İşçilerin bölünmesi patronlara yarıyor

İşçilerin bölünmesi patronlara yarıyor

SUNU: İnsanca yaşamak, insanca çalışmak. Bunların hayata geçmesi için de birleşmek, birlik olmak. Türkiye’nin neresinde olursanız olun, işçiler bunu söylüyor. Ama bunun olabilirliği konusunda pek de umutlu değiller. Bunun bir nedeni, işçilere öncülük etmesi gereken sendikaların büyük kısmında etkin ol

Muzaffer Özkurt / Erdem Geyik

 


İŞÇİLERİN BÖLÜNMESİ PATRONLARA YARIYOR

Tuzla sanayi bölgesi, Tuzla Tepeören Köyü’nden başlayıp Gebze sınırına kadar uzanıyor. Yüzlerce fabrikanın bulunduğu bu bölgede Tuzla Organize Deri Sanayi Bölgesi, Ticaret Serbest Bölgesi, Serbest Bölge, Mermerciler, Kimyacılar, Boyacılar, Birmes gibi sanayi bölgeleri ve bu bölgelerin dışında kalan Maret, Baymak ve Ramsey gibi büyük fabrikalar bulunuyor.

Burada çalışan toplam işçi sayısı 100 bin. Göç alan bir bölge olması nedeniyle Karadenizli ve Kürt işçiler ağırlıklı kısmı oluşturuyor. İşçilerin yaş ortalaması, eski işçilerin bulunduğu deri fabrikaları bir kenara bırakıldığında 20-30 arası. Kadın işçiler önemli bir yer tutuyor sanayi bölgesinde. Metal fabrikaları da dahil işçilerin yarısının kadın olduğu söyleniyor. Kimi sektörlerde kadın işçi olmasa da kadınların ağırlıkta çalıştığı tekstil, gıda ve kimi metal fabrikaları bu oranı dengeliyor. İşçilerin çoğu evli. 20 yaşını geçip de evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan işçi yok gibi. Sosyal hayatın sınırlılığı nedeniyle evlilikler genellikle aynı fabrikada çalışan işçiler arasında yaşanıyor.

ÜCRETLER DÜŞÜK

En fazla işçinin çalıştığı yer Tuzla Organize Deri Sanayi. Burada 30 bin işçi var. Ancak adı deri olan bu bölgede deri fabrikaları hızla azalmış, azalmaya da devam ediyor. Tabakhane bölümleri kapatılmış. Kimi fabrikalar da Uşak ve Çorlu’ya taşınmış. Metal, kimya, boya, otomotiv yan sanayi, ambalaj, gıda, inşaat, makine, basım, tekstil, mermer granit, demir çelik, plastik ve lojistik gibi diğer işkolları ağırlık kazanmış bölgede. Bu fabrikalar yabancı firmalara ve büyük markalara yan sanayi üretimi yapıyor.

Sanayi bölgesinin genelinde sendikalı işçi sayısı sadece 3 bin 200. Bunlar da Deri-İş, Petrol-İş, Birleşik Metal-İş, Tek Gıda-İş, TEKSİF, TÜMTİS, Türk Metal, Basın-İş ve Kristal-İş olmak üzere 9 ayrı sendikada örgütlü.

 

KOŞULLAR ÇOK AĞIR

Ücretlerin düşük olduğu fabrikalarda, çalışma koşulları da ağır. Birçok fabrikada tuvalete gitmek yasak. Çay molaları 10 dakika, yemek molaları ise yarım saatle sınırlı. İşe gelinmeyen bir gün için işçilerin 3 günlük yevmiyesi kesiliyor. Üretimde hata yapılması halinde bu işçilerin ücretinden kesiliyor. Kamera sistemiyle işçiler gün boyu izleniyor. Özellikle metal iş kolunda iş kazaları çok yaşanıyor. Parmaklarını makineye kapatan işçiler, hiçbir tazminat ödenmeden işten atılıyor. Tekstil iş kolunda ise iş adeti usta tarafından belirleniyor. Gün içinde bu sayıyı tutturamayan işçiler ücretsiz fazla mesaiye kalarak rakamı tamamlamak zorunda bırakılıyor. Özellikle boya, kimya, tekstil, plastik gibi işkollarında  meslek hastalıkları fazlaca görünüyor. Verem, solunum yolu hastalıkları, kıl dönmesi ve bel fıtığı sık görülen rahatsızlıklar arasında. Patron ve ustabaşlarının küfür ve hakaretleri olağanlaşmış. “Bizim fabrika cennet gibi” diyen bir işçi şunları anlatıyor: “Asgari ücret alıyoruz. Çalışma saatleri de uzun ama bizim fabrikada küfür yok. Bir de ücretler zamanında ödenir.”

