Üniversitelerde tek talep, iki farklı mücadele biçimi

Fotoğraf: Fırat Turgut/EVRENSEL

Üniversitelerde tek talep, iki farklı mücadele biçimi

Üniversite öğrencileri Evrensel'e yazdı: Üniversiteleri bile 'yönetemediği' için bölmeye çalışan bu zihniyete, geleceğimizi emanet etmeyeceğiz.

Deniz TUGAY
İstanbul Üniversitesi

İstanbul Üniversitesi öğrencileri bir sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında okullarının bölüneceğini duydu. O sabahtan bu yana kah enerjisiyle kah mizahıyla ama her zaman tek bir talep etrafında mücadelesine devam etti: Üniversiteme dokunma.
Okulu böldürtmemek çerçevesinde yapılan mücadelenin biçimi öğrencilerin tutumuna ve fakültelerin kendi özgün koşullarına göre farklılıklar gösterirken Beyazıt ve Cerrahpaşa olarak iki ayrı koldan ilerledi. Geldiğimiz noktada Beyazıt’taki hareket neredeyse sönümlenmiş bir vaziyetteyken Cerrahpaşa, yasa tasarısının onaylanmasıyla birlikte öğrencisinden akademisyenine “bölünmeme” kararı aldıklarını açıkladı.

İlk günden beri öğrencisiyle, akademisyeniyle, çalışanıyla tek yürek olan Cerrahpaşa, öğrencilerin kendi sözlerini söyleme mekanizmaları olan temsilciliklerin neden önemli olduğunun bir cevabı. Geçtiğimiz üç hafta boyunca imzalarını attıkları Hıdırellez’de “Okulun bölünmemesi için birlikte dilek tutma”, esnafa, hastane etrafındaki insanlara, hastalara neden okulun bölünmemesi gerektiğini anlatma, pek çok sanatçı ve aydından destek isteme, çeşitli videolar çekme, Cerrahpaşa etrafında insan zinciri oluşturma, sergi hazırlama, fidan dikme gibi çeşitli etkinliklerle okulu böldürtmemek adına hâlâ kararlılar. İlk başlarda “Neşter tutacak eller pankart tutmasın”, “Siyaset yapmıyoruz, okulumuzu böldürtmüyoruz” gibi dövizlerle kendiliğinden politik olan bu tepkiyi “Siyasete girmiyoruz” olarak nitelemişlerdi. Temsilciliklerin dekanlıkla birlikte hareket etmesi, kendi içinde bölünmeyi engellemek, uzun bir zamandır gençliğin üzerindeki ağır baskılar gibi etkenler belki de Cerrahpaşa’nın böyle bir tutum sergilemesine neden olurken süreç ilerledikçe bunun da kırıldığına tanık olduk. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanının “Şayet bir gün milletimiz ‘tamam’ derse ancak biz o zaman kenara çekiliriz” açıklamalarından sonra öğrencilerin mumlarla TAMAM yazarak etrafında oturmaları, alınan bölünme kararının altında yatan nedenin rant olduğuna dair açıklamalar ve daha sonra yapılan açıklamalardaki satır araları bunun göstergesi.

Beyazıt Meydanı’ndaki hareketin şu an geldiği durum ise Cerrahpaşa’dan farklı olarak bir tepkisizlik. Aslında kararın duyulduğu ilk gün meydanda 2 bin kişilik bir öğrenci kitlesi “Üniversiteme dokunma” demişti. Bölünen ve bölünmese de üniversitenin birliğini savunan fakülteler kendi içlerinde forumlar düzenledikten sonra her gün ana kapıda tepkilerini birleştirmişti ama geldiğimiz noktada öğrencilerin talepleri için mücadele edeceği bir mekanizmadan çok bürokratik bir mekanizmaya dönüşen temsilciliklerin harekete katılmasını zorlamamak ve hareket içerisinde etkin kılmamak, çeşitli provokasyonlar, gençlik örgütlerinin hareketle kaynaşamamaları yahut kaynaşmamaları sonucu günden güne azalan kitlenin bugün hiç kalmamasını da beraberinde getirdi. Ana kitleyi her gün ana kapı önünde toplamakla sınırlı kalan, mevcut temsilcilikler ve kulüpleri değiştirecek gücü varken işleyişin değişmesi için zorlamayan hareket, üniversitede söz sahibi olmaktan uzak duruyor. Yasa tasarısının duyulduğu gün biriken 2 bin küsur kişilik coşkulu kitleden geriye kalan ana kapı önünde süründürülmekten, fakültelerde ve sınıflarda tepkiyi büyütememekten, tüm üniversiteyi tek bir talep etrafında birleştirecek beceriyi gösterememekten kaynaklı artık ana kapıya bile gitmeyen, okulu bölündüğü için hayıflanmakla yetinen öğrenciler topluluğu oldu.

