Seçime doğru: ‘Ya daha kötüsü olursa’ tereddütünü gideren kazanır

Fotoğraf: Eren Ergine/EVRENSEL

Seçime doğru: ‘Ya daha kötüsü olursa’ tereddütünü gideren kazanır

16 Nisan 2017'den bu yana yaşananlar Esenyurtluları nasıl etkiledi? Seçmen ne diyor? İstanbul Esenyurt’ta seçimin nabzını ölçtük.

Çağrı SARI
İstanbul

Esenyurt, 742 bin nüfusuyla İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri. Başta tekstil, gıda ve metal olmak üzere irili ufaklı pek çok fabrikanın yer aldığı büyük bir sanayi havzası olan Esenyurt’un nüfusunu da ağırlıkla işçiler ve yoksul emekçiler oluşturuyor.

AKP, iktidara geldiğinden beri Esenyurt’ta seçim kaybetmedi; 16 Nisan referandumuna kadar. Ondan önce 7 Haziran’da oy kaybetmiş (yüzde 36), ancak 1 Kasım’da oylarını yeniden toparlamış (MHP ile birlikte yüzde 53). 16 Nisan referandumunda ise Esenyurt, yüzde 52.5 ile ‘hayır’ diyor.

16 Nisan’ın diyetini ödeyen AKP’li belediye başkanlarından biri de 2004 yılından beri Esenyurt Belediye Başkanı olan Necmi Kadıoğlu’ydu. Vitrinde ‘sağlık sorunları’ vardı, fakat arka planda referandum dile geliyordu...

Bu müdahale ve tabii bir yılda yaşananlar Esenyurt’u nasıl etkiledi? Seçmen ne diyor? Bu sorulara yanıt aramak ve bir yıl önce referandumdan bu yana değişen bir şey var mı görmek amacıyla, 16 Nisan’dan önce gittiğimiz kahve ve derneklere yeniden gittik, onlarca kişiyle konuştuk.

REFERANDUM KAZANABİLDİĞİMİZİ GÖSTERDİ

İlk durağımız CHP seçmeninin ağırlıklı olduğu, HDP’lilerinse uğrak yerlerinden Erzincanlılar kahvesi. Kağıt oynanan bir masaya oturuyoruz. HDP-CHP ittifakı burada kurulmuş! 16 Nisan’da ‘hayır’ diyenlerin kazandığını, sonucun hileyle değiştirildiğini düşünüyorlar. Referandum sürecinde umutsuzluk yerini umuda bırakmış. CHP seçmeni, Emlakçı Ayhan Aksu  “Referandumda kazandık, elimizden aldılar. Ama biliyoruz ki kazandık” diye ifade ediyor bu durumu. Hemen yanımdaki Hüseyin Çelik de “Bir araya gelmek kazandırdı” diyor, “Fakat sandık güvenliğinden tereddütlüyüz...”

Gündemi epey takip eden bir masaya denk gelmişiz... Medyanın ne halde olduğundan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son konuşmasına kadar her gelişmeden haberdarlar. Seçimleri kazanmak için “Stratejik davranacaklarını” söylüyorlar. CHP’lilerin evlerindeki oylar 7 Haziran’daki gibi bölünmüş; bir kısmı vekillikte HDP’ye, cumhurbaşkanlığında Muharrem İnce’ye verecek. Demirtaş’ı istemediklerinden değil; hem HDP’nin barajı aşmasını, hem de Erdoğan’ın karşısına güçlü bir aday çıkarmayı istiyorlar. HDP’nin CHP-İYİ Parti-SP ittifakının dışında bırakılmasının “haksızlık” olduğunu düşünüyorlar ama “Meral Akşener ile nasıl yan yana geleceklerdi ki?” diye de soruyorlar.

Umutlular çünkü AKP’den kopuş yaşandığını düşünüyorlar. İsmini vermek istemediğimiz belediye otobüsü şoförü, AKP mitinglerine taşıdığı insan sayısının azalmasını dayanak yapıyor bu düşünceye.

