AKP’li seçmen: Tam yaşanacak zaman ama işçi ve köylü dibe vurdu

İstanbul Avcılar’da bir ağacın gölgesinde, bir bankın üstünde oturanlarla, çarşıda pazarda dolaşanlarla seçimi konuştuk.

Vedat YALVAÇ
Yeşim YÜZAY
İstanbul

Memleket baskın bir şekilde gelen seçimin havasına girmeye başladı. Hemen her yerde adaylar, ittifaklar, ihtimaller baş gündem olmuş durumunda. İstanbul Avcılar’da da bir ağacın gölgesinde, bir bankın üstünde oturanların, çarşıda pazarda dolaşanların, alışveriş yapanların, kuyrukta bekleyenlerin konuştuğu hep seçim. Mikrofonu uzattığımız yurttaşlar, öyle ilgili ki meseleye, röportajımız bir süre sonra, kendi deyimleriyle ‘açık oturum’a dönüşüyor. 

Muhalefetteki partilere oy verecek olanların 16 Nisan’a göre daha korkusuz ve daha baskın tartıştığını gözlemliyoruz. Özelleştirmelerden eğitime, işsizlikten ekonominin kötü gidişatına kadar söyleyecek çok şeyleri var. 

AKP’liler ise savunmaya geçmiş durumda. Ama söylediklerini birkaç cümle sonra yine kendileri çürütüyor. Örneğin “Bu zaman tam yaşanacak zaman. İnsanlar bulmuş da bunuyor” diyen emekli bir AKP’li birkaç cümle sonra “Emekliyim ama yine de çalışıyorum. Çalışmasam aç kalırım. Zaten işçi ve köylü dibe vurdu” diyor. Yine “Türkiye’nin halinde ne varmış! Her şey çok iyi. Matematiksel olarak ortaya koyun bakalım” diye çıkışan yaşlı amca birkaç cümle sonra “Eğer kiralar bu kadar yüksek olmasa insanlar geçinir. Avcılar’da bodrum katı bile 1500 lira” diyor. 

“Her şey çok iyi, çok güzel” söylemiyle kendi yaşamlarından aktardıkları arasındaki çelişkiye işaret edince ise istisnasız aynı argümanı duyuyorsunuz; “Eskiden gaz kuyrukları vardı. Yine mi o günlere dönelim.” 

‘MHP, AKP’NİN VAGONU OLDU’

Avcılar’da ‘havuz’ olarak bilinen meydandayız. Burası belediyenin hemen yanı. Özellikle güzel havalarda, Avcılar’ın en kalabalık yerlerinden biri. 

Havuzun kenarında bir bankta kendisini “çekirdekten MHP’li” olarak tanımlayan bir adamın yanındayız. 24 Haziran’da oyunu “Programını beğendiği için” İYİ Partiye vereceğini açıklıyor ama Bahçeli’ye duyduğu tepkinin de önemli bir etken olduğunu anlıyoruz. “Sen 50-60 yıllık bir partisin bir aday gösteremiyor musun? Onun bunun vagonu oluyorsun. Bu kadar insanı da kendinle beraber ayaklar altına aldın. Biz çekirdekten MHP’liyiz, yeni değiliz yani. Bir sürü acısını çekmişiz biz bu davanın. Getirdi bizi Ak Parti’nin peşine taktırdı” diyor. 

‘AÇIM BEN... NE YAPAYIM YOLU, KÖPRÜYÜ!’

16 yıldır ülkeyi yöneten AKP’yi “Bir fabrika mı kurdular, sanayiyi mi geliştirdiler! Köprü yaptılar, yol yaptılar... Ben açım ne yapacağım yolu, köprüyü. İlaç alamıyorum ilaç. Yol, köprü mü benim midemi dolduracak?” diye eleştiriyor. 

