Edebiyat yolculuğu

Görsel: Wikimedai Commons

Edebiyat yolculuğu

Adnan Özyalçıner, Ruşen Hakkı'nın edebiyat yolculuğunu yazdı.

Adnan ÖZYALÇINER

Ruşen Hakkı’nın edebiyat yolculuğu İstanbul’dan başlar. Yıl 1957-1958 Demokrat Partinin insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayarak siyasal, toplumsal, kültürel baskılarla yasakların şiddetini artırdığı yıllar. Ruşen Hakkı Beşiktaş’taki Yıldız Teknik Okulu’nda Tapu Kadastro öğrencisidir.

O sırada, İstanbul Üniversitesinin çeşitli fakültelerinde okuyan şair, öykücü, eleştirmenlerden oluşan, aralarında Adnan Özyalçıner, Erdal Öz, Onat Kutlar, Kemal Özer, Hilmi Yavuz, Ergin Günçe, Ülkü Tamer, Demir Özlü, Konur Ertop, Doğan Hızlan’ın bulunduğu genç topluluk a dergisi adıyla bir dergi çıkarmaktadır. Ruşen Hakkı bu dergi yoluyla olmalı, hep toplaştığımız Beyazıt’ta, Beyazıt camisinin arka avlusundaki Çınaraltı Kahvesine gelip bizi buldu. O da şiirler yazıyordu.

‘A DERGİSİ TOPLULUĞUYLA ARKADAŞ OLDU‘

a dergisi, 1956 yılının başından bu yana yayınlanmaktaydı. dergiyi her ay, harçlıklarımızdan ayırdığımız onar liralarla çıkarıyorduk. Amacımız, siyasal açıdan hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına; edebiyat açısından da gerçekçiliğin basmakalpçılığına karşı çıkmaktı. Bu, hem siyasal iktidara, hem edebiyatın oluşturduğu iktidara kültürel bir başkaldırı anlamına geliyordu. 

Ruşen Hakkı, bu toplulukla bir bir tanışıp arkadaş oldu. Artık, her hafta sonu, arada fırsat buldukça okuldan çıkıp aramıza katılır olmuştu. Siyaset, edebiyat, kültür tartışmalarımızın içindeydi o da. 

O yıllarda şiirde İkinci Yeni yaygın olmakla birlikte bizi en çok, gerçeği, gerçekliği bütün boyutlarıyla kavrayıp ortaya çıkarabilmek ilgilendiriyordu. Bunun için neyi, kimi anlatmak önemli olduğu kadar, onun kadar, belki ondan da çok nasıl anlatmak gerektiği çok önemliydi. Anlatımda üstgerçekçi (sürrealist) bir yöntem kullanarak da olsa gerçeği, gerçekliği daha derinlemesine, daha boyutlu olarak ortaya koyabilirdik. Bu yolla şiirde de, öyküde de insanları düşleri, hayalleri, düşünceleri, davranışlarıyla bir bütün olarak derinlemesine anlatabilirdik. Böylece anlatım, betimlemelerin, benzetmelerin, imgelerin, çağrışımların, özellikle de eğretilemelerin (metafor) iç içe geçmesiyle oluşacaktır.

‘ÖYKÜYLE İÇ İÇEDİR ONUN ŞİİRİ’

Sanırım Ruşen Hakkı, şiirini bu yolla, İstanbul’da karşılaştığı bu genç edebiyatçılar arasında, içlerinde en yakın arkadaşlarından Kemal Özer, Adnan Özyalçıner’le yaptığı konuşmalar, tartışmalarla geliştirdi. Onun şiirinde yaşam yaşanılanla; doğa, toplum, insan ilişkilerindeki acı, hüzün, coşkularla belirir. Öyküyle iç içedir onun şiiri. “Böylesi Hasretin” şirinde olduğu gibi:

“Kapıyı çaldım ses yok, içeri girdim/ Seslendim usulca: nerelere saklandın?/ Ve birden ürktüm sensizliğimden,/ Uçup gitti pencereden aklım// Bırakıp gitmişsin öylece herşeyi,/ Sevmediğin halde dağınıklığın her türlüsünü./ Divanda sıcaklığını, aynada yüzünü unutmuşsun,/ Mutfağın bir köşesinde yanık Yemen türküsünü// Ve iyi ki unutmuşsun silmeyi gözlerinin izini,/ Her odada”

Hakkı Zariç, onun şiiri için şöyle demiş: “Karacaoğlan’dan ödünç aldığı bir sesle yazdığı şiirlerini sanki, o sesi şimdiki zamanla ve toplumcu gerçekçilikle buluşturup armağan etti insanlara”

Ruşen Hakkı’nın düşlere, hayallere, çağrışımlara açık bir şiiri vardır. “Yosuna Sığıntı Mavi”deki gibi:“Bak işte şurda,/ akarsuyu kıran/ taşın yanında,/ çakıllar arasında/ mavisi yosun tutmuş/ bir şey var”

‘RUŞEN’LE İKİNCİ KARŞILAŞIŞIMIZ 1960’TAN SONRADIR’ 

Ruşen’le ikinci karşılaşışımız 1960’tan sonradır. İlk yıllar, siyasal, kültürel özgürlüklerin geri alındığı mutlu yıllardır. 1961 Anayasası yürürlüktedir. Sonrasında sivil iktidara geçildiğinde tavsıyacaktır hem kişisel, hem toplumsal, hem de kültürel özgürlükler.

