Diş fırçası, takkesi haindir ‘öteki’si

Diş fırçası, takkesi haindir ‘öteki’si

Nuray Sancar, röportajı gündem olan Süleyman Çakır'ı ve gösterdiklerini yazdı.

Nuray SANCAR

Bir televizyon muhabirinin, seçimle ilgili sokak röportajı yaparken denk geldiği öfkeli ‘dayı’nın videosunu iyi saklayın. Bir buçuk dakikalık bu videoda Türkiye’nin iyi kontörlenmiş bir resmi var çünkü. ‘Dayı’, “Bu Ak Parti keşke 70 yıl önce olaydı Türkiye zirveye ulaşacaktı” diyor, “ulaşım, su, düzenleme… Ak parti çalışıyi… Bir çivi çakmadı ötekiler” diyor. Emperyalistler hainler “yok laiklik elden gidiyi dediler. Dedenin takkesiyle, eşarpla uğraştılar” diyor. Kenarda sinirle bu konuşmayı dinleyen bir kadın “sen önce dişlerini fırçala” diye bel altı vurup kaçtıktan sonra ‘dayı’ kameraların önünde ne diyeceğini bilemiyor. “Hain” diye bağırıyor kadının arkasından; “Bak 155’i ararım, Bak içeri aldırırım, diline dikkat et, 15 Temmuz alçaklarını savunma” diyor.

Takke-eşarp ikilisiyle diş fırçası arasında ikiye bölünen bir çarşı bu. 90 yıllık ezberle süren münazarada bir türlü yenişemeyen iki argüman birbirinin yarasını kanatmaya devam ediyor. ‘Dayı’nın neden sonuç ilişkilerinden nasip almamış, sıkıştıkça Osmanlı’dan 15 Temmuz’a atlayıverdiği tarih algısıyla hiçbir rasyonel zeminde tartışılamaz zaten. Bu rasyonalite kaybı “öteki”nde de var. Siyasi tepkisini “Sen önce git dişlerini fırçala” diyerek gösteren kadının davranışını koşullayan kayıp ihtiyarınkiyle aynı. İkisinde de hazır yapım düşünce sistematiği aslında aynı urganla paketlenmiş.

Suriyeliler çok doğuruyor diye şikayet eden, lehçeli ya da aksanlı Türkçeye dayanamayan, başörtüsüne tahammülsüz “Çorapları kaçmaz, gömlekleri buruşmaz”, kendisini nezih karşı tarafı geri, pis, kirli, iğrenç bulan küçük burjuva elitizmi, 90 yıllık cumhuriyetin modernleşme paradigmasından türeyen bir dejenerasyon türü. Diğeri de bu paradigmayı sarstıktan sonra eşarba-takkeye sarılmış bir teknolojist (yollar köprüler) kalkınma paketi elinde, devri sabıkla mücadele etmeye çalışan, bunu yaparken de her lafını devlet gücüyle tahkim eden bir profil.

İnsani gelişkinliği nezihlik, kültürel donanım, temizlik ve eğitimle ilişkilendirmeye; ilerlemeyi Batılılaşma, yani kapitalist sistemin gelişmiş ülkelerine yetişme olarak tarif etmeye yatkın apolitik bir zihniyetle, “laiklik elden gidiyor diyorlar ama 70 yıldır bir çivi çakmadılar” diyen Dayı’nın aşırı politikleşmiş gibi görünen zihniyeti, bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine yapışık. Tek farkı birinin iktidarda diğerinin muhalefette olması. Aslında ikisi için de sorun, aslında hayatı zindan eden bir sistemin kimin kültürel ve ahlaki değerleriyle işleyeceğinden ibaret.

Bu bölük pörçük laflarının hangi siyasi iddiaya eklemlenerek onu güçlendirdiği önceden belli. Kültürel değer yargılarının ve bir kıyafet gibi insanlara giydirilmiş simgelerin, bunlar bağımsız hareket eder gibi göründükleri anda bile politik bütünlüklerle kurduğu ilişki çok açık.