Ekonominin ne kadar kötü gittiğinden bahsediyorlar. Aralarında işsizliğin Suriyelilerden kaynaklı olarak arttığına dair bir sohbet başlıyor. Hepsi aynı fikirde; “Sağlıktan, eğitimden parasız yararlanıyorlar” diye birbirlerini onaylıyorlar. “Savaş sürüyor, bir de pek iyi koşullarda da değiller sanki...” demeye kalmıyor, hemen hep bir ağızdan “Biz de fakiriz”,  “Biz de kazanamıyoruz” itirazları yükseliyor.

TORUNUNUN ADINI TAYYİP KOYMUŞ AMA...

Başka bir kahvehanedeyiz. İçeride ‘batak’ oynayan 50 yaşlarında bir ekip var. Masanın bileşimi ilginç; bir İYİ Parti, bir MHP, bir HDP ve bir CHP seçmeni var. Yanlarında da eski AKP’li, sonradan CHP’li olmuş biri. 2010 yılına kadar inanmış AKP’ye. Öyle ki torununun adını Tayyip koymuşlar. Bugün çok öfkeli, ve hükümeti “yalancılıkla” suçluyor. Ekonomik zorluklar ve adaletsizlikler etkili AKP’den kopmasında. Bu kadar “muhalif” bir masada bir MHP’li ne yapıyor acaba diye merak ediyorum. “Kavga etmiyor musunuz?” diye sorunca, “Siyaset konuşmuyor ki hiç” diyorlar. “Neden?” diye soruyorum MHP’liye, gerçekten sessiz. Bir süre sonra MHP’li olmanın onun için takım tutmak gibi bir şey olduğunu fark ediyorum. İYİ Partili “O adama (Erdoğan) yaklaşandan hayır gelir mi!” diyor. Meral Akşener’in “düzgün bir insan” olduğunu söylüyor, onu desteklediğini anlatıyor. MHP seçmeni sessizce mırıldanıyor; “MHP’liyiz biz.”

Fotoğraf: Eren Ergine/EVRENSEL

İNCE’Yİ DİNLEMEYE, EDİRNE’YE GİDEN HDP’Lİ

Hakkarili HDP seçmeninin talebi elbette, Kürt sorununun çözümü. İkinci turda Muharrem İnce’ye vereceğini söylüyor. Edirne’ye gitmiş, İnce’yi dinlemeye... “Samimi” diyor, ama onun için her şeyden önemlisi Erdoğan’ın kaybetmesi. “Neden bizim seçtiğimiz kişi cezaevinde ki!” diyerek, Demirtaş’ın bir an önce cezaevinden çıkması gerektiğini söylüyor.

Konu Demirtaş’tan açılınca masada sesler birbirine karışıyor. Herkes aynı anda konuşuyor: “Adaletsizlik var, üç beş gazetenin haberi ile olmaz, kitlelere seslenebilmesi lazım. 7 Haziran’da etkilediği kesimi etkilemesi gerek”, “Ya onun baraj sorunu yok”, “Yok ya var olmaz mı”, “CHP’li seçmen verecek ona...”

SANDIK GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Oy oranları havada uçuşuyor. Kimi diyor muhalefet kazanır yüzde 52, kimi 54... MHP’li seçmenin sesi yükseliyor; Yüzde 60! Masadakiler önce gülüyor, ardından hemen ardından kaygılar dile geliyor: Sandıkların güvenliği çok önemli...

KÜRTLER: İNCE’Yİ ‘ŞERH’Lİ DESTEKLERİZ!

Vanlıların uğrak yeri olan bir kahvede Kürt seçmenlerle konuşuyoruz. Hepsi HDP’li. “Kürtler AKP ve Erdoğan’a oy verir mi” diye soruyorum. “Sur’u Cizre’yi yok eden, Afrin’e operasyon düzenleyen Hükümete oy vermez Kürtler” diyorlar. Çözüm sürecinin ardından yaşanan süreci, hendekler konusunu konuşmaya çalışıyoruz. Hep bir ağızdan, yarı Türkçe yarı Kürtçe cevaplar geliyor. “Ceylanpınar olayı devletin oyunuydu”, “Çözüm sürecini bitirdi tabii canım”, “Hendeklerde de bi’sürü insan öldü, çoluk çocuk”, “Yok yok hayatta vermez Kürtler”... Cılız bir ses çıkıyor sadece; “Yav bizim Kürtler veriiiir...” Susturuyorlar; Vermez!

