Filistin’de kırmızı pazartesi

Fotoğraf: Abed Zagout/AA

Filistin’de kırmızı pazartesi

Ercüment Akdeniz Filistinlilere dönük katliamı, direnişi ve Fadi Abu Salah'ı yazdı.

Ercüment AKDENİZ

“Bu toprak emer şehitlerinin derisini
buğday ve yıldız vaat eder yaza
Tapın bu toprağa!
Tuz ve suyuz biz onun bağırsaklarında
savaşan bir yarayız bağrında”

Filistin’in oğlu diye anılan ünlü Şair Mahmud Derviş, halkının özgürlük isyanını işte bu dizelerle betimliyor. Şair öldü ve bu dünyadan ayrıldı. Fakat onun her bir dizesi özgür Filistin davasında yaşamaya devam ediyor.

Ve başka bir oğul, evlad-ı Filistin’in.
Adı: Fadi Abu Salah...

Helikopterler gökten gaz bombaları yağdırdığında, sniperler insan avına başladığında belirdi o; “çocuk generallerin” yaktığı lastiklerden yükselen kara dumanların tam orta yerinde...

Mahmud Derviş şiirlerinden fırlamış efsanevi direnişçilerden farkı, belki sadece bacaklarının olmaması.  

10 yıl önce, yine bir direniş gününde; bacaklarını almıştı çünkü İsrail uçakları onun.  

10 yıl sonra yani bugün, Donald Trump büyükelçilik hançerini Filistin’in kalbine sapladığında, tekerlekli sandalyesiyle yürüdü bu kez zulmün üzerine.   

Vurulmadan hemen önce...
Bir deklanşörün yakaladığı o direniş karesinde...
Bacakları kopartılmış olan sadece Fadi Abu Salah değildi, Filistin’di!

Toprakları parsel parsel yağmalanmış; şehirleri, etrafına duvar örülerek tutsak edilmiş; bağına bahçelerine el konmuş; ekmeği, suyu, ilacı, maması kesilmiş Filistin’in sahi Fadi Abu Salah’ın bacakları koparılmış halinden ne farkı vardı?  

SALAH’I UĞURLARKEN...

Fotoğraf: Abed Zagout/AA

Fadi Abu Salah'ın cenaze töreninden...

Fadi Abu Salah’ın cansız ve bacaksız bedeni Filistin bayrağına sarıldı.
Aynı gün, 60 cenaze birden kaldırıldı.
İsrail kurşunlarıyla vurulmuş, gaza boğulmuş üç bin yaralı insan, kendi acılarını bir kenara koyup, onlar için gözyaşı akıttı.
Ama dünya devletleri her zamanki gibi suskundu, üç maymun oyunu böyle günler için vardı ne de olsa!

BM her zamanki gibi yine karnından konuşuyor ve onun İnsan Hakları Sözcüsü Rupert Colville şöyle diyordu: “İki bacağı da olmayan bir adam, büyük ve iyi korunmuş bir çitin arkasından ne kadar büyük bir tehdit ifade ediyor olabilir?”  

Colville’nin sorusu elbette haklı bir soru, haklı bir sitemdi ama hepsi o kadar!

Zira 14 Mayıs Pazartesi günü Gazze’de yaşanan vahşet için “Bu bir katliamdır” diyemeyecek kadar aciz içinde kalmış bu türden açıklamalar, ABD ve İsrail’in işlediği insanlık suçlarına şemsiye açmaktan öteye geçmiyordu.

Fotoğraf: Hassan Jedi/AA

KARA, KIRMIZI PAZARTESİ

Peki ya bizde, Türkiye’de bu vahşete verilen tepki ne oldu?

Devlet ve hükümet sözcülerinin peş peşe açıkladığı kınama metinlerinde bolca “katliam” ifadesi kullanıldı, doğru.

Üstüne bayraklar yarıya indirildi ve ülke genelinde 3 günlük yas ilan edildi.

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’dan başlayarak devlet katından art arda 14 Mayıs günü için “Kara Pazartesi” ifadesi kullanılmaya başlandı.

Oysa “Kara Pazartesi” ifadesi katliamın şiddetini tanımlamakla birlikte; bu vahşete yol veren, çanak tutan politikaları perde arkasında saklayan bir kelime oyunuydu da.

Neden?
Çünkü 14 Mayıs protestolarına neden olan kışkırtmanın fitilini, daha 6 ay öncesinde, ABD Başkanı Donald Trump ateşlemişti.