İstanbul’dan sonraki ikinci karşılaşmamız Karamürsel’de olmuştur. Annem Karamürselli olduğu için yaz tatilini Karamürsel’de ağbim Şakir Akyıldız’ın yanında Sennur Sezer’le birlikte geçirirdik. O yazlardan birinde Ruşen Hakkı karşımıza Karamürsel Tapu Kadastro Dairesi çalışanı olarak çıktı. Ağbim Adliyede mübaşir olduğundan onunla da iyi arkadaş olmuştu.

İkinci kez karşılaştığımız o yıl, öykü yazmaya başlamış mıydı, bilmiyorum. Ama şiirden de öyküden de akşamları kıyıdaki çayevlerinde buluştuğumuzda çok söz ettik. Karamürsel’in yeşille mavinin karıştığı doğasından hoşnuttu. Kasaba insanlarından da. Dahası, görevi gereği, gittiği köylerden de.

‘O ARTIK, ORTASINDAN TREN GEÇEN BİR KENTTEYDİ’

Daha sonraki yıllarda İzmit’e atandı. O artık, ortasından tren geçen bir kentteydi. Kent insanlarıyla, İzmit Kağıt fabrikasının işçileriyle, Derince’deki rafinerilerin işçileriyle, kentin, kendi adının da verileceği, dar, yokuş sokaklarıyla, ağaçlıklı büyük caddesiyle iç içe, kucak kucağaydı. Denizle gökyüzünün mavisinin birleştiği, yeşilin fışkırdığı bu kentte. Onun için ilk öykü kitabının adı “Sokağın Ucu Deniz” olacaktı. Artık o bu kentin yazarıydı. bir başka yazar arkadaşı Naci Girginsoy’la birlikte.

Şiirindeki gibi öykülerinde de o, kenti, kent insanlarını doğası, toplumsal yaşamıyla birlikte görüntülemiştir. Kıyılar, körfez, sokaklar onun öykülerinin başkişileridir. Görüntüsel oluşları da bundandır.

Onun şiiri de, öyküsü de ortasından tren geçen – sonradan kaldırılması önemli değil- İzmit kaynaklı olmuştur. “Balkonda Akşamüstü” kitabıyla 2006 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü aldığında kendi adıma değil kentim adına kabul ediyorum bu ödülü” diyecektir

‘ÖLDÜĞÜMDE ÇOK DERİNE GÖMÜN BENİ’

Karamürsel’den sonra İzmit’te de karşılaştık Ruşen’le. Birkaç kez. Bu kez ailecek. Kızı Nilgün Sezeralp, babasına yazdığı bir mektubunda şöyle diyor: “Geçenlerde Adnan Özyalçıner ve Hakkı Zariç bir etkinlik için şehre geldi; Adnan ağbiyi görünce seni gördüm adeta. Sonra çocukluğum aklıma geldi, Adnan abi, Sennur Sezer ile olduğumuz siyah-beyaz fotoğraf hâlâ duruyor bizde.”

Ruşen’i yitireli 7 yıl oluyor. Bir bahar günü yitirmiştik onu. Doğa, her yıl yeniden çiçeklendiği gibi, Ruşen Hakkı da şiirleri, öyküleriyle her yıl çiçek açıyor. Bugün burada, onun kenti olan İzmit’te çiçek açtığı gibi.

Çünkü o, “Öldüğümde çok derine gömün beni, çekirdeğine dünyanın” demişti.

Şimdi oradan filiz veriyor.


KOCAELİ KİTAP FUARINDA RUŞEN HAKKI KONUŞULDU

İzmit'in şairi Ruşen Hakkı, Kocaeli Kitap Fuarı’nda Kor Kitap’ın düzenlediği söyleşiyle anıldı. Moderatörlüğünü Münire Çalışkan Tuğ’un yaptığı söyleşiye Tiyatro Yönetmeni Kadir Yüksel, Şair-Yazar Ruhan Odabaş ve Ruşen Hakkı’nın kızı Nilgün Sezaralp katıldı. Söyleşide konuşan Nilgün Sezeralp, babası Ruşen Hakkı’yı anlattığı mektubunu okudu. Tiyatro yönetmeni Kadir Yüksel Hakkı’nın öykücülüğünden bahsetti. Hakkı’nın çocuk duyarlılığını yitirmeyen bir yazar olduğuna vurgu yapan Yüksel, “Ruşen Abi, İzmit’te edebiyatla ilgili işler yapan herkesin abisiydi. Uzun yıllar öykü yazdı ve çocuk duyarlılığını yitirmedi” dedi. 12 yıl yan yana çalıştığı arkadaşı Ruhan Odabaş ise, Ruşen Hakkı’nın gazeteci yönüne değinerek “Ruşen abi grev çadırlarının önünde şiirler okuyan, işçilerle konuşan bir gazeteciydi” şeklinde konuştu. (Kocaeli/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Mayıs 2018 17:40
www.evrensel.net
ETİKETLER Ruşen Hakkı