Sabırlı bir çalışma birliği büyütür

Sabırlı bir çalışma birliği büyütür

Tuzla sanayi bölgesi önemli direnişlere de ev sahipliği yaptı. Ancak her bir direniş, için için yanan ateş gibi sürdü. En fazla, üyesi oldukları sendikanın örgütlü olduğu fabrikalarda bir etki yaptı. Bölgenin tamamına yayılan bir etkiye sahip olamadı. Bölgede en etkin sendika Deri-İş olsa da, zamanla üyelerinin a

Muzaffer Özkurt / Erdem Geyik

Özellikle ekonomik nedenlerden dolayı, işçiler sendikalaşmaya sıcak bakmıyor. Onları AKP’ye oy atmaya iten işten atılma, borcunu ödeyememe korkusu sadece sendikasız işçiler için değil sendikalı işçilerde de yaşanmaya başlamış. Henüz yetki almazken birlik olup patronu protokol imzalamaya zorlayan bir fabrikanın işçisi yaşananları şöyle anlatıyor: “Şimdi bir toplantı, eylem var deyince ‘Sendikanın başkanının siyasi görüşü bizden farklı’ diyorlar gelmiyorlar. O olmasa başka bir şey. Bir işçi eyleme gelmemişti, ona neden gelmedin diye sorduğumda şu yanıtı verdi: ‘Öğlen yemeğinde sarımsak yemiştim milleti rahatsız etmeyeyim diye gelmedim.”

SİYASETSİZ HİÇ OLMUYOR

İşçiler arasındaki siyasi ayrımlar, özellikle AKP’nin ağırlığı kimi çalışmaları zorlaştırıyor. Örneğin çıkacak olan sendikal yasalar, asgari ücret, emeklilik yaşı, kıdem tazminatı... Bunlar tartışılırken “AKP Hükümetinin çıkarttığı” dendiği anda azımsanmayacak işçinin tepkisini çekiyor. AKP’den ya da başka bir partiden bahsedilmesi istenmiyor. 4+4+4 eğitim sistemi, kürtaj gibi konular ise sınıfsal ayrılıklar ve ekonomik temelli tartışılmak yerine dini referanslarla ele alınıyor. Bu zorluğa göğüs geremeyen ya da aşmanın yolunu bulamayan temsilciler, sendikacılar geri adım atarak bu konuları açmıyor. Açmadığında ise yasalar bir bir geçiyor ve işçilerin durumu daha da kötüleşiyor. Bu nedenle “İşçiler nasıl birleşir” diye sorduklarımız, söze önce bu zorlukları sıralayarak “Siyasetle olmaz. Siyaseti kenara bırakmak gerekir” diye giriyor. Ancak aynı işçiler çıkan yasaların sendikal örgütlenmeyi nasıl zorlaştırdığı konuşulmaya başlandığında, “Siyaset olmadan da olmaz!” diyorlar.

Kurultay çalışmalarına katılan işyeri temsilcisi bu sorunun önemine dikkat çekiyor: “İşçiler arasında siyasi, ırk, mezhep, cemaat gibi pek çok bölünmüşlük var. Bu yüzden sınıf kimliğini öne çıkarıp işçileri ekonomik talepler etrafında birleştirerek, Türkiye’de yaşanan demokrasi dahil tüm sorunları çözmek için mücadeleye çekmeliyiz. Ancak biz işçiler siyaset yapmıyoruz. Tüm tartışmalarımız ekonomik temelli. Bu da bir yerden sonra patronları daha güçlü kılıyor.”

ANA KARAKTER SABIRSIZLIK

Tüm engellere karşın sendikalaşan işçiler de var. Çünkü ekonomik durum ve çalışma koşullarındaki kötüleşme dayanacak güç bırakmıyor. Ama bu kez de bu işlere öncülük yapan işçilerin karşısına sabırsızlık duvarı çarpıyor. Çünkü korkularını yenip, harekete geçen bir işçi, işler hemen olup bitsin düzelsin istiyor. Sendikaya üye oluyor ve sonrasını sendikacıların hemen halledeceğini düşünüyor. İşçileri AKP’nin arkasında durmaya, cemaatlere yönelmelerine neden olan “çabuk çözüm” arayışı burada da ortaya çıkıyor. Sendikacıların kimi tutumları da bu duyguyu körüklüyor.

