Seçime Doğru: Millet aç ama hikayelere karnı tok!

Fotoğraf: Hasret Kanat/EVRENSEL

Seçime Doğru: Millet aç ama hikayelere karnı tok!

Kağıthane’de atölyelere, kahvelere girdik, pazarı dolaştık, seçim bürolarını ziyaret ettik. Yurttaşlar seçim heyecanının olmadığını söylüyorlar.

Meltem AKYOL
İstanbul

Seçimlere bir aydan az bir zaman kaldı. Sonucu büyük illerin belirleyeceği tartışılan seçimde, İstanbul’un her ilçesi ayrı önem kazanıyor. AKP’nin referandumda yüzde 51.4 ‘hayır’ diyen İstanbul’u özel olarak ele aldığı bizzat parti yöneticileri tarafından dile getiriliyor.

Peki, İstanbul’da durum ne? Yurttaşlar için 16 Nisan referandumundan beri ne değişti? Seçim vaatlerinden ekonomiye, dış politikadan ittifaklara yaşanan gelişmeleri nasıl yorumluyorlar?

Bu sorulara yanıt aramak için 16 Nisan referandumunda da gittiğimiz Kağıthane’deyiz.

442 bin nüfuslu Kağıthane’nin 19 mahallesi var. Lale Devri’nin “popüler” ilçesi şimdilerde irili ufaklı atölyelere ev sahipliği yapıyor. İşçi ve emekçilerin yoğun yaşadığı Kağıthane, Suriyeli mültecilerin de en yoğun olduğu ilçelerden. Sadece Suriyeli değil, Afgan, Özbek, Kırgız... Göçmenlerin gelip yerleştiği ve üç kuruş paraya çalıştığı ilçe burası.

Referandumda yüzde 54.1 ile ‘evet’in galip çıktığı ilçede, 1 Kasım seçimlerinde AKP yüzde 54.9, CHP yüzde 25.2, MHP yüzde 9.6, HDP ise yüzde 7.8 oy aldı. 2014 yerel seçimlerine AKP’nin oyu 50.9 idi. Referandumda oyunu korumuş gibi görünse de aslında ‘evet’ diyen  AKP, MHP ve BBP’nin oy toplamı yüzde 65’e denk geliyor. Yani Cumhur İttifakının Kağıthane’de de önemli bir oy kaybı yaşadığı aşikar.

16 NİSAN’DA GİTTİĞİMİZ ATÖLYELERİN BİR BÖLÜMÜ KAPALI

Fotoğraf: Hasret Kanat/EVRENSEL

Kağıthane’de atölyelere, kahvelere girdik, pazarı dolaştık, seçim bürolarını ziyaret ettik. Eski seçim havasının, heyecanının olmadığını söylüyor herkes.

Bir yıl ara ile yapılan seçimlerin de bunda etkisi var ama en temel gerekçe ekonomi gibi görünüyor. Geçim sıkıntısı arttıkça, buna bir de baskılar eklenince  umutsuzluk da artıyor.

Seçim meydalarında, manifestolarda vaatler havada uçuşurken vatandaşlar ise tepkili: Sen istediğin kadar vaat ver, insanlar bir kilo et alamıyor!

İlk olarak Çağlayan’dayız. Burası Kağıthane’nin en kalabalık mahallerinden biri. Hemen her sokak arasında, her apartman altında irili ufaklı tekstil atölyeleri var... 16 Nisan’da gittiğimiz atölyelerden bir bölümü kapanmış. Hâlâ açık olan atölyelerden birindeyiz. O zaman daha kalabalıktı; iş yapamamış, ‘sezon arası’ 6-7 ay sürmüş, tam kapanacakken işçiler ortak olmaya karar vermiş, atölye öyle ayakta duruyor. İşçilerle konuşuyoruz. Ortak dertleri ekonomi, geçim sıkıntısı.