CHP DOKUNULMAZLIK KONUSUNDA KÖTÜYDÜ AMA...

Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasına öfkeliler. “Tutuklansak, baskı da görsek, haksızlığa da uğrasak, ne cesaretimiz kırıldı ne umudumuz” diyorlar.

İkinci turla ilgili tartışmaların sonucu şöyle: Parti ne derse o!

Ama Erdoğan’ın gitmesi için kimi desteklemeleri gerekiyorsa desteklemekten yanalar. CHP’nin dokunulmazlıklar konusundaki tutumu canlarını yakmış, ama Erdoğan’a karşı Muharrem İnce’yi desteklemeye hazırlar. “Aslında verilmez de mecbur” diyorlar.

ERDOĞAN NE DERSE, AYNISI AKP’LİLERİN DİLİNDE

AKP’lilerin yoğun olduğu bir dernekteyiz. Buraya 16 Nisan referandumundan önce de gelmiştik. O zaman da seçmen ağırlığı AKP’deydi. Fakat geçen yıl daha rahat sohbet edebilmiştik, şimdi biraz daha keskin bir tavırla karşılaşıyoruz. İçeri girebilmek için küçük bir sorgulamadan geçmemiz gerekiyor. Gerekli sözlü izinler alındıktan sonra, yaşları 30 ile 40 arasında değişen 15-20 kişilik bir masaya oturuyoruz. Masadakiler Esenyurt’taki minibüs şoförleri. Esenyurt’tan da, AKP’den de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan da çok memnun olduklarını ifade ediyorlar. “Reisimiz ne derse o” sözü hepsinin dilinde. “Neden Ak Parti’ye oy veriyosunuz?” sorumuz bile onları şaşırtıyor, hatta kızdırıyor. “Nasıl yani!” gibi bir cevapla karşılaşıyoruz.  “Cık cık cık, ben bu insanları anlamıyorum” gibi  kınama cümleleri duyuyorsunuz.

Başka partiye oy verenleri, hükümeti eleştirenleri nankörlükle suçluyorlar. “Daha ne yapsın ki” diyorlar, “Köprü yaptı, yol yaptı... Dünya lideri oldu, dünya lideri...” Dernekteki televizyonda A Haber açık. Ekran ile masadakiler arasında ince bir şablon var sanki. Hükümetin ağzından ne dökülüyor, medya neyi veriyorsa o masa aynısını tekrarlıyor.

CHP döneminde, yağ, tüp kuyruğu olduğundan, İstanbul’un çöplük içinde olduğundan bahsediyor biri. Soruyorum;
- Kaç yaşındasın?
- 35
- Hatırlıyor musun o dönemi?
- Hayır, ama Esenyurt çamur içindeydi, onu hatırlıyorum. Şimdi baksana binalara, yollara...
- O kadar zaman geçmiş, normal değil mi yol yapılması?
- Yok abla, buraları bilmiyorsun...

ŞORTLU KADINA ŞİDDET DE, DOLARIN YÜKSELMESİ DE ALGI OPERASYONU!

Bir diğeri, hükümetin ve Erdoğan’ın asla ayrımcılık yapmadığını savunuyor. Bunu ispat için de Erdoğan’ın ‘Açık bir kadının kucağındaki çocuğu sevmesini’ örnek veriyor.

Otobüste şort giyen kadınların uğradığı şiddeti hatırlatıyorum. İlk kez duymuşlar! “Benim minibüsümde hiç yaşanmadı” diyor hemen karşımda oturan... Sonra bunun bir “algı operasyonu” olduğunu söylüyorlar. CHP böyle bir algı yayıyormuş.

