Romansız yayla olmaz ama...

Romansız yayla olmaz ama...

Ordu’nun Aybastı ilçesi Perşembe Yaylası Şenlikleri, 906’ıncı yıl dönümünü 9 Temmuzda yaptığı kutlamalarıyla geride bırakırken, kronikleşmiş sorunlarını da bir başka bahara ertelemiş oluyor. 2009 yılında AKP’li Belediye Başkanı, İzzet Gündoğar, genel ahlakı bozuyor gerekçesiyle Romanları jandarma zoruyla yaylada

Gülten Madenli

ŞENLİKLERİN RENGİDİR ROMANLAR

9 Temmuzda başlayıp 15 Temmuzda biten yayla şenliklerinde Roman dostlarımla, esnaflarla ve yayla insanlarıyla yaptığım görüşmelerde yasağın kalkmış olmasına rağmen, sorunların daha çok düğümlendiği yönünde. Romanlar ülkenin çeşitli bölgelerinden (Çoğunlukta İzmir, Dikili, Balıkesir Havran, Gönen Antalya, İzmit) gelerek Perşembe Yaylası’nda buluşurlar. Oradan dağıldıkları başka yaylaların şenliklerinin vazgeçilmez rengi olurlar. Çünkü onların da atası Perşembe Yaylası’nda doğmuş, evlenmiş, yaşlanmıştır. Her yıl panayırdan 1 ay önce geldikleri, doğasına büründükleri yayla yaşam alanları olmuştur. Dostluk kurdukları yayla insanlarıyla zorlu ama neşeli hayatlarında yaşlılıklarına da tanıklık etmişlerdir. Şenliklerde eğlendirerek kazandıkları paranın bir bölümünü yayla esnafına bıraktıklarından ekonomilerine katkıları önemlidir.
Bu yıl Ramazan nedeniyle ertelenen şenlikler yeniden başlıyor. Yaylanın yüzyıllardır gelenekselleşen yöresel eğlence anlayışı, yerel yönetim tarafından budanarak göstermelik at yarışı ve Ata sporu dedikleri yağlı güreşlerle sınırlandırıldığından, Romanlar, yayla çocuklarını, gençlerini birkaç günde olsa eğlendirebilen tek şeydir. Bu zorlu yaşamın içindeki insanlar; yıllarını vererek kendi yaratımlarıyla oluşturdukları zeka gerektiren eğlence oyunlarını meslek edinmişlerdir. Genelde anadan kızlarına geçen mesleklerde oğullar, babalar, şoförlük dışında yaşadıkları emeğe yardımcı konumda ya da dinlencededir. Kadınlar ise yoğun çalışır, ailesini besleyen ana çatıdır.

KENDİ TASARILARI OYUNLARLA EĞLENDİRİRLER

Etrafını çadır evlerinin çevrelediği alanlarda açtıkları tezgahlarda; zaman içinde geliştirdikleri sanatlarından tespit ettiklerim şunlar: Küçük, orta, büyük penaltı oyunları, (büyük penaltıda kızlar profesyonel kaleci) el penaltısı, çarkıfelek, küçük çarkıfelek, Çin oyunu, havalı tüfek atışı mantar’a, büyük tablolara  nişan atışı, küçük bovling (5 yıl uğraşıdan sonra tasarlaya bildikleri bilgisini aldım) Stires makinası, (Tasarlamak uzun yıllarını almış) langırt oyunları, şapka oyunu (kendi tasarımları), Spor Toto, şans oyunu, gondol, atlıkarıncalardan; uçan sandalye, döner cip, askılı cip, küçük sokolin, zıp zıp oyunları, halka atmaca.

BİR YASAKLANAN BİR İZİN VERİLEN OYUNLAR

Oyun tezgahları olup dışarıdan gelen esnafa Romanlar Gacı der ve iç ilişkilerinde birbirlerini de rakip görürler. Konya, Tokat, Borçka, Siirt, Samsun, Mersin, Amasya’dan gelenlerin tezgahları bir aradadır. Yıllardır gözlemlediğim kimi zeka gerektiren oyunlarını belediye önce yasaklar, sonradan makbuzsuz para karşılığı izin verir. Jandarma gelir yasaklar, tekrar içlerinde görüşmeler olur izin verilir. Bu yetkililerle aralarında sık yaşanan özel durumlardır. Yıllardır Romanlardan dinlediğim şenlik, panayır, festivallerde yerel yönetimler tarafından verilmesi gereken çalışma izinleri kimi il ve çevrelerinde işleyişinin farklı olması. Romanların deyişine göre, bölge mafyası taşeron olarak  izin alır ve  büyük abilere hizmet eder, rüşvet vermeyen Roman ise bir yerinden vurlur. Osmancık, Kargı, Samsun merkez köy Sakarlı, Terme, Boyabat’a bağlı Zile belediyeleri. Balıkesir çevresi, Çanakkale merkez ve çevrelerinde kendileri muhatap kabul edilip direk çalışma izni alamazlar.

700 KAMYON DOLUSU AİLE YOLLARA DÜŞER

Tesbit edebildiğim 700 kamyon dolusu aile (Kimi aileler son yıllarda yaşadıkları derinleşen ekonomik sıkıntılarından dolayı, dayanışma amacıyla bir kamyonda 2 aile birlikte seyahat ediyor) mayıs ayında başlayan yaşama tutunma serüvenlerini aralık, ocak ayında sonlayarak evlerine geri dönebilirler. Dönüşlerinde de çocuklarıyla birlikte mandalina, zeytin bahçelerinde çalışarak, geri dönüşümlü toplayıcılık yaparak yaşama tutunurlar. (Ramazan ayına denk gelen boşluklarında Samsun’un Terme ilçesinde 20 gün bekleyerek fındık işçisi olmak istemişler, konaklama izni alamamışlardır) Çileli hayatlarını her ne kadar çocuklarının yaşamasını istemeseler de eğitimlerinden geri kalır, sıcağa, yağmura, sele, soğuğa dayanmaya çalışırken çoğunluk hasta ve bakımsız kalırlar. Çünkü şenlik ve panayır yerlerinde, Perşembe Yaylası’nda da olduğu gibi sağlık ekibi ambulans yoktur. Perşembe Yaylası’nda içecek suları, tuvaleti, duşu, elektrikleri de yoktur. Esnaf ve yaşayan yayla insanı da dahil olmak üzere belediyeye verilen dilekçelerin karşılığı da yoktur. Yollar topraktır ve tozludur. Obalar ve Tokat iline ait ilçeleriyle bağlantıları yol yüzünden problemlidir. Son gün 70 bin kişiyi ağırlayan yayla, kendi kaderine terk edilmiştir. Yaylada yapılmayan halkın tuvaleti yapılaşma yasağı gerekçesiyle ötelenirken, kaçak olarak hızlıca betonlaşan yayladan belediyenin kasasına para girmektedir. İçki ruhsatları iptal edilmiş, halkın eğlencesi olan çadır restoranları kadınlar türkü söylüyor diye yasaklanmıştır. Hızlıca gericiliğe giden anlayışta şenlik için davet edilen konser programları yaylanın dışında yerleşkelerde verilmeye başlamıştır. Arap turistlere günü birlik geziler düzenlenmeye başlanmıştır.

*İnsan Hakları Savunucusu

www.evrensel.net