'AKP’nin kadınlara başörtüsü dışında söyleyebileceği bir şey yok'

Fotoğraf: AA

'AKP’nin kadınlara başörtüsü dışında söyleyebileceği bir şey yok'

Akademisyen, Antropolog Ayşe Çavdar Cumhur İttifakı’nın kadınlara vaadini ve kadınların beklentilerini anlattı.

Elif Ekin SALTIK

AKP ve MHP’nin oluşturduğu ‘Cumhur İttifakı’nın baskın bir şekilde 24 Haziran’da seçim yapılacağını duyurmasının ardından, adayların ve partilerin seçim manifestoları art arda açıklanmaya başladı.

Seçim manifestosunu açıklayan ilk isim Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Erdoğan “Ahdim olsun ki...” diye çeşitli vaatler sıraladığı manifestoda kadınlara dair tek bir yeni söz yoktu. “Yükü kadınlarımızla birlikte omuzlayacağız” diyen Erdoğan, kadınlardan “büyük bir özveri ve fedakarlık beklediğini” ifade etti.

Peki, bu söylemlere rağmen, AKP’ye oy veren kadınlar birlikte yürümeye devam eder mi? 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin, bugüne kadarki icraatları kendisine oy veren kadınlar tarafından ne kadar sorgulanıyor?

Sorularımızı yanıtlayan Akademisyen, Antropolog Ayşe Çavdar, “Erdoğan’ın kadınlara başörtüsü özgürlüğü dışında söyleyebileceği başka bir şey yok” diyor. “Dinin güncellenmesi” söyleminin de kadınların oyunu hedeflediğine işaret eden Çavdar, dindar muhafazakar kadınların da “daha fazlasını istediklerini” belirterek, “Ama AKP o daha fazlayı verebilecek durumda değil” değerlendirmesi yapıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Mart’ta Hak-İş’in düzenlediği bir etkinlikte “İslam'ın güncellenmesi”nden söz etti. Bunu 8 Mart’ta söylemesinin sizce özel bir nedeni, mesajı var mıydı?

Dinin güncellenmesi hikayesi AKP içerisinde diyemeyeceğim ama AKP’ye yansıyan bir eylemin, bir tartışmanın, bir çatışmanın göstergesi daha çok. İslam geleneğinin içerisinde çokça erkek söylem olduğu için dindarlığın yükselmesi oranında kadınların talepleri de bir kenara bırakılabiliyor. Oysa kadınların talepleri yalnızca seküler kesimlerde değil, dindar kesimlerde de çağın gerektirdiği ölçüde artmış durumda. Onlar böyle demiyor ama kadınların ekonomiye katılma talebi var, ekonomik bağımsızlık talebi var... Dolayısıyla Erdoğan'ın 8 Mart'ta Hak-İş’le birlikte yapmaya çalıştığı şey kadınlara “Ne dediğinizi duyuyorum” işaretiydi, bir göz kırpmaydı. Ancak bu durum istemediği yerden birtakım tepkiler yükseltti.

Bence ‘dinin güncellenmesi’ söylemi akıllıca bir şeydi Erdoğan için. AKP'nin şu anda tek bir oya bile inanılmaz ihtiyacı var ve kadınların sayısı cemaatlerdeki erkeklerden çok daha fazla. Ama bütün kadınlar o talepleri korkusuzca dile getiriyor demek de değil bu.

Bunların yanında AKP’li kadınların içerisine de bakmamız lazım. AKP’li kadınlar yalnızca geleneksel anlamda dindar kadınlardan oluşmuyor, dindar ve modernleşmiş kadınlardan oluşuyor ve bu iki taraf birbirleri ile çatışma halindeler. KADEM ile AKP’nin içerisindeki kadınlar arasında bir çatışma hali var. KADEM daha çok Özal döneminin papatyalarını andırıyor, daha vitrine oynayan, daha eğitimli, daha varlıklı ailelerin kızları ya da varlıklı erkeklerin eşleri... O nedenle daha elit bir yapı oluşturuyorlar. Sadece Türkiye'de değil dünyada da Türkiyeli Müslüman kadınları temsil edecek bir yere doğru oynuyorlar. AKP’li kadınlar için ise aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Daha çoğulcu bir kere; geleneksel dindarlıkla daha çok konuşan aynı zamanda daha heterojen bir yapı. KADEM gibi homojen bir yapı değil. Orada sınıfsal bir arka planın yarattığı homojenite var.