O sırada yanda oturan bir vatandaş, “İlaç alamıyorum derken yalan söylüyorsun” diye lafa giriyor. Karşılıklı atışmaya başlıyorlar:  

- Eskisi gibi kuyruk yok. 
- Git bakalım, ilacı kaç paraya alacaksın? 
- Başkasından zaten hayır yok ki. 
- 16 yıldır onlar mı yönetiyor da hayrı yok. Kimin kazanımlarını harcıyor? Kendi cebinden getirdi değil mi? Kimse şimdi verilen zararı vermedi. Bakın cumhuriyetin tüm kazanımları satıldı. Bir tek şeker fabrikaları kalmış onlar da satıldı. Yarın başka şeyler satılacak. Ne olacak? Sonu ne olacak? 
- Bizimkiler satılmadı, benim tapularım duruyor. 
- Sen yakında o tapuları da teslim edersin, maaşını da teslim edersin.
- Ben 65 doğumluyum, Hataylıyım. Bu hükümetten daha iyi hükümet görmedim daha...
- İyi ne yaptı? Bana bir söyle. Bedavaya mı gidip muayene oluyorsun. Bir hastaneye git de gör. Türkiye’den haberiniz yok. Oturun A Haber’i izleyin, atv’yi izleyin... 
- Ekonomi de çok iyi gidiyor, daha iyiye gidecek inşallah. Ben çalışmıyorum. Emekli maaşı ile geçiniyorum. İki çocuğum çalışıyor, ikisi de okuyor. Halimizden memnunuz. Bundan iyisi gelemez... 
- Ya ya üniversiteyi bitirip gidip limon satacak. Milyonlarca insan var, diplomalı, pazarda limon satamıyorlar. Neden bahsediyorsun sen? 
- Önceden diploması da yoktu onların. 

‘A HABER İZLEYİP KAFANIZI KUMA GÖMÜYORSUNUZ’

AKP’li olana doların, avronun yükselmesinin kendisini etkileyip etkilemediğini sorduğumuzda tartışma daha da alevleniyor. 
- Dolar niye etkilesin ki beni. Türk parası var benim cebimde. Benzine zam gelir, daha önce de geliyordu. Dolarla darbe yapıyorlar ülkemize. 
- Dolar yükseldi darbe olacak, yok bilmem kimler yapıyor. Kendine bakacaksın kendine. Bu ülkeyi sen yönetiyorsun, birileri yönetmiyor bu ülkeyi.
- Yine de bizim ülkemiz çoğu ülkeden iyidir. 
- Bizim her tarafımız kaynak.
- Kaynakları çıkaramıyor ki...
- Neden çıkaramıyorsun? 
- Bekle, 2023’ten sonra! 
- Asıl, kaynakları ne yaptın? TEKEL’i sattın, şeker fabrikalarını sattın, köprüleri sattın, barajları sattın, suları sattın, denizleri sattın. Ne kaldı Türkiye’de? Kaynakların yok muydu senin? 
- Bizim kaynaklarımız duruyor kardeşim. Ülkemiz iyiye gidiyor. 
- A Haber’i izliyor oturuyorsunuz, kafanızı kuma gömüyorsunuz. Türkiye’den haberiniz yok sizin! 

NASIL ALIP YİYECEK FAKİR?

AKP’linin söylediklerine kızan bir kadın, “İlaç alıyoruz diyor, nereden alıyoruz. İlaçlarımızı alamıyoruz ki. Milleti dolandırıyor eczaneler olsun, doktorlar bile. Hani bıçak parası yoktu. Para vermeden yine ameliyat olamıyorsun. Ne diyor, doların bana bir zararı yok! Bize zararı var. Dolar yükselince her şey yükseliyor, A’dan Z’ye her şeye zam geliyor. Bir kilo zeytin 25-30 lira. Nasıl alıp yiyecek fakir...” diyerek, gelecek için, çocukları için kaygılı olduğunu söylüyor. O da İYİ Partiye oy vermeyi düşünüyormuş. 

EMEKLİ AMA ÇALIŞIYOR, YİNE DE ‘MİLLET BULMUŞ DA BUNUYOR’ DİYOR

Fotoğraf: Evrensel

Aynı yerde bulunan 60 yaşında bir emekli ise ülkenin iyi yönetildiğini söyleyerek, “Geleceğe daha umutla bakıyorum ben” diyor. “Eskiden kuyruğa geçerdik gaz almak için, kahvelerde sabahlardık. Bu ülkede bolluk var. Aslında yaşama devri bu devir ama millet bulmuş da bunuyor yani.” 