Trump ve avenesi, ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını ilan ederek, hem BM sözleşmelerine hem de bütün dünya devletlerine meydan okumuştu.

Yani perşembenin gelişi çarşamba’dan belliydi; ve bizim devlet zevatımız da içinde olmak üzere, 6 ay boyunca dünya devletlerinden bu karara caydırıcı tek yaptırım gelmedi.

Fotoğraf: Ashraf Amra/AA

Kolombiyalı Büyük Yazar Gabriel García Márquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanını çoğumuz bilir. Kitap, işleneceği herkesin malumu olan ama engel olmak için kimsenin kılını kıpırdatmadığı bir namus cinayetini anlatır. Romanın kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği daha ilk satırlardan bellidir. Dolayısıyla finalde yaşanacak trajik cinayetin vebali kasabada yaşayan herkesin omuzlarındadır. Ne tütsülü ayinler bu günahı temizleyebilir ne de cenaze töreninde dökülen gözyaşları kasabanın onurunu geri getirebilir artık.

Kısadan hisse...
Dün, bir Meclis oturumunda ya da yüz binlerce insanın toplandığı Yenikapı’da, “Kara pazartesi” için ne kadar lanetler yağdırılırsa yağdırılsın, Trump’ın ilanı ile başlayan ve sonu bir vahşetle biten 6 aylık o suskunluk dönemi asla unutulmayacak.

Çünkü...
Filistin’de 14 Mayıs’ta yaşanan ve bütün dünya devletlerinin sonucunu önceden bildikleri  “Kırmızı Pazartesi” sadece Filistin’in değil bizim de “Kırmızı pazartesi”mizdir.

Bu nedenle...
Meydanlarda İsrail ve ABD zulmüne, “Kara pazartesi”ye öfke kusan halklar; kendi hükümetlerine de “kırmızı pazartesi”nin hesabını sormak durumundadırlar.
Filistin bayrağına sarılı Fadi Abu Salah’ın son fotoğrafı da bunu söylemektedir zaten...

Fotoğraf: Hassan Jedi/AA

KADİM YARA, KADİM DİRENİŞ

20. yüzyıl dünyası büyük savaşlar yaşadı, büyük acılar çekti; buna şüphe yok.
Malum şimdi 21. yüzyıldayız...
Milenyum çağında yani...
Hem yeni bin yılı kucaklayalı şunun şurasında 18 yıl oldu.
Ama böyle giderse eğer; 20. yüzyıl, zulüm ve kederde, 21. yüzyılın yanında çocuk kalacak...
20. yüzyıldan ve hatta önceki bin yıldan kalan bir yaradır Filistin!
Bir pazarlık ve satış tarihidir; her defasında elbet bir ihanet ve arkadan hançerlenme tarihidir de, bu doğru.
Ama...
Ve fakat...
“Dedeleri toprak sattı, torunların çırpınışı boşa “ diyenler de halt etmektedir.
Çünkü...
Kudüs’ün bağrına bir hançer gibi saplanan o elçilik binası kadar; bacakları İsrail devleti tarafından kopartılmış direnişçinin, parmaklarında salladığı taş da bir o kadar gerçekliktir.
“7’den 70’e bir halk direnişi” sözü de kesmez onu!
Zira 8 aylık Leyla bebeğin, son nefesini bir gaz bulutunun ortasında verdiği, muazzam bir 21. yüzyıl destanıdır Filistin.
Ezilen halkların en kadim olanlarından biri olarak, ateşi sönmeyen bir uyanıştır.
Kendi yarasında direniş mayalayan bir kadim efsanedir.

Son söz...
Mahmud Derviş, 2002 Nâzım Hikmet Ödülüne layık görülmüştü.
Onun son şiirleri, Filistin direnişi içindeki bölünmelere duyduğu hüznü yansıtır.  
Dolayısıyla tıpkı Mahmud Derviş gibi Fadi Abu Salah da bir Filistin evladıdır.
14 Mayıs’ta, İsrail zulmüne direnirken ölümsüzleşenler, şu ya da bu kalıba sokulamayacak kadar evrensel bir değerdir artık.
Ve Fadi Abu Salah, şimdiden o isimlerin en başında anılmaktadır.

Son Düzenlenme Tarihi: 20 Mayıs 2018 10:21
www.evrensel.net