Üniversitelerin bilimsel ve demokratik bir hale gelebilmesi için yürütülecek mücadelede bugün gençliğin akademik örgütlerini güçlendirmek acil bir ihtiyaçtır. Üniversiteye gelen her öğrencinin doğal üyesi olduğu temsilcilikler, gençliğin talep ve sorunlarını tüm bir okula yaymak ve bu yönde en geniş öğrenci kesimini harekete geçirmek için en meşru ve demokratik zemini içeriyor. Üniversite gençliğinin geçmiş mücadele deneyimleri de göstermektedir ki (İstanbul Üniversitesi formasyon eylemlerinde 70 olan formasyon kotasını 400’e çıkartmak, yine İÜ Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin de ÖTK’leri kullanarak dikey geçiş haklarının kolaylaştırılmasını sağlamak zorunda kaldı) gençliğin mücadelesini birleştirip merkezileştirme imkanı sunan ÖTK’ler şu anda gençliğin en meşru talebi olan parasız, bilimsel ve demokratik eğitim talebini elde edebilmek için yapılacak mücadelenin zeminini meydana getiriyor.

Gençliğin üzerindeki baskı her geçen gün artarken İstanbul Üniversitesi öğrencileri tek bir talep etrafında bir araya geldiler: Üniversiteme dokunma. Bu hareket öğrencilerin yan yana gelmesi ve yönetimde söz söyleyebilmeleri için bir araç olan kulüplerin temsilciliklerin işler bir hale gelmesini sağlamazsa tarihi bir olaydan geriye sadece güzel pankartlar ve “denedik ama olmadı” düşüncesi kalacak, bölünen fakülteler Hadımköy’e, Silivri’ye giderken üniversitelerin öznelerine sorulmadan rant için alınan kararlar artacaktır.

Bir sabah uyandığımızda başka bir üniversitede okumamak için, kendi üniversitemiz hakkında bizden bağımsız kararlar alınmaması için buna bağlı olarak özerk ve bilimsel, akademik bir üniversite talebiyle kendi kulüp ve temsilciliklerimizi ve bu biriktirerek geri çekilen hareketi ilerletmek adına üniversitenin akademik, sosyal, kültürel yaşamını güçlendirelim.

ÜNİVERSİTELERİN BÖLÜNMESİNE TAMAM

Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinden bir öğrenci

On altı yıldır aynı iktidar ile yönetilen ve iki yıla yakın bir süredir de OHAL ile yönetilmeye çalışılan Türkiye, sarayın korku haline bürünmesi sonucu aldığı karar ile erken seçim sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu süreçte iktidarın ortaya serdiği bayağı planlara karşı öncelikle biz öğrenciler, bütün emekçiler, kadınlar; katledilenler, hapsedilenler, sömürülenler olarak bu korku kıskacında susmaya razı değiliz. Sesimizi duyurabildiğimiz her yerde, verdiğimiz ortak mücadelemiz ile umudumuzu yeşertmeye devam edeceğiz.

ÜNİVERSİTELERDEN ELİNİ ÇEK

Gün geçtikçe şiddetin, baskının daha da arttığı bir süreçte olan Türkiye, bilimsellikten uzak bir tasarıyla karşımıza geldi yakın bir zamanda. Daha öncesinden Boğaziçi Üniversitesini kıskacı altına almaya çalışan iktidar, bu sefer de üniversiteleri bölme tasarısını, daha özgür üniversiteler, daha demokratik ve daha hızlı iş yapan kurumlar yaratmaya çalıştığı bahaneleriyle Meclise sundu.
Öğrenci ve öğretmenleri köklü, tarihi bilinçten ve bütünlükten uzaklaştırmaya çalışma, örgütlü bilinci ve ortak mücadeleyi yok ederek tekleştirme arzusu, gençliği umutsuz ve yoksun bir geleceğe maruz bırakma girişimi ve üniversite alanlarını ranta açma planlaması iktidarın nihai amacıdır.

BİZLER HER YERDEYİZ

Bizler, kendisini başka bahaneler ile kandıran bu iktidara boyun eğmeyerek bu baskı rejimine T A M A M diyoruz. Artık üniversiteleri bile “yönetemediği” için bölmeye çalışan bu zihniyete, bugünümüzü ve geleceğimizi emanet etmeyeceğiz. KHK’ler ile ihraç edilen ve açığa alınan emekçilerimizin, atanamayan; atanamadığı için devlet eliyle intihara sürüklenen -katledilen- öğretmenlerimizin, eğitim hayatından yoksun bırakılan binlerce öğrenci yoldaşımızın hesabını sorana kadar bizler her yerdeyiz ve T A M A M demeye devam edeceğiz.

