29 Ağustos 2012 11:27

Tuğrul Tanyol’a mektup

Sevgili Tuğrul Tanyol,Nasılsın? Bu soruyu ne zamandır sormak istiyorum, çünkü sanırım “günün elini” bıraktın.Kapılarımızı ne zamandır “nefret çalıyor”. Ağır ağır sağır bir ses yükseliyor. Birbirimizin sesini duyamıyoruz. Bu sağır ses bizi kulaklarımızdan ediyor ya da sevginin sesi iyice kısıldı bize

Tuğrul Tanyol’a mektup
Paylaş
Sennur Sezer

Sevgili Tuğrul Tanyol,
Nasılsın? Bu soruyu ne zamandır sormak istiyorum, çünkü sanırım “günün elini” bıraktın.
Kapılarımızı ne zamandır “nefret çalıyor”. Ağır ağır sağır bir ses yükseliyor. Birbirimizin sesini duyamıyoruz. Bu sağır ses bizi kulaklarımızdan ediyor ya da sevginin sesi iyice kısıldı bize ulaşamıyor.
Yedi Kitaptan Seçtiklerim’i  usul usul okuyorum. Şiirinin olgunluğu hep farkında olduğum bir özelliğin. Erken bir olgunluk üstelik bu. (Ben gençlikte biraz delifişek söyleyişleri severim.) Bir şiirinin erken söylenmiş, ama artık yadırganmayan bir imgesi var: “Acının acıya, nefretin nefrete/Karanlığın karanlığa dönüşünü gördüm/Beyaz bir at gibi uzaklaşıp yiterken ömrüm”.
Karanlığa karışan bir beyaz at, yelelerini okşamak istediğimiz bir beyaz at. Bir düş gibi gençliğimiz.
Her odası güneşsiz sokaklardan oluşan evlerde uyuyanlar vardı. Senin boğazını sıkıyordu yollar. Sevdiğin uyuyordu yanı başında. Ne senin sesini duyuyordu ne yanan kentlerin. Kentler yanıyor ve sönerken terkedilmişliğin ıssızlığına düşüyordu. Ağır kapıları boşlukta simsiyah açılan (“ve arkasında güneş doğmayan”) büyük kapıdan geçmeye çağırıyordu bizi şarkılar. Göğsümüzde ya lale açacaktı ya da gül... Ezberimizdeydi.
Şiirlerinde paramparça bir bulut var çoğunlukla. Farkındasın elbet. Her parçası bir başka biçime giriyor rüzgarda. Gülden sol anahtarına böyle değişiyor resim. Bir atı bir kuğuya çevirecek büyücünün görünmez değneği birazdan. Sonra perdeyi çekip...  Seni gözleyecek...
Sevgili Tuğrul,
Her şiir bir hevesin dile gelişidir bence. Her dize bir şehri görmekten cayarak fısıldanır. Sevgililere harcanacak zamanları yollarına dökeriz de... Neyse. Yollara emek vermek şairlerin işidir.  
Karanlıkta birden çiçeklenen kuru bir ağacı canlandıran tutkuyu sen de merak etmişsindir. Günün bitip tükenmez saatlerinin hangi yaşta hızlanmaya başladığını söyleyebilirim de ebruli ipeklerle nakış işleyen bir genç kızın düşlerinin rengini bilemem. Delikanlılar genç kızların düşlerini kendileriyle süslerler. İşte bu masumiyettir.
Kırlangıcın sesini karatavuktan ayıramayan bir şehirli misin? Kır dedin mi sözcükler bacaklarını dalar senin. Ayaklarının altından yılanlar kayar. Koca yaprak al bir çiçektir yılanyastığı. Kokusunu yalnız boncuk derili yılan yavruları sever. Sen tiksinirsin. Şehirlisin.
Dağ yamaçlarında, çocukları ateşlenen analar çorba yapar ondan: Tirşik. Bilmezsin. “Ekşi” demektir. Zehirlidir. Zehrin şifa olduğu yerleri görmedin.  Görmeni dilemem. Çocukların gözbebeklerindeki renk bile acıdır oralarda. Şiirin sözcükleri nicedir var düşün.
Sevgili Tuğrul Tanyol,
Her şairin bir masalı var. Bence seninki bir aşk şiiri: “Yaz Geçti”. Hatırlıyor musun: “ağaç çiçek dökerken geldi yaz/ geçti, ben onu görmedim, yalnızca bir ses/ (...)/ve sen uyuyordun”.
Yaz sevgilinin uyuması yüzünden geçip gider: “ah! Öyle güzel uyuyordun ve yaz/uykunu bozmamak için senin/ayakuçlarıyla bir kapıdan/ötekine kadar koşmuş olmalı.”
Nedense bu şiirde yaz saçları omuzlarında bir balerin gibi görünüyor bana. Çiçekli bir ağacın gölgesinde duruyor. Çimenlerin üstünde bir genç kadın uyuyor. Ve bir genç adam “büyülenmiş gibi” yalnızca onu seyrediyor “bütün bir yaz” .
Tam o ara dönmeye başlamış olmalı atlıkarınca. Sesi bütün bayramlardan caymaya çağırıyor çocukları. Bir kez daha bütün bilyelerden, gazoz kapaklarından cayabilir çocuklar,  ergenler de. Atlıkarınca uğruna ya da yeni baş dönmeleri için.
Bu baş dönmesi öpücüklerden doğan mı yoksa nedensiz mi? Kalabalıkta, akşamüstü bir duraktaki etekliğin rengi ya da ensede bir saçın kıvrılışıyla başlar ya incitici bir söz gibi dayanılmaz bir baş ağrısı. Böyle durdurulamaz bir baş dönmesi işte...
Yalnızca iyi şiirlerin bir yerinde duyar okur.
Şiirlerini özlemişim Tuğrul.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Apollon Tapınağı’ndan film müzikleri yükseldi

SONRAKİ HABER

‘Darbecileri yargılayanlar üç maymunu oynuyor’

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...