Seçim manifestosunu açıklarken Erdoğan kadınlara hiçbir vaat sunmadı. Bunun yerine ‘Yükü kadınlarımızla birlikte omuzlayacağız’ dedi ve kadınlardan her türlü fedakarlığı beklediğini söyledi. Bu söylemlere rağmen kadınlar niye yürüsünler Erdoğan ve AKP ile birlikte?

Dindar kadınlar için söyleyebiliriz ki yürüyecek başka hiçbir yerleri olmadığı için AKP ile yürümeye devam ediyorlar. Dindar olmayan kadınlar için ise yürünecek bir sürü mecra var. Onların, yürüyecekleri yolu kendilerinin açabilmesi gibi yetenekleri de var artık. Çok da geliştirdiler, çok daha örgütlüler, başlarının çaresine bakmak zorunda olduklarını anladıkları için de daha dinamikler vs. Ama dindar kadınlar için bunu söyleyemeyiz. AKP öyle bir güç merkezi ki dindar kadınlar AKP’li kalabilmek için dindar olmayan kız kardeşlerinin taleplerinden kendilerini, en azından görünürde, kısıtlamak zorunda kalıyor. İktidarın söylemi ile çelişen taleplerini bir kenara bırakmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla bir sıkışmışlıktan bahsediyoruz burada.

İkinci olarak şimdiye kadar edindikleri kazanımlarını -bunların en başında başörtüsü geliyor- kamuda çalışabilmek, sokakta var olabilmek gibi kazanımlarını kaybetmekten korkuyorlar. Zaten gördüğümüz gibi kriz zamanlarında Erdoğan sürekli bunu dile getiriyor. Geçenlerde bir konuşmasında gene “Hak ve özgürlükleri biz getirdik” dedi ve başörtüsünü söyledi. Çünkü söyleyebileceği başka bir özgürlük yok. Ve bu da kadınların kazanımları hanesine yazılmış vaziyette.

Yani iki şey söylüyorum. Birincisi kendilerini seküler kadın hareketlerinden soyutlamış olmaları, böylelikle AKP’de hapsolmuş olmaları. İkincisi AKP döneminde elde ettikleri kazanımları kaybetmekten korkmaları. Bu durum onları Erdoğan'la ‘kader birliği’ yapmaya zorluyor. AKP kadınlar için de bir network alanı, AKP'nin gitmesi demek bu networklerin ortadan kalkması demek. Bunu da istemiyorlar. Başörtüsü serbestisi ortadan kalkmasa bile AKP'li olarak damgalandılar, düşmanlık söylemi ve kamplaştırma siyaseti sayesinde.

‘AKP KADINLARA ÇOK BÜYÜK BİR EV SUNDU’

AKP Kadın Kollarında çalışma yürüten yoksul kesimin kadınları, evin dışına çıktıklarını, toplumsal alanda kendini ifade etme olanağı bulduklarını, eşlerine karşı haklarını savunduklarını söylüyor...

Networkler dediğim şey tam da bu. Kadınlar birbirleri ile tanıştılar, gidecek yerleri oldu. Güne gitse kocasından izin alamaz; izin alsa bile sorun çıkar, dedikodu çıkar vs. AKP’ye gittiği zaman, AKP’nin organize ettiği bir şey gittiği zaman giderkenki yol dahil olmak üzere orada özgür; bu önemli bir şey. 1990'lı yıllarda ‘Başörtüsü kadınları özgürleştiriyor’ derken kimse inanmıyordu ama işin bu tarafı da vardı. Başörtülü olduğu için birçok kadın liseye üniversiteye gidebiliyordu. Şimdi de aynı durum söz konusu. AKP olduğu için gidebiliyorlar, başka bir siyasi parti olsa gidemezler. MHP olsa bile gidemezler. Çünkü AKP dindarlık ekseninde, koruma, kollama, namus söylemi ekseninde bir koruma alanı yaratıyor; makbul kamusal alan yaratıyor kadın için. Ayrıca aileler bir miktar yatırım olarak da görüyor bu durumu. “Gitsin, belki bir şey gelir” diye düşünüyor. İşsiz kalmaz mesela ya da bir sorunu çözülür. Böyle olunca da dindar kadın, Müslüman kadın hem güç kazanıyor hem güç dağıtıyor. Bu da vazgeçilmesi o kadar kolay bir şey değil.

