'Eşit ve geleceğini kurtaracak nesiller yetiştiren eğitim şart!'

'Eşit ve geleceğini kurtaracak nesiller yetiştiren eğitim şart!'

24 Haziran seçimi yaklaşırken 16 yıllık AKP iktidarının eğitim politikalarını Erkan Aydoğanoğlu ile konuştuk.

24 Haziran seçimi yaklaşırken birçok aday, eğitim politikaları üzerine vaatlerini dile getiriyor. Peki 16 yıllık AKP-Erdoğan iktidarı boyunca eğitim politikalarında ne gibi değişiklikler yaşandı? Eğitim alanında yaşadığımız birçok sorunun nedeni ne? İktidarın eğitim politikaları biz gençlerin geleceğini nasıl şekillendiriyor? Kafamızdaki soruları Evrensel gazetesi yazarı ve Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı Erkan Aydoğanoğlu ile konuştuk.

AKP’nin 16 yıllık iktidarında eğitim sisteminde ciddi değişiklikler yaşandı. Türkiye’de eğitimin her zaman ideolojik bir yapılandırma süreci olarak ele alındığını, her iktidar döneminde bir yapboz tahtasına döndüğünü söyleyebiliriz. AKP iktidarı dönemindeki eğitim politikalarının ayırt edici özelliği ne oldu?

Bir ülkede insanlar, hangi bilgiler ve değerler üzerinden biçimlendirilmek isteniyorsa, eğitim politikaları da ona uygun olarak oluşturulur. Türkiye’nin eğitim politikaları da bu temelde hayata geçiriliyor. Eskiden eğitim sistemi üzerinden sınıfsal eşitsizliklerin üzeri örtülür, zengin ve yoksul çocukları için “fırsat eşitliği” yaratıldığı iddia edilirdi. AKP iktidarı ile bu durum büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda. AKP, eğitimde yaşanan yoğun ticarileştirme ve dinselleştirme uygulamalarıyla eğitimde sınıfsal eşitsizlikleri daha belirgin hale getirdi. Aileler sosyo-ekonomik olarak hangi sınıfa mensupsa, o sınıfa layık görülen eğitimi almak zorunda bırakıldı. Örneğin yoksul emekçi çocukları meslek liselerine, imam hatiplere ya da açık liseye yöneldi. Durumu daha iyi olanlar özel okullara, akademik okullara gitmeye başladılar ve toplumdaki sınıfsal eşitsizlik eğitim sistemi üzerinde daha belirleyici hâle geldi.

'İKTİDARIN İSTEĞİ İLE GENÇLİĞİN DİNAMİZMİ ÇELİŞİYOR'

AKP döneminde eğitim müfredatının ciddi şekilde İslami referanslar çevresinde örgütlenmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Bir yandan da imam hatiplerdeki öğrencilerin hızlı bir şekilde deizme kaydığı yönünde açıklamalar geliyor. Liseliler bu dönemde evrimin müfredattan kaldırılmasıyla birlikte belki de hiç olmadığı kadar çok evrimi tartışmaya, okumaya, okuma grupları kurarak bir araya gelmeye başladılar. Bunu nasıl değerlendirebiliriz?

Geçtiğimiz yıllar içinde eğitimde yaşanan yoğun dinselleştirme uygulamaları, okul öncesi eğitimden yükseköğretime kadar eğitimin bütün kademelerinde kendisini gösterdi. Deizm tartışmaları yeni bir durum değil aslında. Okullardaki yoğun dinî propaganda, ders kitaplarının içeriğine yönelik müdahaleler, zorunlu seçmeli hale getirilen din dersleri, evrim karşıtı açıklamalar, iktidarın dini kendi çıkarları için kullanması, inanç istismarının somut iktidar politikası haline gelmesi, gençlerin deizme kaymasında belirleyici oldu. İktidarın düşünmeyen, sorgulamayan, itaat eden nesiller yetiştirmek isteği ile gençliğin düşünce yapısı, dinamizmi, dünyayı algılama biçimi ve davranışları arasındaki çelişkilerin sürekli arttığını görüyoruz. Bütün bu gelişmeler ve iktidarın bilim karşıtı düşünce ve pratiklerinin gençlerin evrim teorisine olan ilgisini daha da artırdığını söyleyebiliriz.

