Tarz-ı ittifak üzerine


Fotoğraf: Nursima Keskin/DHA

Tarz-ı ittifak üzerine

26. Dönem Hakkari Milletvekili Selma Irmak 24 Haziran'a gidilen süreci ve ittifakları değerlendirdi.

Selma IRMAK
26. Dönem Hakkari Milletvekili

Tarihi diyebileceğimiz bir seçim sath-ı mahalline girdiğimiz bugünlerde önümüzde iki seçenek bulunmaktadır: “Kötülük etiği”nin egemen kılınmaya çalışıldığı bir kötücül sistemle, tarihin sarkacının faşizme doğru yol aldığı vahşet ortamına savrulmak, ya da her dem baki olan direniş damarını yükselterek insan onuruna yaraşır bir yaşam için mücadele etmek ve başarmak!..

İktidarı elinde tutanların egemenliklerini sürdürmek için kullandıkları araçların miadını doldurmasıyla baş gösteren yapısal kriz artık gizlenemez boyutlardadır. Bu yapısal krizi aşmak için toplumsal her türlü değeri araçsallaştıran, istismar eden toplum karşıtı çizgi ile dipten gelen dalga gibi giderek yükselen toplumun varoluş ve direniş çizgisinin mücadelesine tanık olmaktayız, yaşamaktayız.

Ancak burada altını çizmekte yarar gördüğümüz bir şey var; toplumsal muhalefetin direniş çizgisinin sözcülüğünü yapanların bu mücadeleyi hangi strateji ve eksen üzerinden yürüteceğidir. Şayet amaç, artık taşma noktasına gelen toplumsal muhalefet dinamiklerine yaslanıp, mevcut iktidarı düşürmek ve yerine yeni bir iktidar odağı ikame etmekse hepimize geçmiş olsun!.. Tarih, önümüzdeki süreçte de bilmem kaçıncı kez tekrar edecektir. En kötüsü de toplumsal muhalefetin kabaran itiraz ruhu bir kez daha sönümlenecek, ağır bedeller pahasına yaratılan “başarabilme umudu” kırılacaktır.

Mevcut durumda CHP’nin başını çektiği muhalefette ve ittifakta gördüğümüz tablo, bu hayati gerçekliğe düşmekten uzak, tencere dibin kara, seninki benden kara halidir. AKP’nin iktidarı kaybetme korkusuyla, MHP’nin baraj altında kalma korkusunun birleştiği ortaklık olan, Türk-Sünni-Erkek-AKP-MHP ittifakı karşısında, korkuya ve popülist siyasete teslim olmuş yine Türk-Sünni-Erkek zihniyetini aşmayan CHP-İP-SP-DP ittifakını (İçinde kadın olması, erkek zihniyeti ittifakı gerçeğini değiştirmiyor) görmekteyiz.

“Aynı yoldan giderseniz, aynı köye varırsınız”. Oysa bizlerin ihtiyacı olan şey aynı köye varmak değil, kovulduğumuz dokuzuncu köyden artık bir çıkış bulabilmektir.

İttihat ve Terakki’den beri uygulanagelen Türk-İslam-Beyaz-Erkek tarz-ı siyaset günümüze kadar hiçbir soruna çözüm olmadığı gibi, toplumu iğdiş etmiş, kimliksizleştirmiş, dumura uğratmıştır. Bugün ise bitmişliğin, iflasın eşiğindedir. İflas etmiş, çürümüş bir siyaseti ısrarla toplumun önüne çözüm diye koymak ne menem bir siyasettir?

Cumhuriyetin kuruluşunda dıştalanan, ötekileştirilen Kürtler, Sosyalistler, dindarlar, ve farklı etnik yapılar, inançlar nedeniyle çoğulculuk değil, çoğunluk esas alındığı, farklı söze, sese, renge tahammül edilmediği içindir ki bu topraklarda demokrasinin tesisi mümkün olamamış, demokratik kültür yerleşememiştir.

Peki, topluma alternatif çözüm diye sunulan Millet İttifakının HDP ve HDP’nin bileşenleri şahsında Kürtler ve tüm farklı inanç, düşünce, etnik yapıların dıştalaması aynı temele oturmuyor mu? Bal bal demekle ağız tatlanmaz. Demokrasi nutukları, hamasi söylemler ve sözü aşmayan seçim vaatleriyle demokratik toplum kurulamaz.

Her dönem iktidarların koruyucu ve kurtarıcı şemsiyesi olan insan yapımı, “devletin kutsal bekası” miti etrafında her koşulda bir araya gelenler, Kürtleri -bu kez de olduğu gibi- hemencecik gözden çıkarmakta hiçbir beis görmemiştir.

Şu tarihsel gerçekliği hatırlatmak gerekir ki, bu toprakların ortak paydası Kürtlerle oluşmuş, mayası Kürtlerle karılmıştır. Bırakalım Osmanlı dönemini, cumhuriyet kurulurken Bu Ülkenin Önderi Mustafa Kemal, Kürtlerin desteği olmadan, Kürtlerle ittifak yapmadan başaramayacağını öngörebilmiştir.