Ona “Git dişlerini fırçala” diyen birini içeri aldırabileceğini düşünen ihtiyar, kendisini boşuna devletle özdeşleştirmiyor. 16 yıldır verdiği oy karşılığında “Siz ne istiyorsanız o oluyor” geri dönüşüne muhatap oldu. İstediklerinin takke, eşarp ve köprü olduğuna inandırıldı. Soma Katliamı’yla partinin ilişkisini kurduğu için AKP’li müşavir tarafından tekmelenen işçi gibilerinin hep istisna kaldığı bir bağlamda “AK Partililik”, oy veren yoksulların nezdinde havadan statü sahibi olmak, maddi ya da duygusal olarak nemalanmak anlamına geldi hep. 15 Temmuz’da devleti kurtaran, devletin bekasının bekçisi olan da odur! Köprüler, inşaatlar onun için yapılır. Bir araba dolusu övgüye mazhar olduğundan Reis’in sureti olarak dolanır. Partisinden olmayan herkes asalak, vatan haini, ayyaş, yasakçı, hazdan başka bir şey düşünmeyen; bir çivi bile çakamayan/çakmayan insanlardır; çünkü Reis de öyle demektedir.

Popülizmin iki farklı biçimle karşı karşıya geldiği bu olayda sözcükler fazlasıyla politik bir ima yüklenmişler, denk düştükleri nesnel ilişkilerin temsili değil de kendisi olma iddiasında bulunmuşlardır. Dayı’nın karşısındakiler emperyalizmin uşaklarıdır; çünkü diş fırçasıyla uğraşanlar aynı zamanda başörtüsü ve takkeyle de uğraşmışlar ve kafadan 15 Temmuz darbesine sevinmişlerdir. Öyleyse haindirler. Bir 155’lik canları kalmıştır!

Steril kadın içinse gericilik kirli dişler, cehalet, eğitimsizlik demektir. Onu nerede görse tanır! Çünkü bu, onun yaşam biçiminin başbelası, ülke için ciddi bir tehdittir.

Oysa beka meselesi olarak gündeme getirilen her konuda; Meclisten dokunulmazlıkların kaldırılmasında, sınır ötesi operasyonlarda, Yenikapı’da, Yunan adaları mevzuunda yani gerçek politik konularda yoktur aslında birbirlerinden pek farkı.

Zaten popülizm böyle çalışır; insanların gerçek ve ortak çıkarlarının, benzerliklerin üstünü örter, onları ya iktidar projelerinin ya da politikalarının yeniden üreticisi haline getirir ya da buna karşı çıkan kümelenmelerin harcı olma işlevi görür. Bölük pörçük kültürel kodları bir araya getirerek yeni anlam kümeleri, kimlikler ve aidiyet duyguları üretir. Siyasetin düştüğü çarşıda simgeler ve ideolojiler sözün politik bağlamına durmaksızın işaret eder.

Nitekim Süleyman Çakır’a AKP Üsküdar İlçe Örgütü “Sahip çıktı.” Kendisine yönelik tehdit olduğu iddiasıyla gerekli soruşturmanın da başlatıldığı belirtildi. “Sen git önce dişlerini fırçala” diyen kadının benzeri olan yurttaşların, Dayı’nın laflarını kendi üstlerine alarak sosyal medyadan yağdırdıkları lanetin bedelinin, bir kısmı için 155 olarak, savcılık iddianamesi ve belki gözaltı olarak dönecek olması, ihtiyarın temsil ettiği siyasi bağlamın bu olay nezdinde tüm kodlarıyla tamamına erdiğini gösteriyor.

Her fırsatta, her yerde tekrar tekrar izlenen bir film bu.

Barış Atay gözaltına alınırken de yayındaydı. Aynı kafa iki tweet yüzünden bir sürü insanı tutukladı. Takkeydi eşarptı, 15 Temmuz’du derken 100 binden fazla insan cezaevinde, on binlerce insan işinden gücünden edildi. Her yerde Süleyman ‘dayı’nın benzerleri 155’e otomatik olarak bağlı bir kolluk birimi gibi çalışarak ihbarlar yağdırmaya, herkesi hainlikle suçlamaya devam ediyor.

Bu bir şey değil. Bunun daha kötüsü bu dejenerasyon içinde giderek insanın kendi düşman bellediğine benzemesi: Bağımsız yargının nasıl inşa edileceğini tartışmadan karşı tarafa her fırsatta “yargılanacaksınız” diye bağırması. Emperyalizme, siyonizme lafla kafa tutarken bunun gerekleri üzerine düşünmemesi; aralarına utanç duvarı örülmüş yoksullar arasındaki kutuplaştırmayı yeniden üreten söylemleri tekrarlamakla sömürü sistemini arazlarını ortadan kaldıracağını sanması; tek adam rejimini eleştirmek yerine o tek adamın diplomalısına ya da dişleri temiz olana tav olması falan...

Neyse... Kimse kızmasın sadece rekürtaj yapıyoruz şurada.

www.evrensel.net
ETİKETLER Süleyman Çakır