İki çocuk babası Ali, ekonomideki bu kötü gidişe rağmen insanların “Erdoğan’a oy vereceğim” dediğini belirterek, “Takım tutar gibi parti tutuyorlar. Oysa sadece ben değil o da pazardan eli boş dönüyor” diyor.

Şahin ise henüz 18 yaşında. İlk turda oy kullanamayacak. Batman’dan gelmiş. Kazandığını annesine gönderiyor. İşten çıktıktan sonra HDP’nin seçim çalışmalarına katılıyor. Biraz umutsuz; “Bir canlılık yok, insanlar korkuyor da. Eskiden rahatça gittiğimiz insanlar şimdi daha çekingen, biz de eskisi gibi rahat çalışamıyoruz. Umutsuzluk var...”

‘BAŞKA BİR ALTERNATİF GÖRSEM...’

Fotoğraf: Hasret Kanat/EVRENSEL

Kaşif’le referandumdan önce de konuşmuştuk. AKP’yi ve ‘evet’i savunuyordu. Şimdi yine AKP’ye oy vereceğini söylüyor, ama eskisi gibi hararetle savunmuyor. Hatırlatınca, “Heyecan falan kalmadı, sade bende değil, kimsede kalmadı. İnsanlar umutsuz, dolar aldı başını gitti. Durum kötü, işler duracak, her şey dolara endeksli. Vereceğimi söyledim ama başka alternatif görsem, ona veririm. Ekonomiyi düzeltecek, canlandıracak birisi olsa...”

Bir başka işçi Erkan, “Erdoğan kazanamak için her şey yapacak ama, sonuçları halk belirleyecek” diyor. Kimsenin meydanlarda uçuşan vaatlere inanmadığını söylüyor; “Herkes vaat veriyor, ama hikaye. İnsanlar inanmıyor artık. Kriz var, dolar 5’e dayanmış. Bu sadece bana değil ki, AKP’ye oy verene de. Bunu anlatmak lazım...”

HDP’Lİ İŞÇİLERİN OYU ‘MEMLEKET’TE

Bir başka atölyedeyiz. Ağırlığı Batmanlı ve Hakkarili Kürt işçiler omak üzere 30 kişi çalışıyor. Az da olsa Suriyeli işçiler de var. Öğle molası bitmek üzere. Molada Seher için doğum günü pastası kesilmiş. 26’sına girmiş Seher, 14’ünden beri çalışıyor. Sigortası yok, “Kendim istemedim” diyor ama atölyede çalışanların yarısının sigortası yok. HDP’li, Demirtaş’ı desteklediğini söylüyor ama 5 yıldır oy kullanmamış.

19 yaşındaki Diyar ise Hakkarili. Sokağa çıkma yasağı sonrası İstanbul’a gelmiş. Seçmen kaydı Hakkari’de olduğu için oy kullanamayacağını söylüyor.

20 yaşındaki Ercan da 3 ay önce gelmiş Hakkari’den İstanbul’a. Bir bekar evinde 5 kişi ile birlikte yaşıyor. O da adres değişikliği yapmamış iş yoğunluğundan. Oy kullanabilmesi için Hakkari’ye gitmesi lazım.

Böyle 10 kadar işçiyle konuşuyuruz; çalışmaya gelmişler, izin alıp adres değişikliği yapamamışlar, belki biraz da önemsemeyerek.

Seçimlerde, özellikle yaz aylarına denk gelen seçimlerde, bu sorun hep yaşanıyor. Hatta HDP, 7 Haziran seçimlerinde otobüslerle taşımıştı seçmenlerini. Görünen o ki, oy kullanamayacak seçmen meselesi hâlâ önemli bir sorun olarak duruyor.

DÜN OLSA ERDOĞAN’A VERİRDİM AMA...

