Sanayi bölgesinin görünmeyen işçileri

Sanayi bölgesinin görünmeyen işçileri

Ücretlerin düşerek yoksulluğun büyümesi, fabrikalardaki kadın işçi sayısını da hızla artırmış. Öyle ki artık bölgede bulunan 100 bin işçinin yarıya yakının kadın olduğu söyleniyor. Kadın işçilerin sayısının artması belli bir değişimi de beraberinde getirmiş.15-20 yıl önce fabrikada çalışan kad

Muzaffer Özkurt / Erdem Geyik

15-20 yıl önce fabrikada çalışan kadınlara “iyi gözle” bakılmıyormuş. Hatta kimi aileler kızlarının, çalışan işçi kızlarla arkadaşlık etmesini yasaklarmış. Ama özellikle 30-35 yaş üstü kişilere iş verilememesi, ücretlerin düşmesi ve tek maaşla geçinilememesi gibi nedenler, kadınların da çalışmasının önünü açmış. Eve yardım için çalışmaya başlayan kadın işçiler için bu durum artık değişmiş. Özellikle gıda ve tekstil gibi sektörlerde kadın işçiler daha rahat iş buluyorlar.

Bu nedenle hemen her evde çalışan bir kadın var. Hatta kimi aileler, evin geçimi tehlikeye girecek diye çalışan kızlarının evlenmesini istemiyor. Eğer çalışan birden fazla kız çocuk varsa en yüksek ücreti alan çocuğun evlenmesinin önüne taş konuyor. Erkek çocuklar bu sorunu yaşamıyor. Onlar evlendiğinde, eşiyle birlikte beraber kalma dayatılıyor. Hatta evlendiği kadın da çalışıyorsa eve giren maaş sayısı arttığı için evlenme hali daha avantajlı görülüyor.

AĞIR İŞLERE KADINLAR VERİLİYOR

Kadın işçi sayısı arttıkça, kadınların çalıştığı bölümler de farklılaşmaya başlamış. Eskiden daha tali işlerde çalıştırılan kadınlar artık erkeklerin bile ağırlığından şikayet ettikleri bölümlerde görünmeye başlandı. Örneğin tekstil iş kolunda ütü ve pres bölümlerinde eskinden kadın çalışmazmış. Bu artışın bir başka nedeni ise erkek işçilerin itiraz ettiği hatta yapmak için ek prim aldığı işlerin kadın işçilere itirazsız yaptırılabilmesi. Bu konuda konuştuğumuz bir kadın işçi şunları anlatıyor: “Kadın işçilerin çoğu evde babasının, kocasının ya da erkek kardeşinin baskısı altında. Fabrikaya geldiğinde de onların yerini ustabaşı alıyor.”

TUVALETE GİTMEK YASAK!

İşçilerin genel yaşadığı sorunlar kadınlar için de geçerli. Ama kadınlara ayrıca yaşatılan sorunlar var. Baskı kadınlar üzerinde daha fazla uygulanıyor. Ustabaşları kadın işçileri erkek işçilere göre daha kolay azarlayabiliyor.

Bazı fabrikalarda ayrımcılık hat safhaya çıkmış. Bir işyerinde tuvalete gitmek erkek işçiler için serbestken, kadın işçilerin molalar dışında tuvalete gitmesi yasak. Gerekçe olarak ise şu söyleniyor: “Kadınlar temizlik için daha fazla zaman harcıyor.”

SOSYAL HAYATLARI FABRİKA

Tüm işçiler için sosyal hayattan söz edilemezse de erkek işçiler kadın işçilere göre avantajlı. Erkekler hiç değil kahveye çıkabiliyor.

Bazı kadın işçiler, evdeki baskıdan kurtulmak için pazar günü de işe gidiyor. Pazar günü işe giden bir kadının anlattıkları şöyle: “Bizim evde erkek kardeşimin tabağına yemek bol konur. Artan bizim tabağımıza verilir. Fabrikada daha mutluyum. İnsan yerine konduğumu düşünüyorum.”