KAPİTALİZMİN KAÇINILMAZ SONUCU: EĞİTİMDE PİYASALAŞMA

Bu dönem liseye geçiş sisteminde ciddi değişiklikler yapıldı. Bunlardan biri de çember sistemi oldu. Hem öğrenciler hem veliler açısından kafa karışıklığına neden olan çember sistemi nedir? Çember sistemiyle yapılmak istenen ne?

Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından masa başında hazırlanan çember sistemine göre öğrencinin adresi esas alınarak üç çember (eğitim bölgesi) belirlendi. Her çemberde üç okul türünden (Anadolu lisesi, meslek lisesi, imam hatip lisesi) birer tane bulunacağı iddia edildi. Her öğrenci adresine göre belirlenmiş olan üç çemberdeki toplam 9 okuldan (3 Anadolu lisesi, 3 meslek lisesi, 3 imam hatip lisesi) 5 tanesini seçecekti. Ancak model masa başında hazırlandığı için pratikte farklı bir durum ortaya çıktı ve asıl amacın öğrencileri meslek liseleri ya da imam hatiplere yönlendirmek olduğu anlaşıldı. Artan tepkiler üzerine önceden 5 olan zorunlu tercih sayısı 2’ye indirildi. Ancak 33 ilde sınavla öğrenci alacak okullar arasında hiç Anadolu lisesi yok. “Öğrenciler istemedikleri okula yerleşmeyecek” yaklaşımı bu nedenle gerçeği yansıtmıyor. Çember sistemi ile asıl amaç, AKP döneminde sayıları katlanarak artan ve kontenjanlarını dolduramayan imam hatip okullarına, nitelikli ve ucuz işgücü yetiştirmeyi hedefleyen meslek liselerine öğrencilerin yönlendirilmesini sağlamak.

Özel lise sayısı ve özel liselerde okuyan öğrenci sayısı ciddi bir artış gösteriyor. Devlet özel liselere alan açarken özel okul teşvikleriyle öğrencileri de özel okullara yönlendiriyor. Bu bize eğitim sistemiyle ilgili ne söylüyor?

Bu sadece Türkiye’de değil, dünya çapında yaşanan bir gelişme ve kapitalizmin en çok kâr getiren alanlara doğru yayılmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Eğitimin herkese eşit koşullarda ve parasız olarak sunulması gereken temel bir insan hakkı olmaktan uzaklaştırılırken hızla piyasa ilişkileri içine çekilmeye çalışılıyor. Bunun en önemli nedeni eğitim hizmetlerinin hitap ettiği nüfus açısından ciddi bir “pazar alanı” olması. Kamusal eğitimin bizzat iktidar eliyle tasfiye edildiği, kamusal kaynakların özel öğretim kurumlarına, dolayısıyla sermayeye aktarıldığı bir süreç yaşanıyor.

Geçen seneden itibaren özel meslek liselerini, “özel akıllı teknik liseleri” konuşmaya başladık. Burada yapılmak istenen nedir?

Özellikle 4+4+4 sonrasında organize sanayi bölgeleri yakınında büyük ölçüde devlet desteği ile çok sayıda özel meslek lisesi açıldı. Bu liselere giden öğrenci başına, okullara 6 bin 500-7 bine kadar ödeme yapılıyor. Eğitimin bütün kademelerinde olduğu gibi, meslekî eğitimde de piyasaya açılma söz konusu. Süreç içinde meslekî eğitimin tamamen özel sektöre devredilmesi hedefleniyor. Meslek lisesi öğrencilerinin patronlar tarafından nitelikli ve ucuz işgücü olarak kullanılmasının yaygınlaştırılması uygulamalarının belirgin bir şekilde artması söz konusu.