Bu seçimlerde hem birinci hem de ikinci turda HDP’nin ve Kürt seçmenin kritik önemde olduğu sık sık vurgulanıyor. HDPye oy veren yurttaşlar açısından ise seçim meydanlarında söylenenlerin çok da karşılığı yok.

Üç çocuk babası Halil, Kürtlerin artık “görmeden inanmayacağını” söylüyor. “CHP’nin adayı İnce, Demirtaş’ı ziyaret etti, bu önemli. Ama Erdoğan, çözüm süreci başlattı, İmralı’ya heyet gönderdi, benim sorunum dedi. Bunu gödük. Şimdi ne yapıyor? O yüzden biz bunlara inanmıyoruz artık, görelim ondan sonra” diye konuşan Halil,  HDP’nin barajı geçeceğini söylese de sandık güvenliği meselesi nedeniyle temkinli. İkinci turda Erdoğan’ın karşısına İnce çıkarsa destekleyecek. “Eskiden olsa Erdoğan derdim, CHP de bize az yapmadı ama CHP bize ne yaptıysa Erdoğan son yıllarda fazlasını yaptı” diyor.

EĞİTİM BİTTİ, İŞ YOK GÜÇ YOK, HER ŞEY İTHAL... NASIL HER ŞEY İYİ!

Fotoğraf: Gökhan İmrek/EVRENSEL

Çağlayan’da bir pazara yöneliyoruz. Pazar kurulan bölgenin hemen yanında bir park var, alış verişini yapanlar burada bir mola verip sonra yola devam ediyor.

Pazarın girişinde bekleyen 21 yaşındaki Mehidiye’yle konuşuyoruz. Dolaşmış pazarı ama henüz bir şey alamamış. AKP oy vereceğini söylüyor: “Ne yapalım, onu seviyoruz, ona vereceğiz. Bir de her şey daha kötü olur mu diye de çekiniyoruz...”

Bir bankta oturan üç kadına yaklaşıyoruz. Melehat teyze 63 yaşında. Seçimleri sorunca Erdoğan’ı övmeye başlıyor: “Ekonomi iyi, her şey yolunda, Allah onu başımızdan eksik etmesin...”

Melahat teyzeyi dinleyen Fatma, “Nasıl her şey iyi!” diye çıkışıyor. “20 yaşında çocuğum var, eğitim sistemini her gün değiştirip çocuğu deli çıkardılar. Girse, okulu bitirse ne, iş yok güç yok! Hadi onu geçtim, sen biliyorsun, babam çiftçi. Çiftçiliği bitirmediler mi? Tartalalarımız var, ama ekilmiyor, hayvacılık bitti, gidiyorsun pazara el yakıyor fiyatlar, senden alıyor 3-5’e biz dışardan alıyoruz 30-40’a. Saman ithal, o ithal, bu ithal. Biz ne yapacağız, ne yiyeceğiz, daş mı yiyeylim? Bak pazara geldik, elde avuçta yok, gönül rahatlığı ile alamıyoruz, yarım kilo, yarım kilo...”

Hangi partiye oy vermeyeceğini soruyorum, söylemiyor, “Ama geçen sefer verdiğime vermeyeceğim” diyor.

BİRİLERİ ZENGİN OLURKEN, BİZ ELDEKİNİ SATTIK

Fotoğraf: Hasret Kanat/EVRENSEL

Pazara gelmişken oğlunu da parka getirmiş Elif. 40 yaşında, üç çocuğu var; biri üniverite, biri lise çağında. Yanında olan ise henüz okula gitmiyor.

“Şimdiye kadar Tayyip’e oy verdim” diye başlıyor söze: “Şu anda kararsızım, ama CHP’ye de vermek istemiyorum, Meral Akşener’i hiç istemem, onun FETÖ ile bağlantısı var deniyor.” Muharrem İnce’ye ilişkin ise karar vermemiş, “babası kapalı, ailesi dindar gibi gözüküyor ama, kapalılara da karşı gibi duruyor. O yüzden emin değilim...”