Kadın işçilerin tüm sosyal hayatının fabrika olması nedeniyle evlendikleri kişiler de aynı fabrikadan hatta aynı bölümden kişiler oluyor. Fabrikada iyi anlaştıkları kişilerle evlenen kadınlar, evlendikten sonra ise hayal kırıklığı yaşıyor. Evlendiği kişi için “Evlendikten sonra değişti” diyen kadın sayısı hayli fazla. Konuştuğumuz bir kadın işçi bunun nedenini şöyle anlatıyor: “Fabrikadayken sohbet ediliyor, giyime kuşama karışılmıyor. Kadınlar da evlendikten sonra baskının azalacağını düşünüyor. Ama öyle olmuyor. Evlendikten sonra baba ve erkek kardeşin yaptığı baskının yerini kocanın, kocasının ailesinin baskısı alıyor. Yine evden dışarı çıkamıyor. Yine giyimine makyajına karışılıyor. Örneğin evlendikten sonra başörtüsü takan pek çok arkadaşım var. Arkadaşlarıyla görüşmesine izin verilmiyor. Koca yine kahveye gidiyor. Onun hayatında değişen çok bir şey olmuyor.”

BÜTÜN KADINLAR YORGUN VE UYKUSUZ

İşçi kadınlar için günlük 10-12 saatlik mesai bittikten sonra da iş bitmiyor. Eve gidildiğinde koca televizyon izliyor, dinleniyor. Kadın ise evin temizliği, çocuğun bakımı ve yemekle ilgilenmek zorunda. Bütün kadınlar aynı telaşı yaşıyor. Bir sonraki günün yemeğini yapmak. Üstelik yapılan yemeği kocaya beğendirmek gerekiyor. Mesai bitiminde eve giden kadınların çoğu, işlerini bitirip ancak 00.30’da yatağa girebiliyor. Bu nedenle kadınların çoğu fabrikaya yorgun ve uykusuz gidiyor.

Kocalarından destek isteyen kadınların çoğu olumsuz yanıt alıyor. Bir kadın şunları anlatıyor: “Temizlik ve yemekle uğraşırken çocuk oyun oynamak istiyor. diyorum ki eşime şu çocukla biraz ilgilen de ben de şu işleri bitireyim. Bana diyor ki ‘O işleri şimdi yapmak zorunda mısın? Önce çocukla ilgilen sonra onları yaparsın.’”

HİÇ AKLIMA GELMEDİ

Yaşadıkları baskılar nedeniyle geri duran kadın işçiler içinde mücadele eğilimi artıyor. Son dönemde yaşanan sendikalaşma mücadelelerine katılan işçilerin yarıya yakını kadın. Zira üretimde tuttukları yer nedeniyle kadınların katılmadığı bir mücadelenin de başarıya ulaşması mümkün değil. Ancak yaşamın her alanında olduğu gibi mücadelede de kadınlar baskı altında.

Sendikalaşma mücadelesine katılan bir kadın işçi babasından şu tehdidi aldığını anlatıyor: “Babam dedi ki ‘Adın kötüye çıkarsa seni öldürürüm!’ Yani kötü bir şey yapmam gerekmiyor. Adımın çıkması yeter. Bu nedenle her şeye dikkat etmek zorundayım.”

Başka bir olay şöyle: Evli bir kadın işçi sendikalaşma mücadelesine girer. İşten atılınca da mücadelesini direniş çadırında sürdürür. Patron eşini arar. ‘Karın 10 erkeğin içinde ne yapıyor’ der. Kadın eve gittiğinde kocasından dayak yer ama gözü mor olduğu halde direnişe devam eder. Bu sırada sendikacılar gidip kocasıyla konuşur, kocası da bir daha yapmayacağını söyler. Ancak bu kez de mahalleden gelen sözler nedeniyle kadın kocasından bir daha dayak yer. Aradan geçen zamanda koca da sendikalaşma mücadelesinin içine girer ve geçmişte yaşananları şöyle değerlendirir: “Mahalle baskısında kalmıştım. Yanlış yaptım. Aptallık etmişim.”

Tüm zorluklara karşın sendikalaşma mücadelesinden vazgeçmeyen kadınlar, sıra sendikaların yönetimlerinin belirlenmesine geldiğinde ise yok sayılıyor. Bölgede örgütlü 9 sendikada da az sayıda işyeri temsilcisinin (bazılarında hiç yok) dışında şube yöneticisi olan kadın yok.