Süreç uzadıkça işçi elini eteğini çekmeye başlıyor. Umutsuzluğa düşüyor. Bir heyecanla başladıkları sendikalaşma çalışması, tüm olumlu yanlarına rağmen olumsuz bir deneyim gibi kulaktan kulağa aktarılıyor.

Bu sabırsızlıkta maddi dayanışmanın yetersizliğinin etkisi büyük. Örneğin Kampana Deri direnişi. Deri-İş Sendikasına üye olan işçilerin 1 yılı aşkın süre devam ettirdiği direniş, patronun fabrikayı kapatmasıyla son buldu. Ancak süren direniş boyunca diğer iş kollarından etkili bir destek sunulmadı. Bu direnişle ilgili sohbet ettiğimiz bir seramik fabrikası işçisinin anlattıkları dikkat çekici:
- Kampana Deri direnişini biliyor musun?
- Evet biliyorum. Hatta ziyarete de gittim.
- Tek başına mı?
- Ben birkaç kez gittim. Bir kez de bizim sendikanın başkanı geldiğinde işçilerle toplu olarak gittik.
- Nasıl değerlendiriyorsun?
- Gerçekten kirada oturuyorlardı, çocukları vardı, para yoktu ve bu kadar uzun süre direnmeleri çok büyük bir başarı.
- Peki hiç maddi destek sundunuz mu işçiler olarak?
- Valla hiç düşünmedim, hiç de aklımıza gelmedi.
Direnişle sendikalı olmuş bir metal fabrikasından işçinin anlattıkları da bu durumu doğruluyor: “Tuzla’da işçi direnişleri, sendikalaşma, hak arama gibi eylemler oluyor. Ama biz bunlara katılmaya pek zaman ayırmıyoruz. Sendikamız da böyle bir yönlendirme yapmıyor. Örneğin sanayide o kadar çok metal işçisi var ki... Bazen bize örgütlenmek için geliyorlar. Biz sendikaya yönlendiriyoruz ama şu ana kadar Tuzla’da sadece biz örgütlendik.”

KURULTAY TOPLANDI

Sanayi bölgesinin ileri işçileri bu duruma son vermek istiyor. Başta Emek Partisi üyesi işçiler ve havzanın mücadeleci sendikalarından Deri-İş’in desteğiyle yürütülen çalışmalara sendikalı sendikasız pek çok işyerinden katılım sağlandı. Son yapılan kurultaya 300’e yakın işçi katıldı.

Kurultayın amacı şöyle özetlenebilir: İşçiler arasındaki tüm ayrımlara son vererek birliğin sağlanması, sendikal örgütlenmelerin yaygınlaştırılması, sendikaların sendika bürokratlarının değil işçilerin öz örgütleri olarak dönüşümünün sağlanması, dayanışmanın büyütülmesi.

14 Nisan 2012 tarihinde toplanan kurultay, yapılan tartışmaların ardından kararlarını da buna göre belirledi: Taşeronlaştırmanın yasaklanması, iş güvenliği önlemlerinin alınması, sendikal örgütlenme önündeki tüm engellerin kaldırılması, kadın-erkek işçiler arasındaki ücret farkının kaldırılması, fabrikalarda ve işçilerin oturduğu mahallelerde ücretsiz kreş açılması, çalışma sürelerinin haftalık 5 gün ve 40 saat üzerinden günlük 8 saat olması, ücretlerin en az 1500 liraya çıkarılması. Ancak kurultay sadece bu taleplerle birliğin sağlanamayacağının farkında. Bu nedenle başta Suriye ile olası bir savaşa karşı çıkılması ve “Kürt-Türk her milliyetten her inançtan işçilerin eşit haklarla barış ve kardeşlik içinde yaşadığı bir Türkiye” talebi de kararlar arasında yer aldı.

KURULTAY NASIL BÜYÜYECEK?