Kasım 2015 seçimlerinde de kararsızmış Elif, sandığa gittiğinde “başka alternatif göremediği” için Erdoğan’a oy vermiş. Kararsızlığının nedenini şöyle açıklıyor: “Türkiye büyüyor diyorlar, ama biz küçülüyoruz. Benim eşimin mobilya dükkanı vardı, kaç yıl işletti, son 3 yılda çivi çakamaz hale geldi, dükkanı kapattık. Şimdi fabrikada işçi. Kim büyüyor söyleyeyim. Nurtepe’de AKP’de benim eski tanıdığım komşularım var, bir tane evleri yokken, şimdi hepsi variyetlenmiş. Biz elimizdekini sattık, onların şimdi yazlığı var kışlığı var. Eee onlar büyümüş, nasıl, demek ki bir şey var! Onlar da AK Parti’li, ben de...”

KİMSE OLMAYANI DÜŞÜNMÜYOR!

Harun yıllardır Çağlayan’da esnaflık yapıyor, CHP’li. 7 Haziran’da, 1 Kasım’da CHP’ye oy vermiş;  referandumda ‘hayır’ demiş. Bu sefer Muharrem İnce’ye oy vermeyi düşünüyormuş, ama liste tartışmalarından sonra kızmış: “Eskiden olsa gider Erdoğan’a verirdim ama şimdi vermem, ama kime oy vereceğime de karar vermedim.”

“Dolar 5’e dayandı, dış borç aldı başını gidiyor, vatandaş borçlu” diyerek ekonomideki gidişatın kötü olduğunu söyleyen Harun, seçim havasının, heyecanın olmamasını da buna bağlıyor. “İnsanlar umutsuz, evi nasıl geçindireceğim derdinde. Ama bir sorun var ki işte takım tutar gibi parti tutuyorlar” diye yakınıyor. Birbirinden lüks kurulan iftar soflarına kızıyor: “Kimse olmayanı düşünmüyor! Yahu Ramazan’da insanlar kasaba gidiyor, böyle bağıra bağıra 1 kilo et alacağım diyen yok, kısık sesle 100 gram diyor, 300 gram diyor. 1 kilo et alamıyor... Sen istediğin kadar bağır, onu yapacam bunu yapacam diye...”

TEHLİKELİ BİR ORTAK NOKTA: SURİYELİ DÜŞMANLIĞI

Çağlayan’da Vatan Caddesi boyunca ilerlerken bir çok kişiyle seçimleri konuşma fırsatı buluyoruz.

CHP’ye oy vereceklerini söyleyenler Muharrem İnce’nin adaylığından memnun, o olmasaydı Meral Akşener’i destekleyeceklerini söyleyenlerin oranı hiç de az değil. HDP’ye oy vereceklerini söyleyenler ise Demirtaş’ın cezaevinde olmasından dolayı kızgın. Kendilerine gazete getiren geçlerin bile tutuklandığını söylüyorlar. 60’lı yaşlarında Batmanlı iki teyze ile konuşuyoruz. “Oyumuzu kendimize vereceğiz” diyorlar, bir de Demirtş’ın çıkmasını istediklerini. İsimlerini soruyorum, “Olmaz başımıza bir iş gelir” diyorlar.

Suriyeli mültecilerin yoğunluğuna bir de partilerin mülteci politikaları eklenince buradaki en önemli sorunlardan biri mülteci düşmanlığı oluyor. Ekonomi dışında hemen hiçbir konuda aynı fikirde olamayan seçmenlerin ortak ‘derdi’ Suriyeliler. “Burada bedava yaşıyorlar, sağlıktan bedava yararlanıyorlar”la başlayan cümleler, “İşsizliği, kiraları arttırdılarla”la devam ediyor.Daha önce AKP’ye oy verdiğini söyleyen Canan, seçimlerde ne yapacağı konusunda kararsız. Gerekçesini soruyorum, “En çok Suriyelileri doldurdu ya, ondan kararsızım” diye yanıtlıyor.