“Çalışıyor musun?” sorumuza verdiği yanıt ise çizdiği memleket tablosuyla çelişiyor: “Emekliyim ama halen çalışıyorum. Geçinmek için... Yetmiyor, çalışmasam aç kalıyorum. Kim gelirse gelsin asgari ücretin 2 bin liranın üstünde olması lazım. İkincisi emeklilerin en aşağı 2 bin lira alması lazım. Alıyor 800 lira, 900 lira, bununla geçim olmuyor yani. Tayyip de sıkıyor ama bol dağıtsa ona bir şey kalmayacak. İşçi köylü dibe vurdu. Geri kalan şeylerine diyecek yok. İyi şeyleri var, yok diye bir şey yok, inkar edemeyiz. Gelmiş geçmiş hükümetlerin en iyisi...”

HAVUZ BAŞI DEĞİL SİYASET MEYDANI!

Ona, 45 senedir Avrupa’da yaşadığını söyleyen biri “Orada da emekliyim, burada da emekliyim. Hanım da aynısı. Benim durumum iyi. Ama buradaki vatandaşları görüyorum, ağlıyorum” diye müdahale ediyor. Bundan 4-5 yıl önce 1 avronun 2 lira olduğunu hatırlatarak, “Şimdi olmuş 6 lira! Nasıl geçinecek bu adam 1600 lira maaşla? Avrupa bize düşman! 45 yıl ben orada çalıştım, patronluk yaptım, hiçbir problem yoktu. Bu birkaç senedir bize düşman oldular. Camilerimizi yakıyor. Çünkü Avrupa’yı kışkırttı...” 

AKP’li olan “Ülkemiz iyiye gidiyor hazmedemiyorlar” diye itiraz ediyor. “Aslında hiçbir devlet adamı bunun gibi konuşamadı. Avrupa’ya karşı hep pasif kalıyordu önceki liderlerimiz.” Avrupa’da yaşayanın yanıtı gecikmiyor; “Niye kırk senedir istiyor da şimdi istemiyor?” 

“Türkiye’nin halinde ne varmış hele söyle. Matematiksel olarak ortaya koy” diyerek bu kez başka bir emekli söze karışıyor. “Hiç değilse bu adam erkekçe, delikanlıca konuşuyor. Olacaksan adam gibi ol, yaşayacaksan adam gibi yaşa. Demagoji yapmayın. Ben 80 yaşındayım. Bir paket sigarayı tezgah altından alıyorduk...” diye başlıyor. 

Yanındaki oturan kişinin emekli olduğu halde çalışmak zorunda kaldığını hatırlatıyoruz, “Ne güzel, iş bulmuş. İş bulamayan üniversite mezunları var” diye yanıt veriyor. 

Oradan geçen emekli bir kadın, “Ne geçiniyoruz!” diyor kızgınlıkla, “Bugün aldım, maaş bitti gitti. Bir saat sürmedi.” En başta konuşan İYİ Partili de “Üç öğün ekmek yesen yetmez” diye onu destekleyince yanıt veremiyor. Gülerek, “Ooo, burası tam açık oturuma döndü” diyor. Bir yandan da “Bugün ev kiraları bu kadar yüksek olmasa bir aile geçinebilir. Avcılar’da bir bodrum katına 1500 TL istiyorlar” diyerek, kira ödemediğini, ödese geçinemeyeceğini ekliyor. “Haydi o zaman, senin dediğin gibi, matematiksel bir hesap yapalım” diyoruz, “Burası açık oturum, burada matematik olmaz” diye yan çiziyor. 

HER ŞEY İYİYSE NEDEN SEÇİM ERKENE ALINDI, YOK DEĞİLSE NEDEN TEKRAR BUNLARI SEÇELİM?

İlk olarak, kime oy vereceğini söylemek istemeyen, ancak “Kesinlikle iktidarın dışında birine” diyerek muhalefet tarafında yer aldığını belli eden bir muhasebeciyle konuşuyoruz. “16 yıldır kandırılıyoruz” diyerek, şöyle devam ediyor: “Cumhuriyet tarihimizin tüm kazanımlarını sattık. Bu, babanızdan kalan malları satıp yiyip bitirmeye benziyor. Şimdi satacak bir şey kalmadı. Şeker fabrikalarını da satıyoruz. Sonra ne olacak? Betona yatırım yapıyoruz. Ondan sonra soruyoruz, dolar neden 5 liraya yürüyor diye. Bir şey üretmeden, hazırı satarak devam ederseniz böyle olur. Bizi koalisyonla korkutanlar 16 yıldır bu ülkeyi tek başına idare ediyor ve her seferinde daha fazla şey istiyorlar. Sizce başbakanı dahi değiştirebilecek güce sahip birinin başka neye ihtiyacı olabilir ki! Artık bir şeyleri konuşmamız lazım. Ülkede tek adam iktidarı var mı? Evet var. Yani tek kelimeyle her şey değişebiliyor. Sınavlar öne alınabiliyor, KHK demek zaten tek adam demek. Seçimi erkene aldı. Her şey güzelse neden seçimi erken yapıyoruz, her şey güzel değilse neden tekrar bunları seçiyoruz.”