DEMOKRATİK VE BİLİMSEL EĞİTİM KURUMLARI İÇİN MÜCADELEYE

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğrencisi

Her gün atanamayan bir öğretmenin ya bir iş kazasında taşeron olarak çalıştığı için öldüğü ya da cebinde 5 lira bile olmadığı için intihar ettiği haberini yandaş olmayan Evrensel, BirGün ve Cumhuriyet gibi gazetelerden okuyoruz. Ülkenin başındaki hükümet temsilcileri ülkemizin her şehrinde üniversite açmak ile övünüyor. Sorun işte tam da bu. Eğitim açısından demokratik ve bilimsel olmayan üniversitelerin, hükümetin siyasi politikaları uğrunda kullanılmak için gelişi güzel açılması ve atanan rektörler tarafından bir eğitim kurumu gibi değil, bir işletme tesisi gibi yönetilmeye ve kullanılmaya çalışılmasıdır. Bunun en tipik örneğini bugünlerde İstanbul’daki üniversiteleri bölmeye çalışarak farklı yerlerde üniversitedeki nufüsu kullanıp; üniversiteleri bir eğitim kurumu değil de parası olanın okuduğu bir pazar haline getirmeye çalışması gibi faaliyetler gösterilebilir.
Öğretmen atamalarındaki sorunları çözmek için mevcut üniversiteleri bilimsel ve demokratik bir eğitim kurumu haline getirmeli ve keyfi şekilde bir işletme anlayışıyla üniversite açılmasına karşı çıkmalıyız. Herkesin yeteneğine göre okuduğu ve mezun olduktan sonra gelecek kaygısı duymadan atandığı demokratik ve bilimsel eğitim kurumları için mücadele etmemiz gerekiyor.

ARTIK YETER, T A M A M!

Kıvılcım EFTELYA
Malatya

Erdoğan, AKP’nin grup toplantısında “Şayet bir gün milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” dedi. Bu konuşma sosyal medyada bir anda patlak verdi. Twitter’da “T A M A M” tweetleri 2 milyonu aştı ve dünya sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Böyle gergin bir ortamda yüzümüzü güldüren, bizi bir anlığına da olsa bu çürümüşlükten uzaklaştıran “TAMAM” rüzgârının bir önemi var aslında. Her kesimden insanın “Artık yeter!” demesi ve bütün muhalefetin birleşebilmesi. Kendiliğinden gerçekleşen bu hareketin iktidar sahiplerinde yarattığı panik de gülünçtü elbette. “TAMAM” a karşı “DEVAM” dediler ancak devamı gelmedi. Bu birleşmenin önüne de geçmeye çalıştılar ama bu sefer istedikleri gibi olmadı. Halk “Artık yeter, TAMAM” diyordu. Peki, bu “TAMAM” ne içindi?
Tek adam tek parti inşasınaydı TAMAM; OHAL ile yönetilmeye, bir gecede çıkarılan KHK’lerle işten çıkarmalaraydı TAMAM; kadına yönelik şiddet, cinayet, taciz, tecavüze ve çocuk istismarınaydı TAMAM; enflasyonun yükselmesine, zamların işçilerin-emekçilerin belini bükmesineydi TAMAM; yani kısacası 16 yıllık iktidarları boyunca uyguladıkları gerici, baskıcı, faşist, katliamcı politikalarınaydı TAMAM.

GELECEKSİZLİK CENDERESİNE SIKIŞTIRILIYORUZ!

Sınava hazırlanan öğrenciler olarak bizler de geleceğimiz için TAMAM diyoruz. Dönem başında birden bire sınav sistemi değiştirildi ve tam olarak nasıl bir sınava hazırlanıyor olduğumuzu birkaç aydır biliyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi erken seçim 24 Haziran’a alındı yani üniversite sınavının olacağı tarih. O kadar paniklediler ki sınavı bile unuttular, sınav seçimden bir hafta sonraya ertelendi. Bu durum gençliğin geleceğini de ne kadar önemsediklerini de açıkça gösteriyor. Tüm bunların yanında üniversitelere yönelik baskılar, saldırılar devam ediyor. Şimdiyse üniversiteleri bölen bir kanun tüm tepkilere rağmen yasalaştırıldı. “Her üniversite mezununa iş bulacak halimiz yok” diyerek kendi sorumluluklarından sıyrılarak bizi sorunlarımızla baş başa bırakıyorlar. Bizi geleceksizlik cenderesine sıkıştırırlarken parasız, bilimsel, demokratik eğitim; sınavsız üniversite, demokratik-özgür üniversite vb. taleplerimizi duymazlıktan geliyorlar. Bu durum gelecek üniversite öğrencilerini, bizleri tedirgin ediyor. İşte bu yüzden ortak taleplerimiz etrafında birleşerek mücadele vermeliyiz.

‘T A M A M’DAN SONRA ‘S I K I L D I K’

Erdoğan’ın Ankara’da yaptığı konuşmada kendisini dinleyen gençlere “Sevgili gençler, sıkıldınız biliyorum” dedi. Salondaki gençler “Hayır” deyince Erdoğan “Ciddi mi, sıkılmadınız mı?” diye sorduktan sonra konuşmasını sürdürdü. Erdoğan’ın bu sözleri  sosyal medyada “T A M A M” dan sonra “S I K I L D I K” kampanyasına sebep oldu.
“T A M A M” , “S I K I L D I K” sosyal medyada kalan kampanyalar olmamalı, bizleri ortak mücadelede birleştirmelidir.

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Mayıs 2018 15:22
www.evrensel.net