53 yaşındaki Mehmet, HDP’li. Yaklaşık 20 yıldır İstanbul’da olmalarına rağmen hem burada hem de ülkede “üvey evlat muamelesi gördüklerini” söylüyor. O da Suriyelilere kızıyor. “Eee siz de memleketinizi bırakıp gelmek zorunda kalmışsınız işte” diyorum. Biraz durup düşünüyor, “Ama biz bu kadar değildik, bunlar çok şey...” diyor.

Semra ise emekli, CHP’li. İnce aday olmasa Akşener’e oy vereceklerden. Onun Suriyeli mültecilere kızgınlığının gerekçesi ise “Oy için getirildiler, seçimlerde Erdoğan’a verecekler” oluyor.

Yıllardır AKP’ye oy veren ve yine vereceğini söyleyen Zeynep de “Bir tek Suriyelilerde yanlış yaptılar, getirmeyeceklerdi onları” diye konuşuyor.

SENİN TUZUN KURU, REİS DERSİN TABİ!

Merkez Mahallesinde meydandayız. Caminin önüden oturan bir grupla sohbet ediyoruz. İkisi hammallık yapıyor, birisi hamalların simsarı, diğerinin de kendi işyeri var. Hamallık yapanlardan birinin adı Hasan, evli, üç çocuğu var. Diğeri hiç söze girmiyor, adını da söylemiyor. Adem’in kendi dükkanı var, Enes ise hamallara simsarlık yapıyor; götürdüğü her işçinin günlük yevmiyesinden 20 lira alıyor.

“Seçimler yaklaşıyor, ne diyorsunuz?” diye soruyoruz, kendi aralarında tartışmaya başlıyorlar:

Hasan: Dolar 5 lira olmuş, iş yok, burada iş bekliyorum, milet şaşırmış ne yapacağını. Ben şimdiye kadar hep Tayyip’e verdim, şimdi düşünüyorum, kararsızım vallahi. Yoksulluk yüzünden kararsızım, geçim olmuyor olmuyor...

Enes: Ne kararsızı, Reis’e vereceksin!

Adem: Senin tuzun kuru, Reis dersin tabi...

Hasan: Abla geçinemiyoruz yemin ederim, eşini bir mangala götüremiyorsun, üç tane çocuk var, bin lira kira... Akrabalar, eş dost yardım etmese geçinemeyiz, bize kalsa aç kalırız.

Enes: Ekonomi kötü değil, iyi. Reis’ten başkası da düzeltemez zaten.

Adem: Her gün eleman salıyorsun, her birinden 20 lira alıyorsun, yiyorsun oturduğu yerden. Bazen günde 50 tane işçi saldığın oluyor. Geçen, günde 1500 kazandık diyordun. AKP’nin işleri oluyor, stand kuruluyor, işte sahne kuruluyor. Oraya eleman götürüyor, alıyor parayı... Eee sana ekonomi iyi tabi!

Hasan: Abla bak, seçime bir ay var, geliyor yardım veriyor, para veriyor, gözünü kapatıyor. Seçim bitti mi, hadi bakalım, sen yoluna ben yoluma. Hangisi gelse aynısını yapıyor, seçime kadar anlatıyor, yapacağım, sonra seçim bitince bitiyor. Geçim yok vallahi her şey kötüye gidiyor, tamam şimdi aç değiliz ama tok da değiliz. Ben vermesem de yine kazanır o. Paranın gücü kazanır.

Enes: Sandığa gidip yine Reis’e veririsin mecbur...

Adem: Sen öyle dersin tabii... Adamların sırtından para kazanıyorsun, AKP’den de para alıyorsun. Dersin tabi Reis, Reis...