Kurultaya özel bir çalışmaya denk gelmeden sadece afişlerini görerek gelen işçiler olduğu gibi, bu çalışmanın merkezinde olanlar da var. Ancak nereden ve nasıl gelirse gelsin sorunların özgürce tartışıldığı, sendikalı olanların sendikacılarını eleştirebildiği kurultay, kimi işçilerin sayıyı az bulmasına karşın heyecan yaratmış. Ancak henüz değişim için umut olduğu söylenemez. İşçiler kurultayın umut olabilmesi için daha kitleselleşmesi ve işçilere yönelik seslenmesinin daha güçlü olması gerektiğini söylüyor. Buradan kurultayı düzenleyenlere eleştiri de yöneltiyorlar: “İşçilerin çoğunun haberi olmadı. Hâlâ haberi olmayan çok işçi var. Hepsine ulaşmak gerekiyor. Daha iyi bir duyurusu olsa daha çok kişi katılırdı.” Buradan kendilerine de görev çıkarıyorlar: “300 kişi geldi az olabilir. Ama bir dahaki sefere herkes 10 kişi getirse 3 bin olur. Ve bu böyle katlanarak gider.”

SABIRLI VE İKNA EDİCİ BİR ÇALIŞMA

Hiçbir işçi bu işlerin sabırsızlıkla, hemen olmayacağını biliyor. Herkes istikrarlı ve sürekli bir çalışmadan bahsediyor. Kurultaya katılan kimi işçiler de bunun kanıtı niteliğinde. Uzun yıllar önce benzeri çalışmalara denk gelen, kimi toplantılara katılan ama daha sonra bir daha bu tür çalışmalara katılmayan pek çok işçi, şimdi kurultay çalışmasının içerisinde yer alıyor. Hatta bu işçilerden biri yeni bir sendikal örgütlenmenin de çalışmasını yürütenler arasında. Bu işçi nasıl bir çalışma yürütülmesi gerektiğini şöyle anlatıyor: “İnsanlara yanaşırsan, konuşursan birebir ilgilenirsen ikna edebilirsin. Onların hayatını anlayıp ona göre sorularına yanıt vermeliyiz. Üslup çok önemli. Bunları yaparsak başarılı oluruz.”

Sanayi bölgesinde kendini iyice hissettiren cemaat örgütlenmesi şimdiye kadar kurultayın gündemine hiç girmemiş. “O sadece dini bilginin alındığı bir yer” diye bakılmış. Ama çalışma ilerledikçe, cemaat örgütlenmesinin fabrikalara nasıl nüfus ettiği daha görünür olmuş. Bu nedenle kurultay komitesi bu soruna daha etkin bir şekilde eğilmeyi hedefliyor.


İŞÇİ SINIFININ BİR PARTİYE İHTİYACI VAR

Kurultaya katılan işçilerle yaptığımız sohbet sırasında “Peki bu bölünmeye son verecek, tüm işçileri kucaklayacak, işçileri dünyaya kendi sınıf politikalarından bakmalarını sağlayacak, işçileri iktidara taşıyacak bir partiye ihtiyaç var mı?” sorusu gündeme geliyor. İşçiler istisnasız “Evet” yanıtını veriyor. Ancak kimi işçiler şimdilik böyle bir parti olmadığını söylüyor. Bu fikirde bir işçiyle yaptığımız sohbet şöyle ilerliyor:
-Böyle bir parti nasıl kurulur?
-Sendikacılar böyle bir partinin kurulmasına ön ayak olmalı. Çağrı yapabilirler.
-Peki sendikacılar çağrı yapsa işçiler onları izler mi?
-Hayır izlemezler çünkü işçiler onlara güvenmiyor. Ayda on binlerce lira maaş alan sendikacı var.
-Ayda on binlerce lira maaş alan bir sendikacı böyle bir çağrı yapar mı?
-Hayır yapmaz.
-Fabrikalarda sözü geçen, ileri işçiler bir partiyi tercih edip üye olsa bu etki eder mi?
-Evet eder. O zaman o parti bölgede işçilerin partisi olur.
-Sen de bu işçilerdensin. Sen üye olur musun?
-Hayır.
-Neden?
-Mesela Emek Partisinin çalışmalara katılıyorum ama şimdilik umut olarak görmüyorum. İlk üye olan da ben olmam. Başkaları da üye olursa gelirim o zaman. Bu nedenle şimdilik ... partisindeyim.