Ne zaman, Kürtler kurucu unsurken, şaki, eşkıya, hain bugün ise terörist ilan edilip, düşman hukuku uygulandı, şimdi mumla aradığımız, uğruna hapisler yatıp bedeller ödediğimiz demokrasi ve özgürlükler rafa kalktı, oligarşi dört başı mamur hakim oldu.

Bu ülkenin, bu toplumun her şeyden önce ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, çatıştırmacı politikalardan ve zihniyetten kurtulmaya ihtiyacı var. Önemli olan kimin iktidarda olacağı değildir. Önemli olan tek adam rejimi, demokrasi karşıtlığı, doğa-kadın-çocuk-emek-fikir düşmanlığı üreten sistemi lağvetmektir. “Kötülüğün sıradanlaştırıldığı”, olağanüstü hukuksuzluğun, adaletsizliğin, vicdansızlığın kanıksatılıp, olağanlaştırıldığı zihniyeti ortadan kaldırmak esas amaç olmak durumundadır. Tüm toplumun geleceğinden endişe ettiği, mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürüklendiği bu ortamda toplumsal sağaltımı, kalıcı barışı hedefleyen ciddi ve samimi çözüm projesinin ortaya konulması beklenmektedir. Jestler ve iyi niyet mesajı içeren tutumlarla yetinmek yaşanan sorunların boyutlarını anlamaktan uzak, sığ ve yüzeysel taktikler olacaktır. Bu nedenle; her şeye rağmen, toplumsal bütünleşmeyi, demokratik çözümü baştan reddeden bir görüntü ve algıya neden olan Millet İttifakının bundan sonraki süreçte söyleyecekleri ve ortaya koyacakları tutum önemlidir.

Hiç de hayırla anılmayacak geçmişleri ve pratikleri için bu topluma en azından bir özür, bir özeleştiri borcu olanların, mesela Kürt sorununun çözümü, hak ve özgürlüklerin tüm ülkeyi açık bir cezaevine dönüştürecek düzeyde kısıtlanmış olması, yasal, siyasi bir partinin eş başkanları dahil, milletvekilleri, belediye başkanları, binlerce yöneticisinin cezaevinde olması, yüzlerce gazetecini, akademisyenin tutuklu olması konusunda ne düşündükleri merak konusudur.

24 Haziran erken seçim tarihinin açıklandığı günün ertesi Urfa Vekilimiz Sayın Osman Baydemir’in ve benim milletvekilliklerimizin apar topar düşürülmesi Kürt seçmene iktidarın verdiği mesajdır. Bugüne kadar yapılanların, bundan sonra yapılacakların teminatı olduğu mesajıdır. Kuşkusuz halkımız bu mesajı almıştır ve gereğini yapacaktır!.. Ne tesadüftür ki birkaç gün sonra AYM’ye yaptığımız itiraz bir buçuk yıl sonra, AYM adının haşmetine yakışmayan gayriciddi gerekçelerle reddedildi. Hakkını yemeyelim, bir üye bazı maddelere şerh koymuş. Ne var ki bu şerh de Eş Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın itiraz dilekçesinin reddine karşı yazılan şerhin kes-kopyala halidir. Zira “…Sanık bir siyasi partinin eş başkanı olup…” diye başlayan pek çok cümle mevcut. Oysa ben, partimin eş başkanı değilim. Sayın üyeye! “Beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın” demekten başka bir söz edemiyoruz.

Halk iradesine yapılan bu en son saygısızlığa karşı bile muhalefet cephesinden ciddi bir tepki gelişmedi ne yazık ki... Bu tepkisizlik, iktidarın hışmına uğrama korkusundan mı yoksa, suskunlukla onay vermek tutumundan mı ileri geldi, bizde soru işareti olarak kalmıştır.

Toplum nezdinde umut olabilmek ve kitleleri harekete geçirebilmek için güvenlikçi-milliyetçi-cinsiyetçi ezberler çemberinin dışına çıkılması, ezberlerin bozulması gerekmektedir. Beklenti budur.

Bugüne kadar bu ezberi bozmayı başarabilen tek toplumsal hareket HDP ve onun bileşenleri olmuştur. Artık gözlerdeki ve vicdanlardaki bağları çözmenin zamanıdır.

Bu topraklarda kalıcı barışı tesis etmek, farklılıklarla eşit yaşam ve demokrasi kültürünü yeşertmek imkansız değil. Cesaretle atılacak bir ilk adım mesafesinde.

İşte tam da bugün tüm kadınların ve gençlerin en büyük ve en güçlü ittifakla faşizme geçit vermemekle adına umut etmeye değil, umut olmaya, umudu yaratmaya yürümesi gerekmektedir.

11.05.2018
Kandıra Cezaevi

www.evrensel.net