‘HER ŞEY İYİ’... KÖTÜ İSE ‘DIŞ GÜÇLER’ VAR

Seçimleri konuştuğumuz AKP’lilerde iki eğilim mevcut. Birincisi “her şeyin iyi olduğunu” söyleyenler. Esas olarak Erdoğan’da birleşiyorlar. 63 yaşındaki Osman bunlardan biri, Edoğan hayranı. “Erdoğan istikrar yakaldı, biz çok kötülerini gördük, ne varsa bunda var, ekonomi çok güzel, her şey iyi gidiyor” diyor. İşsizlik, ücretler, dolar diyecek oluyoruz, “Bizi çekemeyenler var, onlar yapıyor” deyiveriyor.

Merkez Mahallesinde de benzer bir durum yaşıyoruz. Seçimi konuşan iki esnafın yanına yaklaşıyoruz. Biri AKP’li, diğeri CHP’li. AKP’li olana soru sormak istiyoruz, tersliyor: “Ekonomi ekonomi diyorlar. Herkesin elinde akıllı telefon var, herkes marka giyiyor. Nesi kötü. Dış güçler dolarla oynuyor, bunlar da burda yaygara yapıyor.” CHP’li olan yanıtlıyor: “Herkeste yok, olan da borç alıyor. Bilinçsizlik, ama millet borç batağında.”

İkinci grup ise hala AKP’ye oy vereceğini söylese de eleştirileri olanlar. Ekonomi, dış politika başta olmak üzere pek çok eleştiri sıralasalar da “Başka alternatif yok” diyerek AKP’ye oy vereceklerini söylüyorlar. 55 yaşındaki Nermin, seçim deyince kızıyor: “Herkes koltuk sevdasında, başa gelene kadar nutuk atıyorlar, geldikten sonra unutuyorlar vatandaşı. Paran varsa her şey güzel, her şey yolunda, kızım, para yoksa işte böyle gezip gezip boş dönüyoruz.” Şimdiye kadar AKP’ye oy vermiş, “Şimdi bilmiyorum ama yine onlara oy veririm herhalde” diyor.

HERKESİN DİLİNDE; HDP BARAJI GEÇMELİ VE OYLAR ÇALINACAK

Fotoğraf: Hasret Kanat/EVRENSEL

Çağlayan’da bir kahvedeyiz, referandum döneminde de gelmiştik buraya. Daha çok CHP, HDP ve İYİ Partililerin bulunduğu bu kahvede gündem takip ediliyor, hemen her konu masaya yatırılıyor, tartışmalar sıcak. O zaman MHP’ye muhalefet edenler, şimdi İYİ Parti’yi desteklediklerini söylüyor.

Biz de bir masaya oturuyoruz. Kahvenin baş gündemi doların yükselişi; daha da yükseleceğini düşünüyorlar. Üç partiye oy vereceklerini söyleyenler de HDP’nin barajı geçmesi gerektiği konusunda hemfikir.

CHP’liler sosyal demokrat adayların liste dışı kalmasına kızgın. “Adaylara baksana, sanki bazıları AKP’nin listesi” diye çıkışıyor biri, diğeri ekliyor; “Şimdi bir listeyi beceremiyorlar, memleketi nasıl yönetecekler demezler mi?”

Sandık güvenliği hepsinin ortak kaygısı; oyların çalınacağından, sonuçların YSK’de değişeceğinden neredeyse eminler! HDP’li bir seçmen “AKP yüzde 54’ü hazır etti” diyor, diğerleri çıkışıyor ona: “O kadar da değil yüzde 51 falan olur çalma ile. Sonuçta Erdoğan boşuna seçim kararı almadı.”

Kahvedeki tartışmalar devam ederken biz çıkıyoruz. Bu tartışmalar iki önemli noktaya işaret ediyor. Birincisi sandıkların korunması. İkincisi ise sandıkların korunabileceğinin anlatılması.

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Mayıs 2018 11:03
www.evrensel.net