Yükselen dolardan ve ekonomik kriz tehlikesinden konu açılınca, içlerinden biri, 15 yıl önce çektiği krediyle minibüs aldığını anlatarak “Şimdi olsa alamam” diyor. Ama faizlerin 24 Haziran’ın ardından ineceğine inanıyorlar. Çünkü zaten doların yükselmesi de bir algı operasyonu!

‘REİSİMİZ HALLEDER’

Esenyurt belediye başkanının istifa etmek zorunda kalmasını nasıl değerlendirdiklerini soruyorum. AKP’li belediyelerde de yolsuzluk olduğunu belirterek, “Temiz siyaset yoktur” diyorlar. Ve işte o cümleyi yine duyuyoruz; Çalıyorlar ama yapıyorlar, CHP yapmıyordu!

“Seçimin sonucu ne olur sizce?” diye sorunca “İlk turda alamazsak zor” yanıtı geliyor. Karşımda oturan söze giriyor; “Reisimiz o zaman onu da halleder.”

Fotoğraf: Eren Ergine/EVRENSEL

‘İŞ YOK, AMA HÜKÜMET GİDERSE DAHA KÖTÜ OLUR’

Yine bir kahve... Bir hayli zorlandıktan sonra oturduğumuz masadakiler, inşaat işi yaptıklarını söylüyor. “İşler nasıl?” sorumuza “Yok iş miş bitmişiz... Demir çok pahalı, çünkü dolar fırladı. İnşaat sektörü Türkiye’de krizde şimdi. Perişanız resmen...” yanıtı veriyorlar. Ama Erdoğan giderse durumun daha da kötü olacağına inanıyorlar. “Bu hükümet giderse İstanbul’da yaşayamayız. Memlekete, köye gitmek zorunda kalırız” diye kaygılanıyorlar.

TEREDDÜTLÜ OLANI KİM KAZANACAK?

Esenyurt’ta bir çok kahve ve dernek gezdik; daha çok orta ve üst yaş grubu işçi ve emeklilerle konuştuk. Gördük ki seçimin nabzı henüz yavaş atıyor Esenyurt’ta. Heyecan yok, hareket yok, kimse konuşmak istemiyor... Televizyonların çoğu kapalı.

Referandumdan iki ay evvel gittiğimizde her yerde bir hareketlilik görülüyordu. Anayasa maddeleri hararetle tartışılıyordu. 24 Haziran seçimleri ise henüz kahvehane sohbetlerinde yeterince yer bulamamış gibi. Ancak vatandaş gündemden uzak değil...

Referandumdan bir farkı da muhalif seçmenin yaşadığı korkunun yerini cesarete, umuda bırakmış olması. Bir kıyaslama yaparsak muhalif seçmenin daha dinamik olduğu söylenebilir. “OHAL, baskı, tehdit nereye kadar!” diyorlar. “16 Nisan’da kazanabileceğimiz gördük, yine kazanırız” diyorlar.

Bu arada CHP’lisi, İYİ Partilisi hepsi HDP’nin barajı geçmesi gerektiğinin farkında. Hatta bazı CHP’liler, “Evdeki oylar paylaştırılacak” diyor. HDP’liler ise her ne kadar dokunulmazlıklar nedeniyle CHP’ye tepki duysalar da, kendi adayları ikinci tura kalmazsa ve partileri işaret ederse Muharrem İnce’yi desteklemekte tereddüt etmeyeceklerini söylüyor.

AKP’liler arasında ise bir “Reisçi” diye tanımlananlar var ki, onlar “Neden AKP, neden Erdoğan?” sorusuna bile tahammülsüz. Ama bir de iktidarın politikaları, özellikle de ekonomi canlarını yaktığı halde “Erdoğan kaybederse, daha da kötü olacağını” düşünenler var. Tereddütlüler...

Esenyurt’ta referandum sonuçlarına benzer bir tablonun çıkması, yani ‘hayır’ın önde çıkması iki şeye bağlı. Bir; “Ya daha kötüsü olursa” diyen tereddütlü seçmeni ikna etmek. İki; sandıklara sahip çıkmak.

Son Düzenlenme Tarihi: 20 Mayıs 2018 08:28
www.evrensel.net