 

İşçilerin oturduğu yerler dikkat çekici. Bu bölgeye İstanbul’un ve hatta Gebze’nin her yerinden işçi geliyor. Tuzla İstanbul’un Anadolu Yakası’nın en uç bölümünde olmasına karşın Avrupa yakasında Gazi mahallesi ve İkitelli’de oturan işçiler var. Bunun bir nedeni de İstanbul’un merkezinde olan fabrikaların bir bir buraya taşınıyor olması. Son taşınan fabrikalardan biri de Kağıthane’de bulunan Evyap. Ama yine de ağırlıklı olarak işçiler Tuzla’da ve Gebze’te oturuyor.

Sendikalaşmanın az olduğu bu bölgede işçiler daha çok yöre dernekleri üzerinden bir araya geliyor. Buralar daha çok iş ve işçi bulma kurumları gibi çalışıyor. Her işçi kendi memleketlisi için arayışa giriyor. Yerel yönetimler yoluyla dağıtılan yardımlarda da yöre dernekleri etkin. Belediye yönetimleriyle kurulan dirsek temasları nedeniyle, yöre derneklerinin işaret ettiği kişilere yardım paketleri gönderiliyor. Hatta bu konuda muhtarlıkları bile geride bıraktığı söyleniyor. Ancak bu etkinin karşılığı olarak da seçim dönemleri için pazarlıkların yapıldığı yine söylenenler arasında.

Yöre derneklerinin bu etkin durumu nedeniyle hangi işçiyle konuşulursa konuşulsun, birlik olmak ya da sanayi bölgesinde bir şey yapmak için dernekler işaret ediliyor. Bu konuyu konuştuğumuz işçi kökenli bir dernek yöneticisi şunları anlatıyor: “Aslına bakılırsa yöre derneği sınıf anlayışını dağıtıyor. İşçinin yöre derneğini işaret etmesi de aslında kavgadan kaçmanın başka adı. Sistem de bunu kışkırtıyor. 89 Bahar Eylemleri döneminde bir dernek kurabilmek çok zordu. O zamanlar dernek filan da yoktu. Şimdi bilerek yaygınlaştırıldı.”

SOSYAL HAYAT YOK

Ücretlerin düşük olması, çalışma sürelerinin uzunluğu işçilerin sosyal hayatını da bitirmiş. Erkek işçiler boş kaldıkları zamanları ya kahvede ya da “Ya tutarsa” diyerek iddia bayilerinde geçiriyor. Gezilebilecek en yakın yer Pendik sahili. Ancak buraya gitmenin ve en azından bir çay içmenin bedeli 20 lira. Kimse bu kadar para ödemek istemiyor. Kadın işçilerin durumu daha zor. Dışarı çıkma şansları yok. Çıkarlarsa da mahalleden, dolayısıyla dedikodudan uzak yerlere gitmek istiyorlar. Ama bunu yapabilen kadın işçi sayısı oldukça az. Bu nedenle kadın işçiler için sosyal hayat genelde akraba ziyaretleriyle sınırlı.

AKP’NİN KÜRTLER İÇİNDEKİ ETKİSİ

AKP, sadece Türk kökenli değil Kürt kökenli işçiler arasında da etkin. Hükümetin ve Başbakan’ın Kürt politikalarını eleştirseler de, son olarak yaşanan Uludere katliamı gibi olaylar karşısında tepki gösterseler de ekonomik nedenlerden dolayı AKP’ye destek veriyorlar. Bir zamanlar BDP’ye oy verirken şimdi AKP’ye oy veren işçi sayısı az değil. Bu eğilim kadrolu çalışan ve ücretleri biraz daha yüksek olan işçiler arasında daha yaygın. Kaybedecek şeyleri olduğunu düşünüyorlar. Son dönemde BDP üzerinde artan baskılar da eklenince AKP’de kalmanın daha güvenli olduğunu düşünüyorlar. Bu durumu da “En azından diğerleri gibi değil. Belli haklar da verdi Kürtlere” diyerek gerekçelendiriyorlar. Kürt işçilerin Alevi olanları ise CHP’ye yöneliyor. Aynı işçiler memleketlerinde olsalar BDP’de çalışma yürüteceklerini açıklıkla söylüyorlar. Taşeron olarak çalışan Kürt işçilerde ise BDP ağırlığı sürüyor.

 

AKP’nin işçiler içindeki ağırlığından güç alan cemaatlerin de etkinliği hızlanmış. Hemen her fabrikada bir cemaat örgütlenmesinden söz ediliyor. Ekonomik olarak AKP’ye bağlanan işçiler, bir süre sonra muhafazakar bir yaşama yöneliyor ve burada karşısına cemaatler çıkıyor. Gerçek cemaatçi işçi sayısının bu kadar olmadığını, cemaatlerin çevresinde toplanan bazı işçilerin borç bulmak, iş bulmak için böyle davrandığı ve çocuklarını bu cemaatlerin Kuran kurslarına gönderdiği de söylenenler arasında. Ancak her ne sebeple olursa olsun bu yönelme bir süre sonra işçinin yaşamını, aile hayatını ve bir süre sonra düşünce yapısını da belirler hale geliyor. Bir işçi cuma namazlarına katılanların sayısındaki artışı buna kanıt olarak sunuyor: “Cuma günleri sanayideki cami tıka basa doluyor. Öğlen saatlerinde trafik kilitleniyor. Bu durum daha önce böyle değildi.”