PARTİ Mİ SENDİKA MI?

Boş bıraktığımız yer kimi zaman AKP, kimi zaman CHP kimi zaman da MHP oluyor.
İki dönem AKP’ye oy vermiş ama şimdi bundan vazgeçmiş bir işçi şunları anlatıyor: “Bence Emek Partisi işçi sınıfının partisi olur. Ancak sadece solculara seslenmemeli. Kendine sağcı diyen, namaz kılan işçileri de ikna etmeli ve buraya katmalı” diyor. Kürt sorunundan bahsedilmesinin, AKP Hükümetinin politikalarının eleştirilmesinin işçiler tarafından “solcu” olarak değerlendirildiğini anlatan işçi, “İşçiler arasında ayrım olmamalı. İşçilerin partisi de işçilerin ekmeğini düşünmeli” diyor. Sohbet biraz ilerlediğinde parti tarifinde bir kafa karışıklığı olduğu görünüyor. Herkes işçileri birleştirecek bir partiye ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Ama sınıfın bugünkü parçalı yapısı ve sendikaların etkisizliği nedeniyle, tarif edilen parti de sendikadan farksız oluyor.
Bir başka işçi söze giriyor: “Ben tüm düzen partilerini denedim. Hiçbirinden istediğimi alamadım. Bu nedenle Emek Partisine üye olacağım.” Onu etkileyen bu kurultay döneminde ve öncesinde partinin yaptığı çalışmalar, işçi sınıfının dertlerine yönelmesi olmuş.

CEM UZAN ÖRNEK VERİLİYOR

Yeni bir parti de kurulsa, bu Emek Partisi de olsa işçilerin beklentisi aynı. İşçi sınıfının tümüne seslenmeli ve hepsini kapsayacak bir çalışma yürütmesi. Etkili seslenme konusunda geçmişte Cem Uzan’ın kurduğu Genç Parti örnek gösteriliyor: “Herkes onun düzenbaz olduğunu biliyordu ama yine de öyle bir etkiledi ki bir sürü oy aldı.”
Ancak bu konuda da kafalar biraz karışık:
-Peki işçiler parti kursa patronların medyası bu partinin duyurusunu yapar mı?
-Yapmaz.
-Cem Uzan’ın 2 milyar doları vardı bunu kullandı seçim döneminde. İşçiler bu parayı bulabilir mi?
-Hayır.
-Peki nasıl olur, işçi sınıfının partisi böyle güçlü nasıl seslenir?
-Belki o imkanlar olmaz ama, bir şey olmadan da fabrikalara gidilmeli. Anlatılmalı. İşçiler ikna edilmeli. Buna göre bir üslup kullanılmalı. İşçilerin sadece belli kesimleri değil tüm kesimleri orada olmalı. İcabında namaz kılan biri de bir işçi olarak gelip burada kendini ifade edebilmeli.


KÜRT-TÜRK BÖLÜNMESİ NASIL SONA ERER?

