‘Geri kabul’ şantajı yeni göçleri tetikleyebilir
Fotoğraf: Pixabay

‘Geri kabul’ şantajı yeni göçleri tetikleyebilir

15 Temmuz sonrası Yunanistan’a sığınan askerlerin Türkiye’ye iade talebi karşılık bulmayınca, yeni bir diplomatik krizin eşiğine gelindi.

Ercüment AKDENİZ

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Yunanistan’a sığınan askerlerin Türkiye’ye iade talebi karşılık bulmayınca, yeni bir diplomatik krizin eşiğine gelindi. 

Yunanistan yakın tarihini az çok bilenler; cuntalardan çok çekmiş, üstüne bir de cunta devirmiş bir ülkenin bu konuda çok tavizkar olamayacağını dile getiriyorlardı. Üstelik hükümet partisi Syriza’ydı ve Çipras ‘solcu’ söylem ve ittifaklarla iktidara gelmişti. Ama sonuç hiç de beklendiği gibi olmadı. 

“Yunanistan’ın darbelerden en çok çeken ülkelerden biri” olduğunu söyleyen Çavuşoğlu bu duruma atıf yaparak şu açıklamayı yaptı: “Yunanistan’da hükümet gerçekten bu konuyu çözmek istiyor. Fakat aynı zamanda görüyoruz ki Yunanistan’a Batı’dan çok ciddi baskı var.”  

DİPLOMATİK KRİZİN YENİ KARTI: MÜLTECİLER 

“Darbecilerin iadesi” üzerinden yaşanan tartışmalar sadece siyasal düzlemde kalmadı ve mültecileri doğrudan ilgilendiren “geri kabul antlaşması” çabucak raflardan indirildi. Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu şöyle dedi: “AB ile bir göçmen anlaşması var. Bu uygulanıyor. Bir de Yunanistan ile ikili geri kabul anlaşmamız var. Şu anda o geri kabul anlaşmasını durdurduk. Son mahkeme kararından sonra da Yunanistan’a yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz.”

Böylece Türkiye tarafı, 2015 yılında yürürlüğe giren ve “kaçak yollardan” Yunanistan’a giden mültecilerin iadesini ön gören “geri kabul anlaşması”nı durdurduğunu resmen açıklamış oldu. Buna, Yunanistan tarafından “Biz anlaşmayı daha önce durdurmuştuk” türünden açıklamalar eklendi. 

SONUÇLARI, MÜLTECİLER İÇİN AĞIR OLUR

Peki, bütün bu açıklamaların sahadaki ya da mültecilerdeki karşılığı ne olacak? 

  • Bir kere “fısıltı gazetesi” hızla harekete geçecek. Şebekeler ve insan tacirleri devreye girecek. Tıpkı 2015’te olduğu gibi Edirne’deki sınır kapısının açılabileceği propaganda edilecek. Belki yüzler belki binlerce mülteci yeniden TEM-80 karayoluna düşecek. Sınır kapıları önünde yeniden yığılmalar başlayacak. Doğrusu “Böylesi bir manzara, AB’nin yüreğine inmeye yeter de artar bile” diyenleri duyar gibiyim. 
  • Mülteci geçişine ilişkin hareketlenme sadece karada değil denizde de yaşanacak. Ege’nin Türkiye tarafındaki kıyılarına yığılmalar başlayacak. Botlar ve merdiven altı atölyelerde üretilmiş ‘can yelekleri’ yine satış patlaması yapacak. Dikili  ve Aydın başta olmak üzere kiralık bodrumlarda fiyat patlaması yaşanacak. 
  • Bu durumda -hiç kaçarı yok- Ege’yi aşmak için toplu ve ölümcül denemeler yeniden başlayacak. Batan ya da batırılan botlarda yaşanacak ölümler, AB’yi yine fena baskılayacak.
  • Göç hareketinin tetiklenmiş olması sadece Türkiye’deki Suriyelilerle de sınırlı kalmayacak. Son dönem sayıları artarak devam eden Afgan, Pakistanlı, Özbek, Tatar ve diğer Asyalı göçmen akınları, sahte umutlarla daha da artıracak. Bunu elbette Afrika ve Ortadoğu’dan gelecek yeni göç kolları izleyecek.  

Kısacası devletler tarafından mültecilere ilişkin yapılan her bir açıklamanın, hem büyük bir ağırlığı hem de büyük riskleri var. Ayrıca burada “Mülteciler bizim misafirimiz, kimse onlara zorla git demiyor” demenin de inandırıcı olamayacağını söyleyelim. Çünkü 7 yıldır Türkiye’de yaşadığı halde mülteci statüsü alamamış milyonlarca mülteci, emek sömürüsü ve hayat pahalılığından kaçmak üzere AB kapılarını gözlemeye devam ediyor.  

MÜLTECİLER PAZARLIK KONUSU EDİLEMEZ

Peki, her şeye rağmen bu türden açıklamalar durmazsa ne olur? Belki kısa günün kârı olur; Yunanistan’a, AB’ye siyasi tutum almak adına iç kamuoyu birazcık rahatlayabilir. Hatta kim bilir; mülteciler üzerinden sağlanan basınç darbe ve FETÖ’cülükle suçlanan askerler konusunda bir iki adım atılmasını da sağlayabilir. Ama açık ki; olan yine mültecilere olur ve o da yazık olur. Çünkü karşılığı olmayan kısa vadeli umut pompalamaları; yeni göçleri, yeni hayal kırıklıklarını, hatta ölümleri beraberinde getirir. Bu nedenle mülteciler, devletler arasında siyasi krizlerde herhangi bir şekilde pazarlık konusu yapılmamalı, yapılamaz. Açık ya da kapalı her nasıl ve hangi taraftan gündeme getirilirse getirilsin böylesi pazarlıklar kabul edilemez.

‘GERİ KABUL’ KALKSIN AMA NASIL?

2015 ağustos ayında, aynı şekilde sahte umut pompalanarak Edirne’ye doğru yola çıkan mülteciler perişan olmuştu. Otobüs bileti bulamayan yüzlerce mülteci de 236 kilometrelik yolu yürüyerek katetmişti. Sonuç ise tam bir hüsran olmuştu. Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı “Sarayiçi Er Meydanı” sınırdan çevrilen mültecilerle dolmuştu. 

Bütün bu insanlık dışı manzaraların bir daha yaşanmaması için; her ne gerekçe ile gündeme gelirsin gelsin mülteciler kesinlikle pazarlık konusu yapılmamalı. 

Buraya kadar yazılanlardan kimse “geri kabul antlaşması”nı savunduğumuzu ya da koruduğumuzu sanmasın. Tersine “geri kabul anlaşması” en büyük insan hakkı ihlallerinden biridir ve bırakalım durdurmayı, derhal kaldırılmalıdır! Ama böylesi bir adım, mültecilere güvenli geçiş kanalları açılmadığı ve sığınma talebinde sınırlar kaldırılmadığı sürece karşılığı olmayan bir adımdır.

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Haziran 2018 02:12
www.evrensel.net