KURULTAY YAPILDI

İşçi Kurultayı bu nedenle kadın işçilerin örgütlenmesine ve kadın işçilerin bu kurultay içinde olmasına büyük önem veriyor. 300 kişinin katıldığı kurultayın dörtte birini kadın işçiler oluşturdu. Hatta kurultaya bırakacak yeri olmadığı için çocuğuyla katılan kadın işçiler de oldu. Ancak kadınların, ağırlıklı olarak birkaç fabrikalardan gelmesi eksiklik olarak değerlendiriliyor.
Kurultayda talepler belirlenirken de kadın işçilerin öncelikli sorunları gözetiliyor. Ancak bu konuda atılması gereken daha çok adım var. Kurultaya katılan, hatta çalışmalarına aktif katılan bir erkek işçiyle konuşurken bu durum kendini daha net ortaya koyuyor:
-Kurultaya katıldın mı?
-Evet.
-Kaç kişilik işyerinde çalışıyorsun?
-30.
-Eşin çalışıyor mu?
-Evet.
-Eşinin işyerinde kaç kişi çalışıyor?
-50.
-Peki eşin kurultaya katıldı mı?
-Hayır.
-Neden? Katmak gerekmez mi? O da işçi.
-Aslında hiç aklıma gelmedi. Ama haklısın. Bu bizim eksiğimiz katmamız, çağırmamız gerekiyor.

KREŞ EN ÖNEMLİ TALEP

Kadınların, kurultayın da gündemine aldığı en önemli talebi kreş. Zira 20’sini geçip evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan işçi neredeyse yok. 100 bin kişinin çalıştığı bölgede kreşi olan fabrika da yok. Kreş, kadın işçilerin çalışma hayatına katılmasını kolaylaştıracağı gibi ailelerde yaşanan drama da son verecek tek şey.
Çocuk bakımı en çok zorlanılan konu. Çoğu işçinin çocuğuna ananesi ya da babaannesi bakıyor. Böyle bir imkanı olmayanlar ise çocuklarını, çok küçük yaşta memleketlerine göndermek zorunda kalıyor. Çocuklarını, fabrikadan aldıkları izine göre yılda ancak iki kez görebilenlerin sayısı epeyi fazla. Memlekete gittiklerinde çocuklarının kendilerini soğuk karşıladığını, anne demediğini söyleyerek ağlayan işçi kadınlar var. Çocuğu biraz daha büyük olan bir kadın işçinin anlattıkları ise oldukça çarpıcı: “Çocuğum bana artık ‘Madem böyle olacaktı beni niye doğurdunuz?’ diyor.”


İNSAN HAYAL BİLE KURAMIYOR

2 yıldır işçilik yapan 18 yaşında başörtülü bir kadın işçiyle konuşuyoruz. Geçim sıkıntısı nedeniyle liseyi bırakarak çalışmaya başlamış. 2 yıldır çalıştığı halde sigortası yeni yapılmış. Çalışma koşullarının ağırlığından, molaların kısa olmasından yakınıyor. İtiraz etmenin işten atılmakla aynı anlama geldiğini anlatan kadın işçi, “Çalışmak zorunda olduğum için ses çıkaramıyorum” diyor.

Ailesinin AKP’ye oy verdiğini ancak kendisinin AKP’den memnun olmadığını dile getiren işçi, şöyle devam ediyor: “Çünkü bu yaşadığımız kötü koşulların sebebi hükümetin politikaları. İnsan hayal bile kuramıyor. Benim hayallerim neredeyse yok. Kendime yakın gördüğüm bir parti yok. Sadece insanca yaşam koşulları istiyorum. Kira da oturmak istemiyorum.” Kadın işçi konu kürtaj sorununa gelince “Yorum yapmak istemiyorum” diyor. Ama genel kanısı “AKP bir şey yapıyorsa onun altında bir hinlik vardır” şeklinde.

Söze bu koşulların nasıl değişeceğine geliyor. Sihirli sözcüğü o da söylüyor: “Birleşmek.” Ve şöyle devam ediyor: “Herkes kendini düşünüyor. Ben birleşmek için çok çaba harcamadım ama nasıl birleşeceğiz onu da bilmiyorum.”

YARIN: Sabırlı bir çalışma birliği büyütür

www.evrensel.net