Seküler kadının böyle talepleri yok mu; elbette var ama onun bunun için geliştirdiği başka yollar var. O daha asi, daha açık networklere sahip, daha kendi başına var olmaya çalışan bir kadın. Türkiye gibi bir yerde sekülerizm dinden bağımsızlaşma değil hiçbir zaman, ama bütün feodal ilişkilerden bağımsızlaşma anlamına geliyor. Dindar kadınlarla seküler kadınların bağımsızlaşma yöntemleri ayrı. AKP kadınlara geniş bir ev olanağı sundu, bu çok büyük bir ev.

Yani AKP, dindar, Müslüman kadınları özgürleştirdi mi?

Tam olarak özgürleşme diye bir şeyden bahsedemeyiz. Özgürleşmenin bir sınırı yok ki! Nereye kadar özgürleşince tam olarak özgürleşmiş olacağız? Talepleri ölçüsünde daha fazlasını istemek gibi onlar da bulundukları yerden daha fazlasını isteyerek buraya geldiler. Şimdi de daha fazlasını istiyorlar, ama AKP o daha fazlayı verebilecek durumda değil.

Dindarlıktan gelen birisi olarak söyleyebilirim ki; tam olarak özgürleşmenin ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Özgürleşmenin farklı yöntemleri var, ama onların yöntemleri bu olmak zorunda kaldı, bir sürü başka etkenlerden dolayı. Çünkü bir tarafta aileniz var, bir tarafta seküler toplumun size getirdiği sınırlar var, bir tarafta da kendiniz varsınız, kendi inançlarınız var. Bu kadınlar bu değerlere inanıyor, başörtüsünün temsil ettiği “iffet” denen şeye inanıyor. Bu sınır sadece dışarıdan konulmuş ve birden bire vazgeçilecek bir sınır değil; içerisinden çok büyük bir acıyla sıyrılabilinecek bir sınır. O nedenle anlamıyor değilim açıkçası. Kadınların kendi çıkarları, kendi özgürlük alanları önemli; AKP’nin zulmeden bir iktidar olmasına duyarsız kalabiliyorlar. Bu etik değil ama son derece rasyonel. Yani kadınlar mantıksız oldukları için AKP’yi tercih ediyor diyemeyiz. Aksine burada kendi çıkarlarıyla adalet, ahlak, etik, siyasi etik, ortak çıkarlar, kamusal çıkarlar vs. arasında bir ilişki var ve rasyonel olarak kendi paylarına düşeni seçiyorlar.

AKP’nin iktidarda olduğu 16 yıl boyunca kadın cinayetleri arttı, çocuğa yönelik istismar çok ciddi artmış durumda, kadın emeğinin sömürülmesi aynı şekilde... Yaşanan bu şiddet ve adaletsizlikler, kadınların AKP’yi sorgulamasına yol açmıyor mu?

Elbette bir adaletsizlik var, ama AKP’de olmak onu bunlardan da koruyabilir. Çok sembolik bir şey söyleyeceğim; karısına kötü davranan, onu aldatan bir parti yöneticisi olduğunda Erdoğan'ın onu cezalandırdığını, hatta yeri geldiğinde ondan vazgeçtiğini biliyor musun? AKP’li kadınlar bunu biliyor. Erdoğan'ın kişiliği bile tek başına kocasının gücünün ötesinde bir güce, bir ağabeye karşılık geliyor. Tayyip Erdoğan o kadınlar için bir ağabey. Kadınlar doğrudan Tayyip Erdoğan’a ulaşamasa da, erişemese de bir umut var. Birazcık gücü olan seküler kadın, yaşadığı sorunu kendi çözmenin yolunu arar ama bunun olmadığı yerde böyle bir kamusal ağabey çok önemlidir. Bununla kocasını da yargılayabilir, kaynanasına da karşı çıkabilir. Güç verir ona. Her şey bununla açıklanamaz ama psikolojik olarak önemli bir açıklamadır bu.

