Erdoğan Alayumat: Fotoğraf makinemi ve kameramı özledim

Fotoğraf: MA

Erdoğan Alayumat: Fotoğraf makinemi ve kameramı özledim

KHK ile kapatılan dihaber muhabiri Erdoğan Alayumat, cezaevindeyken en çok özlediği şeyin fotoğraf makinesi ve kamerası olduğunu söyledi.

Sadiye ESER
Ferhat ÇELİK

Antep'in İslahiye ilçesinde 13 Temmuz 2017'de gözaltına alındıktan sonra sınır hattında takip ettikleri haberler gerekçe gösterilerek 27 Temmuz 2017'de tutuklanan KHK ile kapatılan dihaber muhabirleri Erdoğan Alayumat ve tutuksuz yargılanan Nuri Akman hakkında açılan davanın üçüncü duruşması önceki gün görüldü. Hatay 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada yaklaşık 11 aydır tutuklu bulunan Alayumat tahliye edildi. Tutuklanmasına gerekçe yapılan delileri ve cezaevinde yaşadıklarını anlatan Alayumat, kendisi hakkında hazırlanan iddianamenin tamamen bir hayal ürünü olduğunu söyledi.

‘TUTUKLANMAMIN ASIL NEDENİ EFRİN’

“Devletin gizli kalması gereken sırları ifşa etmek” ile suçlandığını ifade eden Alayumat, tek yaptıkları şeyin devletin insanlık düşmanı DAİŞ ve El Nusra gibi gruplara verdiği destekleri haberleştirmek olduğunu söyledi. Bu haberlerden bir kısmının ise Efrin’e dönük operasyon öncesi yaptıkları haberler olduğunun altını çizen Alayumat, tutuklanmasının asıl nedeninin ise bu haberler olduğunu ifade etti. Bu haberlerin hepsinin “devlet sırrı” olarak gösterildiğini aktaran Alayumat, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bugün şunu görebiliyoruz. Devlet insanlık düşmanlarına verdiği her desteği devlet sırrı altında bugüne kadar gizlemiş aslında. Nereye kadar gizledi? Efrin saldırısına kadar gizledi. Efrin saldırısından sonra bizim iddia olarak yaptığımız bütün haberler doğrulandı. Ve bunu doğrulayan da Cumhurbaşkanının kendisiydi. Tuttu insanlık düşmanı bir çeteyi kutladı ve meşrulaştırdı. Dolayısıyla devlet sırrı denilen şeyi kendileri ortadan kaldırdı ve bu durumu teşhir etti” dedi.

‘HABERLERİME EL KONULDU’

Gözaltına alındıklarında 14 gün boyunca İŞİD’lilerle aynı yerde tutulduklarını ifade eden Alayumat, gözaltında kaldığı süreçten, tutuklanıp cezaevine gönderildiği sürece kadar psikolojik baskıya maruz bırakıldığını söyledi. Tutuklandığında ilk olarak Hatay Cezaevi’ne götürüldüğünü hatırlatan Alayumat, burada kendisine çıplak aramanın dayatıldığını ifade ederek, yaşadıklarını şu şekilde anlattı: “Çıplak aramayı kabul etmedim. Askerlerle birlikte üzerime saldırdılar ve çırılçıplak şekilde soyuldum. Ardından 11 gün boyunca hücrede tutuldum. Koğuşa gitmek istememe rağmen götürmediler ve şunu dediler: ‘Sen gazetecisin, sakıncalı bir tutuklusun. O yüzden seni koğuşa götürmüyoruz.’ Hatay Cezaevinde çarpıcı şeyler de oldu. Mesela orada yaklaşık 400’e yakın İŞİD’li tutuklunun olduğunu gördüm. Daha sonra anlaşıldı ki bu tutuklamaların hepsi formalite icabıydı. Bunları cezaevinde tutuyorlar ama aynı zamanda sınıra yakın bölgelere götürüp eğittiklerini öğrendim. Bunları mektup şeklinde yazıp gönderdiğimde mektuplarıma el konuldu. Bana disiplin soruşturması açıldı, görüş yasağı getirildi ve aldığım notlara el konuldu” diye konuştu.

‘TARSUS CEZAEVİ HİTLERİN TOPLAMA KAMPI GİBİ’

Hatay Cezaevinden 14 gün sonra Tarsus Cezaevine sevk edildiğini sözlerine ekleyen Alayumat, orada yaşadıklarını ise şu sözlerle anlattı: “Tarsus Cezaevi yeni açılmış bir cezaevi. İlk girdiğimde edindiğim izlenim şu olmuştu. Hitlerin toplama kampı nasılsa Tarsus cezaevini için de aynı tanımı yapabiliriz. Tek eksik olan insanları yakan fırınlar ve gaz odalarının olmamasıydı. Burada siyasi tutsaklar üzerinde yoğun bir baskı söz konusuydu. Burada çıplak arama işkencenin en hafifiydi. Fiziki ve psikolojik işkence çok yoğun bir şekilde uygulanıyordu. Başka cezaevlerinden sürgün olan arkadaşlarımızı keyfi bir şekilde hücreye ya da süngerli oda diye tabir edilen odalara atıyorlardı. Yine ayakta sayım dayatması yoğun bir şekilde vardı. Hiçbir haberleşme aracımız yoktu. Kitaplarımız ve gazetelerimiz verilmiyordu. Bütün bunlar karşısında bir tepki gerçekleştirdik. Bunun üzerine yoğun bir saldırıya maruz kaldık. Ondan sonra süngerli odaya götürüldüm. Burada ciddi işkenceye maruz kaldım. Burada gazeteci olduğum için ‘bunları da yazacaksın’ şeklinde dalga geçiyorlardı. Ama şöyle bir şey var. Bunları yaptıkça aslında devletin ne kadar küçüldüğünü, sistemin ne kadar küçüldüğünü görebiliyorsun. Bizim derdimiz yazmaktır zaten. İşkence yapıyorsun tabi ki yazacağız.”

