Kula kulluk edene ne olsun?

Fotoğraf: Erhan Elaldı/AA

Kula kulluk edene ne olsun?

Yücel Sarpdere, tek kanallı yasaklı televizyon döneminden gelip bugünlerde MESAM makbuzlarıyla adı anılan Orhan Gencebay'a dair yazdı.

Yücel SARPDERE
Bursa

Ne güzel döktürmüş Şair Ahmet Muhip Dranas:

“Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı;
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin,
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla,
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!”

Tamam, açık saçık şarkılar söylemezdi…
Çapkınlığına dair bir şeyler de dökülmedi magazin sayfalarına…
O dönemin toplumsal dalgalarının iteklemesiyle
Hafif isyan, biraz öfke ve yakarış…
Melodik, akılda kolay kalan şarkılar yapmıştı en fazla.
Ve milyonlarca hayran kazanmıştı,
Hem de fanatik bazda Orhan Baba.
Eh! Biraz isyanvari, öfkeli sözler normaldi aslında.
Ne de olsa sahnede şarkıcının arkasında bağlama çalıyordu ilk başlarda, üç paraya.
Arada ekstralar çıkar da ek yevmiye gelirse ne ala.
Geçim zorluğu, çalışma koşulları, itelenme, toplumsal rüzgarlar falan, ruh haliyatının böyle dışa vurması işin doğallığında.

***

O zamanlar sadece TRT vardı; bu türden şarkıların ekranlarda çalınması yasaktı.
Bu bakımdan beklenirdi ki, yılbaşı gelsin, birkaç saatliğine geçici ateşkes ilan edilsin, beyaz cam renklensin.

“Evimiz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede;
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla,
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!”

Gece yarısına az kala, ya da saatler gece yarısını tam alnının ortasından vurduğunda, bir dansöz rakşeder…
Zeki Müren ya da Orhan Gencebay parlak, pullu kostümleriyle sahnede arzı endam eyler.
Aralanır tasalar.
Bahçede açan akasyalar, baharla yıkanan çayırlar gibi, içlenirdi beyaz peynir, kavun ve rakılı bağrı açık masalar.
Tabii, beğenmeyen, küçümseyen, hor görenler de vardı.
Gerçi, “Hor görme garibi, kimbilir ne derdi vardı”
Sonracığıma efendim, Orhan Abi parayı kaptı, garibanlığı, eski günleri duvara astı, kendi çapında sınıf atladı.
Bir daha da beste meste barutu kalmadı!
Erkin Koray’ın Şaşkın’ı misali, bir oraya bir buraya yaslanmaya, toslamaya başladı.

***

En son bu MESAM hadisesi patladı.
Baba, hükümet darbesinden yana taraf oldu.
Hatta taraf olmakla da kalamadı, darbeci generaller gibi bir rol kuşandı.
Baktık, elinden bağlamasını atmış, palayı kapmış ona buna sallıyor,
Bir yandan da egemene yaltaklanıyor.
Hürriyetten Cengiz Semercioğlu ile yaptığı röportajda kula kulluk etmeyi bakın nasıl anlatıyor:
“Allah gani gani rahmet eylesin, Süleyman Demirel’le dostluğumuz vardı. O zaman bana “Demirelci” dediler. Yıllarca rahmetli Bülent Ecevit’in peşindeydik, “Ecevitçi” dediler. Rahmetli Turgut Özal’la da yakındık, “Özalcı” dediler. Tayyip Bey’i 40 yıldır tanırım ve insan olarak çok severim. Şimdi de “Tayyipçi” diyorlar.”
Bir Menderes’e yetişememiş, şefaatinden mahrum kalmış!
Yani Baba, her daim taraf olmuş, ama hep hükümetlerden yana saf tutmuş!
Kimmiş, neymiş, neciymiş, önemli olmuyor; Yeter ki bir hükümet olsun, Baba hemen “şefkatli kollara” koşuyor!
Ha bir de para hikayesi var;
MESAM toplantılarına katıldığım için hiçbir zaman huzur hakkı almadım diyor ve ekliyor:
“Huzur hakkı almak için buraya gelenlerden ne köy olur ne de kasaba. Para için gelmek isteyen çok kişi var, bunlara sinirleniyorum ve üzülüyorum. Bir sanatçının buna ihtiyaç duyması beni üzüyor.”
Öyle ya, huzur hakkı parası, “Baban maaşıma harçlık diyormuş, anan on binlerce başlık diyormuş”  kadarcık bir şey yani Orhan Baba için. Ama makbuzlar ortalığa saçılıyor, üçe beşe bakmayıp para aldığı ortaya çıkıyor!..
O zaman ne oluyor; Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmıyor!
Kula kulluk edene de yazıklar oluyor.

www.evrensel.net
ETİKETLER MESAMOrhan Gencebay