Fotoğraf: AA

‘BAŞKA BİR SEÇENEK YOK’ TAVRI DA SEÇENEK OLUŞMASINI ENGELLİYOR

AKP’nin icraatlarını doğru bulmayan ama yine de AKP’ye oy vermeye devam eden kadınlar var ve bunu ‘Başka bir seçenek yok’ diye açıklıyorlar. Bu durumu  nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onun tavrı da başka bir seçenek oluşmasını engelliyor. Başka bir seçenek oluşmuyor, çünkü başka bir seçenek arayışı da yok dindar muhafazakar camiada. Burada bir konfordan bahsediyoruz; AKP'nin yarattığı koşulların sorumlusu olmama konforu. Ortada seçenek varken seçtiğinde sen de sorumlusun, ama ortada seçenek yokken seçtiğinde sen sorumlu olmuyorsun; koşulların kurbanı, mağduru oluyorsun. “Elinden geleni yaptın, tek bir seçenek vardı ve seçtin” bu işte.

AKP o kadar güçlü bir pozisyonda görünüyor ki kendisini seçenleri kendisinden kaynaklı sorunların hiçbirinden sorumlu tutmuyor. “Emri ben verdim” diyor örneğin. “Bütün bunlar benim, ben yapıyorum, bunu ben istiyorum” diyor. Dolayısıyla onu seçenlerin onu seçmekle ilgili hiçbir sorumlulukları yok. Kendisini neredeyse kader gibi sunuyor. Bu biraz da siyasetin bitmesiyle ilgili. Erdoğan AKP’yi de yok ederek devam ediyor. Bir tek Erdoğan var ve bir tek kişinin olduğu yerde siyaset yoktur.

ŞİMDİ TAM BİR TESLİMİYET VAR

Kadınların AKP’yi savunurken en başta söylediği şey başörtüsü serbestisi getirilmiş olması. Ancak 90’ların başörtüsü sorunu ile bugün arasında bir fark yok mu?

1990'larda başörtüsü bir isyandı, sadece sekülerizme bir isyan değil aynı zamanda İslam'ın kendi içerisindeki erkek egemen dile de bir isyandı. Kontrollü bir isyandı, ama bir isyandı. Evden çıkabilmek için o başörtüsüne ihtiyacı vardı binlerce kadının ve bir kısmı ailelerine karşı çıkarak örtündü. Hem Müslüman akıntıya hem de seküler akıntıya ters yönelim çizdiler. “Ben sokağa ne senin ne de senin istediğin gibi çıkarım. Ben kendi istediğim gibi çıkacağım” dediler. O bireysel isyan 2000’lerde siyasal bir özneye dönüşmüştü. Siyasallaşmış, kurumsallaşmıştı.

Kimi başörtülü kadınlar 2002'de, 2003'te savaş karşıtı hareketin içerisinde yer aldılar. AKP gelmişti, Erdoğan vardı, her şey daha çok taze idi ama savaş karşıtı gösterilerin içerisinde yer aldılar. Şimdi tam bir teslimiyet var. İslam bir teslimiyet dinidir, hakikate teslimiyet... Ama bunlarınki daha çok ‘realiteye’ teslimiyet. “Bundan daha iyisi gelemez bizim başımıza, bundan daha çok özgürleşemeyiz, bundan daha çoğuna layık değiliz” teslimiyeti. Hayal edebildikleri bu kadar.

AYŞE ÇAVDAR KİMDİR?

Ayşe Çavdar 28 Şubat sürecinde başörtülü bir öğrenci ve gazeteci idi. Farklı İslamcı gazetelerde çalıştı. muhafazakar kadınların başörtüsü mücadelesinin siyasallaşma ve aynı zamanda AKP tarafından içerilme sürecine  hareketin içinden gözlemlerle ve deneyimlerle tanıklık etti. Daha sonra ise başörtüsünü çıkaran Çavdar, gazeteciliğe devam etmedi. Muhafazakar kesimin AKP döneminde değişen yaşam biçimini ele aldığı tez çalışması ile dikkat çekici değerlendirmeler yapmıştı. Halen çeşitli mecralarda yazılar yazıyor, akademisyenliğe devam ediyor. (EKMEK VE GÜL)

www.evrensel.net