‘KAYBEDECEK BİR ŞEYİMİZ YOK, BUYURUN ÖLDÜRÜN’

Tarsus Cezaevinde üç ay kaldıktan sonra bu kez Bafra Cezaevine sevk edildiğini belirten Alayumat, sevk esnasında 19 saat boyunca tek kişinin bile zor oturduğu ring aracıyla götürüldüğünü, tuvalet ihtiyacı dahil olmak üzere hiçbir ihtiyacının karşılanmadığını söyledi. Bafra Cezaevine gece yarısı geldiklerini ve burada da çıplak aramaya maruz kaldıklarını söyleyen Alayumat, “Çıplak aramayı orada dayatanlara bütün baskılara karşı olduğumuzu söyledik. ‘Buyurun bizi öldürün. Başka da kaybedecek hiçbir şeyimiz yok’ dedik. Bunu söyledikten sonra çıplak arama yapılmadan içeri alındık. Burada da özellikle OHAL’in getirdiği sıkıntılar oldu. Mesela ailelerimiz görüşe geldiğinde ailelerimize çıplak arama dayatılıyordu. Ya da üzerinde yazı yazan bir tişört olduğunda çıkartılıyordu” diye belirtti.

‘FOTOĞRAF MAKİNEMİ VE KAMERAMI ÖZLEDİM’

Cezaevindeyken en çok özlediği şeyin haber yazmak ve haberin kokusunu almak olduğunu ifade eden Alayumat, “Ben uzun süre sınır bölgelerinde çalıştım. O bölgede daha çok haber yaptım. Ben içeri girdiğim dönemde Efrin’e operasyon yapıldı. Bunları takip edememek içimde kaldı. Yani özlediğim şeyin kendisi fotoğraf makinem ve kameramdı” dedi.

‘ÖRTEMEYECEKLERİ TEK ŞEY GERÇEKLER’

Özgür basın geleneğine değinen Alayumat, “Özgür basın geleneğine baktığımızda Apê Musa’dan bugünlere kolay gelinmedi. Birçok arkadaş şehit düştü. Birçok arkadaş cezaevlerine atıldı. İstedikleri kadar arkadaşımızı içeri atsınlar ama örtemeyecekleri tek şey gerçeklerdir. Evet, bugün onlarca arkadaşımız cezaevinde ama o arkadaşlarımızın sesini kısmış, ulaşmış oldukları gerçekleri yok etmiş, üstünü örtmüş, susturabilmiş değillerdir. Zaten özgür basının kendisine yakışan şey direnmektir. Apê Musa’nın kalemini devralmaktır, onu sürdürebilmektir. Ona yakışır bir gazetecilik sergilemektir” şeklinde konuştu.

‘GERÇEKLERİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİM’

Bundan sonra da yazmaya devam edeceğini belirten Alayumat, “Cezaevindeyken şunu net bir şekilde gördük. Gerçekleri ne kadar örtmek isterlerse örtsünler artık gerçekler onların evinin içine girmiş. En çok korktukları şey gerçeklerdi. Biz de gerçekleri daha fazla yazmaya devam edeceğiz” dedi.

‘KOÇER ÖZDAL ÖLÜM DÖŞEĞİNDE’

Bafra Cezaevinde 70 yaşında Koçer Özdal’ın durumuna da dikkat çeken Alayumat, “Bu arkadaşımız ağırlaştırılmış müebbet cezası almıştı. Böbrekleri iflas etmiş, gastrit hastası ve ameliyat olması gerekiyordu. Bundan kaynaklı dışkısını yapamıyordu. İki yıldır tek hücrede tutuluyordu. Açıkçası hiçbir ihtiyacını kendisi karşılamıyordu. Dolayısıyla cezaevindeki arkadaşlar ısrarla koğuşa gelmesini istiyordu. Ama bu da yetmezdi.  Çünkü sağlık koşulları, cezaevinde kalmasına elverişli değil. Kısacası Koçer Özdal’ın durumunu özetleyecek olursak ölüm döşeğinde olan bir tutsaktır. Cezaevi koşulları uygun değil ve durumu her geçen gün ağırlaşıyor” ifadelerini kullandı. (İstanbul/MA)

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Mayıs 2018 09:47
www.evrensel.net
ETİKETLER Erdoğan Alayumat