BİLİNÇLİ BİÇİMDE YÜRÜTÜLEN 'YEDEK İŞGÜCÜ' YARATMA POLİTİKASI

İktidar bu seçim döneminde de kurduğu üniversite sayısıyla, üniversite öğrenci sayısındaki artışla övünüyor. Ama bir yandan da diplomalı işsizliğin her geçen gün arttığına dair veriler var. Bu çelişkiyi nasıl açıklayabiliriz?

Üniversite ve öğrenci sayısının artması bizim için çelişkili gibi görünse de iktidar açısından bilinçli bir politika. Diplomalı işsiz sayısının artmasının en somut sonucu eğitimli “yedek işgücü”nün sürekli artması ve bu durumun hali hazırda çalışma imkânı bulanlar açısından bir tehdit unsuru olarak kullanılabilmesi. Diplomalı işsiz sayısının çok olması, özellikle özel sektörde ücretler üzerinde aşağı yönlü bir baskı aracı olarak da kullanılıyor. Böylece asgari ücretle mühendis istihdam edilebiliyor, ataması yapılmayan öğretmenler asgari ücretin altında “ücretli öğretmen” olarak çalıştırılabiliyor. 

'EGEMEN İDEOLOJİNİN DEĞİL, ÖZGÜR DÜŞÜNCENİN ÖNÜ AÇILMALI'

16 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitimin bilimsel ve demokratik bir eğitimden hızla uzaklaştığı, bu tabloya baktığımızda çok açık. Peki, Türkiye gençliği ve Türkiye gençliğinin geleceği açısından bilimsel ve demokratik bir eğitimden uzaklaşmak ne getiriyor? AKP eğitim politikalarıyla bize nasıl bir gelecek tablosu çiziyor?

AKP, eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik hedeflerine uygun bir şekilde biçimlendirmek için bugüne kadar sayısız adım attı. Son 16 yılda 6 bakan değişti ve aynı parti iktidarda olmasına rağmen hepsi birbirinden farklı politikalar uyguladı. 

Türkiye; laik, bilimsel ve demokratik bir eğitim sistemini yaratamamanın bedelini ödüyor. Eğitimde ırkçı, etnik ayrımcı, dışlayıcı, cins ayrımcı, farklı kültürleri yok sayan ve piyasacı öğeler varlığını sürdürüyor. Eğitim bütün insanlar için cinsiyeti, etnik kimliği, dili, inancı ne olursa olsun temel bir insan hakkı olarak görülmüyor. Zorunlu ve “zorunlu seçmeli” din dersi uygulamasının sürmesi, devletin bütün inançlar karşısında eşit ve tarafsız olmaması, inanç istismarı ve ayrımcı uygulamaları besliyor. 

Eğitim süreci egemen ideolojinin değil, özgür düşüncenin önünü açacak, çocukların zihinsel gelişimlerine yardımcı olacak biçimde; sınav merkezli olmayan, bireyciliğin ve rekabetin kışkırtılmadığı, çocukların ilgi ve yeteneklerine göre eğitim alabildiği biçimde oluşturulmak zorunda. Eğitimin Türk-İslam sentezci ve piyasacı temelde şekillenmiş, sormayan, sorgulamayan, bencil bireyler yetiştiren yapısının tamamen değiştirilmesi; eleştiren, sorgulayan ve kendi geleceğine sahip çıkacak sağlıklı nesiller yetiştirilmesinin ilk adımı olacaktır.

ERKAN AYDOĞANOĞLU KİMDİR?

1977 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümü’nden mezun oldu. Aynı bölümde “Emek Sürecinde Esneklik ve Türkiye Emek Piyasası” konulu tez çalışmasıyla yüksek lisansını tamamladı. 2002 yılından bu yana, KESK’e bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nda (Eğitim Sen) Eğitim Uzmanı olarak çalışıyor. Erkan Aydoğanoğlu, aynı zamanda Evrensel gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Mayıs 2018 14:37
www.evrensel.net
ETİKETLER eğitim