm kulağa hoş gelen kavramlar ve kelimelerle kapitalist yağma düzenini meşrulaştırmaya çalışıyor.

*Araştırmacı Yazar (Arap Hıristiyanlar Kitabının Yazarı)

www.evrensel.net