Bu daha başlangıçsa…

Fotoğraf: Burak Su/Wikimedia Commons (CC BY-SA 2.0)

Bu daha başlangıçsa…

Nuray Sancar yazdı: Metal işçilerinin grevinde, üniversitelerde, kamu emekçilerinin etkinliklerinde Gezi giderek ortak bir mirasa dönüştü…

Nuray SANCAR

Gezi direnişini beş yıl önce yaşanmış bitmiş, anlık bir kitle teyakkuzu olarak değerlendirmek zor. 2013 haziranında bütün kentlerde şu veya bu şekilde halkı sokağa çıkaran, herkesin ta içinde duyduğu “çağrı”nın koşulları pek değişmediği için Gezi, bir kez kendini dışa vurma imkanı bulmuş, sonra sönümlenmiş bir toplumsal vaka olarak ele alınamıyor. Onu ortaya çıkaran potansiyel aynı yerde durduğu için Gezi’nin hayaleti de hep ortada.

Gezinin hâlâ güncel olmasını, bu bakımdan, onun yinelenmesinden ziyadesiyle korkan siyasi iktidarın sık sık bu direnişi şeytanlaştırmaya çalışmasına ya da Taksim Dayanışma gibi bir örgütlenmenin yeni bir çağrı yapmasıyla Gezicilerin hazır kıta alanda olacağını düşünen hatırı sayılır bir kesimin bulunmasına bağlayamayız. O zamanlar ilk Mehmet Ali Alabora’nın kullandığı “Mesele bir ağaç meselesi değil, anlamadın mı” sözünün içerdiği bütün çağrışımlar bugün hâlâ geçerliyse Gezi bir potansiyel olarak kalmaya, doğal olarak devam edecektir. Bu potansiyel hiç açığa çıkmasa bile, veya yarın hemen tekrar açığa çıkacakmış gibi dursa da böyle bu.  

Çünkü Taksim Gezi Parkı'ndaki ağaçların gölgesindeki “mesele” daha da ağırlaşmış durumda.

Halkın bir kesimini aşağılayıp diğer kesimini ihya ederken iki tarafı da birden sömüren, gençleri geleceksizleştiren, yasaları hiçe sayarak “paşa gönlüm” kriterlerine göre memleket yöneten, rant ve spekülasyon ekonomisinin nihayet bir bunalıma evrilmesine neden olan idare hâlâ aynı. Bir de Kabataş ve Dolmabahçe camisi yalanları için beklenen özür gelmediği gibi o süreçte yaşananların gerçek bir hesaplaşması yapılamadı. Öldürülen ve yaralanan gençlerin mahkemelerinde her zamanki parodinin tekrarından başka bir sonuç alınamadı.

Öte yandan Gezi direnişi zaten mayalanmakta olduğu anlaşılan bir ortak duyunun açığa çıkmasını tetiklemişti. Bu ortak duyu Gezi’nin, günlük sorunları çözmenin ötesinde gelecekle ilgili bir vaatte bulunmasıyla bağıntılıydı. Bir hareketi demokratik bir biçimde yönetebilme kabiliyeti, kendi kaderini tayin etme iradesi, 15 gün boyunca izlenecek taktiklerin birlikte kararlaştırılması, alternatif toplumsal ilişkilerin kurgulanması, kentsel mekanın gelecekteki prototipinin eylem alanında yaratılması, dayanışma, kolektivite vb. bu ortak duyunun başlıca unsurlarıydı.

Fotoğraf: Burak Su/Wikimedia Commons (CC BY-SA 2.0)

Gezi’den sonraki eylemlerde de aynı ortak duyu kendisini hep hissettirdi. Metal işçilerinin grevinde, üniversitelerde, kamu emekçilerinin etkinliklerinde Gezi giderek ortak bir mirasa dönüştü. Bugün de örneğin “Halkım tamam diyorsa giderim” diyen Erdoğan’a karşı yapılan TAMAM eylemleri, sözü kullanana geri çeviren kuşağın yeteneğinin işaretidir ve bunun Gezi’de kazanıldığını unutmamakta yarar var. Önce 7 Haziran seçimlerinde ve şimdi, tek adam rejiminin geriletilmesinin başlıca öncelik olduğu 24 Haziran seçimlerine doğru, ev içinde oy dağılımı hesapları yapılırken de aynı ortak duyu harekete geçmiş durumda. 5 yıl önceki Gezi-Lice el ele sloganı şimdi Meclis aritmetiğini kotarma çabasının fonunda duruyor. Gezi, bu bakımdan bugünün gündelik reflekslerini şekillendiren bir kültürel yankıdır aynı zamanda.

Ne var ki bu yankılanma biçiminin, kendi kaynağını tekrar tekrar üretebileceğini söylemek de doğru olmayacaktır. Evet aynı suda iki kez yıkanılmaz çünkü! Direniş deneyiminden çıkarılan derslere, ve hâlâ ortada duran potansiyele bakarak şöyle bir öngörüde bulunmak mümkün: bundan sonraki süreci Gezi’nin eksikleri, ihmal ettikleri belirleyecek. Çünkü ihmal edilenler Gezi’nin sınırlarını çizmiş, olanaklarını daraltmıştı. Ama bu faktörlerin kendi haline bırakılmaması gerektiğini bir kez daha gösteren de Gezi’ydi.

Denebilir ki; yeni bir halk hareketinin şartı Gezi’den, metal fırtınadan, gençlik ve kadın eylemlerinden biriktirilenlerin sağlam bir tasnifini mümkün kılabilecek örgütlü bir gücün oluşumuna bağlı artık. Çünkü Gezi’nin muradına ermeden sönümlenmesini kolaylaştıran bu örgütsel yoksunluktu. Halkın bir kesimi direnişteyken fabrikadaki bantlar dönüyor, bacalar tütüyor, üretim kesintiye uğramıyor; işçi sınıfı ve diğer emekçiler orada yerini almıyorsa Gezi ya giderek geçmişin fetiş bir nesnesi ya da muhayyel bir gelecek hedefi olarak kalacaktır ki, Gezi’nin bu iki hali de kötüdür.

Fakat Gezi’den geçmiş bir ahali, eğer bu daha hakikaten başlangıçsa, oradaki iyiden kalkarak yola devam etmeye de yeteneklidir kuşkusuz.

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Mayıs 2018 07:12
www.evrensel.net