İktidarın kesinlikle değişmesi gerektiğini düşünüyor, ama yerine gelecek olanların da mevcut durumu değiştirebileceğine inanmıyor. “Türkiye’nin eğitim, sağlık, işsizlik, Kürt sorunu gibi büyük sorunları var, kimse bunları tek başına çözemez. Bunlar aynı zamanda hepimizin problemi. Herkesin bir araya gelip, el birliği ile bir şeyler yapması lazım” diyor. Demirtaş’ın cezaevinde olmasına da tepkili; “Fikirlerini savunursunuz, savunmazsınız ama biri cezaevindeyse bu eşit bir yarış olmaz, çıkacak. Herkes söylemek istediğini söyleyecek. İnsanlar da ona göre oy verecekler. Zaten medya kapalı. Bir de adamı içeri atıyorsun. Çok doğru şeyler değil bunlar...”

‘OKUMUŞ ÇOCUKLARIMIZ HEP BOŞ GEZİYOR’

Hemen yanında oturan üç kadınla devam ediyoruz sohbete. İçlerinden en yaşlı olanı “Onlar keyfine bakıyor, biz böyle aç susuz geziyoruz sokaklarda. Ekonominin hali ortada. Bazıları hep işsiz güçsüz, bazılarının keyfi de yerinde” derken, başörtülü olan alıyor sözü; “Desene, üniversite öğrencilerine iş versinler! Okumuş çocuklarımız hep öyle boş geziyor. Mesela benim kızım üniversite okumuş, yüksek lisans yapmış ama işçi olarak çalışıyor şimdi. Yazık günah değil mi? Üç dört tane çocuk okuttum hiçbirinin işi yok...” Kime oy verdiğini soruyoruz, gülerek “Söylemeyeyim” diyor. Yaşlı olan ise halen kararsız olduğunu ekliyor. Üçüncü kadın ise “Herkes işini düzgün yapsın, belli olur sandıkta” diye konuşuyor. İktidarın işini düzgün yapıp yapmadığını sorduğumuzda ise şu yanıtı alıyoruz: “Düzgün yaptığını düşünüyoruz da işin ortasına girip bozanlar var. İnsan gibi çalışan da var, çalışmayan da... İnşallah gelecek güzel olur. Savaşsız bir Türkiye olsun. Çoluğumuz çocuğumuz Türkiye’de rahat dolaşsın.” Eşi asgari ücretle çalışıyormuş, “Doğrusu yetmiyor, zor geçiniyoruz. İstediğimizi alıp, istediğimizi giyemiyoruz. Evimizdeyiz” diyor ama “Gelen gideni aratıyor” düşüncesiyle AKP’ye oy vermeye devam edeceğini söylüyor.

KENDİSİ DE BAYAĞI ALDI GÖTÜRDÜ AMA... 

Bir bankta tek başına oturan bir kadınla konuşuyoruz. Daha önce CHP’ye, Ecevit’e de oy vermiş.  Şimdi AKP’ye veriyor. Önce “Hepsinin aynı olduğunu” söylüyor, ardından “Adam vuruyor masaya, bir şeyler yapmaya çalışıyor. Tamam ekonomi kötü, kendisi de bayağı aldı götürdü ama bal tutan parmağını yalarmış” diye konuşuyor. Emekli olmuş, 3 bin 600 prim gün sayısıyla. Memur hatası nedeniyle iki gün açığı çıkmış. “İki sene sonra verdikleri parayı geri aldılar faiziyle birlikte” diyor. Nasıl geçindiğini soruyoruz, “Ne geçineceğim oğlum! Hiç geçinemiyoruz” diye yanıtlıyor. Neden AKP’ye oy verdiğini sorduğumuzda ise yanıtı “Ne bileyim, yine bir şeyler yapıyor işte, yoluydu, metrobüsüydü...” oluyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Mayıs 2018 10:18
www.evrensel.net