Kürt sorunu halen işçilerin birliği konusunda ayaklara dolanan en önemli sorunlardan biri. Kurultaya gelip de “Kürt sorunu” cümlesini duyduğu için toplantıdan çıkan işçiler olmuş. Hatta kimi fabrikalarda sadece üretim alanında değil, kalan zamanda da Türk ve Kürt kökenli işçilerin ayrı yerlerde oturduklarına dikkat çekiyor işçiler.
Daha çok Kürt kökenli işçilerin çalıştığı bir fabrikada Karadenizli biri olarak temsilci seçilen ve kurultay çalışmasının yürütücülerinden olan bir işçiyle konuşuyoruz. “Her türlü ayrıma son vermeden, omuz omuza olmadan sorunları çözemeyiz. Biz birlik olsak bu patronların gıkı çıkmaz” diyor. Bu birliğin nasıl sağlanacağını da şöyle tarif ediyor: “Ben hangi haklara sahipsem, Kürt kökenli bir işçi de aynı haklara sahip olmalı. Şu an işyerlerinde aynı baskıyı, aynı zorlukları yaşıyoruz ama haklarımız aynı değil. Bir arabanın dört tekeri olur. Hepsinin bir işlevi vardır. Biri olmazsa olmaz. Bugün de arabanın yürüyebilmesi için fabrikadaki sorunlar gibi Kürt sorunun da işçilerin anlayışıyla çözülmesini sağlamalıyız. Ben bir de şöyle düşünüyorum. Ben bir Türk olarak başka bir ülkede yaşasam ve ana dil hakkım verilmese ne yapardım? Bu haklarımı almak için her şeyi yapardım, mücadele verirdim.”

ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL

Kürt sorununun aşılmasının zor olduğunu biliyor. Ama hemen ekliyor: “Zor ama imkansız değil. Bazen toplantıyla bazen birebir konuşarak... Bu sorunun nasıl ortaya çıktığını ve işçilerin, özellikle de Türk işçilerin birliğin sağlanması için neden tutum alması gerektiğini anlatmalıyız.”
Kurultay komitesinde yer alan işçiler bu konuda yaratıcı girişimlerde bulunuyor. Hatta yaygınlaşabilecek birkaç örnek de hayata geçirilmiş.
Kürt sorununu Türk kökenli işçilere anlatmak için özel bir çalışma yürütülen fabrikanın temsilcisiyle konuşuyoruz. O da kurultay komitesinde yer alıyor. Söze “Tabanda birlik olamadığımız sürece hiçbir sorunu çözme şansımız yok. Sanayide hak arayacak bir düzeyde birliğin sağlanması için Kürt sorununu doğru işlememiz gerekiyor” diye başlıyor. Türk işçilerin sorunu “terör sorunu” olarak gördüğünü ve “PKK silah bırakmalı” dediğini aktaran işyeri temsilcisi, “Kürt işçiler dağda ölen gençler için gerilla diyor. Türk kökenli işçiler ise terörist diyor. Biz daha konuyu tartışamadan ayrışmaya başlıyoruz. Kurultay sorunları tartışma ve birleştirme konusunda örnek olarak önümüzde duruyor. Ama devamını getirmekte zorlanıyoruz” diye konuşuyor.

ÇÖZÜM İÇİN KOMİTE KURULDU

İşyeri temsilcisi bu zorluğu aşmak için fabrikada komiteler kurmanın önemine dikkat çekiyor: “Fabrikada 80 kişi çalışıyor ve 6 komite kurulu. Bu komiteler Kürt ve Türk işçilerin özellikle içinde bulunduğu komite olarak oluştu. Öncelikle işyerindeki sorunlara müdahale eden bir durumda. Ama Türkiye’deki siyasi gelişmeleri ve politikaları da bu komiteler üzerinden tartışarak birlik sağlamaya çalışıyoruz. Bu bizim çözüm yolumuz. Başka çözüm yok. Bu örneği büyütebilirsek fabrikada birlik, sanayide birlik, İstanbul’da birlik, Türkiye’de birlik ve dünyada birlik olmaya doğru yol alırız.” Özellikle işyeri temsilcilerine çok önemli görevler düştüğünü söylüyor. Kürt sorununu işçilere anlatan bir sendikanın olmadığına dikkat çeken temsilci, “Bizim bölgemizde 9 sendika var. Deri-İş dışında hayata müdahale etmek için çaba harcayan sendika yok. Mutlaka diğer sendikaların tabanına ulaşmak zorundayız. Bizi birleştirecek şey siyasi taleplerimiz olmalı. Bu yüzden işçileri birleştiren, özellikle de Türk işçileri kapsayan bir çalışmayı hayata geçirmeliyiz” diye konuştu.

 YARIN: Yeni anayasada işçinin de sözü olmalı

evrensel.net

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Aralık 2014 09:20
www.evrensel.net