Kimi yerlerde bu örgütlenme sendikal çalışma ve fabrika içi işleyişe engel olmuyor. Ama, cemaatler güçlendikçe bu konulara da el atıyorlar. Kimi cemaat toplantılarında “sendikalaşmanın günah” olduğu yönünde vaazlar verildiği söyleniyor. Kurultay çalışmalarına da katılan bir işyeri temsilcisi böyle bir durumu bizzat yaşamış: “Bir üyemiz ‘haram’ diye sendikadan istifa etti.” Bazı fabrikalar da bu örgütlenmeyi patronlar açıktan destekliyor. Cuma namazlarını kıldırmak için fabrikaya cemaatten imam getiren patronlar var.

KÜRT-TÜRK ÇATIŞMASI

Ancak ne AKP ağırlığı ne cemaat örgütlenmesi fabrikalardaki Türk-Kürt ayrımını ortadan kaldırmamış. Fabrikalarda bir ekibi Karadenizli işçiler oluştururken, diğer ekibin başını ise Kürt işçiler çekiyor. Özellikle çatışmalar ve beraberinde gelen cenazeler bu tartışmaları daha da alevlendiriyor. Kimi fabrikalarda bu tartışmalar yumruklaşmalara kadar varmış.

Patronlar da bu ayrımı sonuna kadar kullanıyor. Türk işçilere, Kürt işçiler için “Bunlar terörist” diyen patronlar var. Ama bu kadar kavgaya, tartışmaya, suçlamaya rağmen Kürt olduğu için işten atılan işçi neredeyse yok. Bölgedeki ileri işçiler patronların bunu bilerek yaptığını söylüyor. “Adam parasına bakar gerisi laf” diyen bu işçiler, yaşanan ayrımın sonuçlarını şöyle anlatıyorlar: “İşçiler birbirine düşman ediliyor. sonra da bunlar bandın başına geçiyor. Türk işçi Kürt işçi zor duruma düşsün, Kürt işçi de Türk işçi zor duruma düşsün diye üretimi ha bire artırıyor. Bundan kazanan ise sadece patronlar oluyor.” Ya da bir mücadele başladığında patronun özellikle Türk işçileri “Kürtlerin peşinden mi gideceksiniz?” diyerek geri çekmeye çalıştığı az rastlanır örneklerden değil.

Ayrım yapılan bir başka konu ise mezhepsel farklılıklar. Patronlar bu konuda da işine geldiği gibi davranıyor. CHP’li bir patron, sendikalaşan cemaat üyesi işçileri toplayarak “Siz namazında niyazında insanlarsınız. Ne işiniz var komünist işi sendikalarda” diye konuşabiliyor. Bunun örnekleri farklı görüş, milliyet ve dinden patronların kurduğu ortaklıklarda da yaşanıyor. İşçiler şunları anlatıyor: “Her patron kendine yakın işçileri işe alıyor. Sonunda kurulan sistem nedeniyle fabrikadaki işçiler birbirleriyle rekabete girerken, tartışırken hatta kavga ederken patronlar da kârlarını bölüşüyor.”


SENDİKAL BÜROKRASİ İÇİN NİMET

Çeşitli engel ve bölünmeleri aşarak bir şekilde birliklerini sağlayan işçiler, sendikalaşmaya çalışıyor. İşçiler için sendikalaşma direnişle aynı anlamı taşıyor. Son dönemde bölgede sendikalaşan AKS, Rimaks, Saba, Kampana gibi fabrikaların tümünde sendikalaşma nedeniyle işten atma yaşandı ve peşinden direniş çadırları kuruldu.
Ancak sendikalaşmak da işçilerin tam olarak birlik olmasını sağlamıyor. Bir umutla sendikalaşan işçiler, uzun süren yasal prosedürler sırasında ipleri tamamen sendikacıların eline teslim ediyor. Zamanla umut kırılmaya, dikkatler başka yöne kaymaya başlıyor. Örneğin kimi fabrikalarda Kürt Türk çatışması ya da cemaatçi örgütlenme yeniden temel gündem haline gelmiş. Bu durum mücadeleden uzak bürokratik sendikacılar için de bulunmaz nimet. İşçilerin bölünmesinden yararlanan sendikacılar, işçilerin sendikadan uzak durmasını da fırsat bilerek seçilmelerini garanti altına alıyor. İşçi gerileyip bölündükçe mücadele gücü zayıfladığı için sendikalı bir işyerinin aldığı haklar da kuşa dönüyor.
Bu durum kimi yerlerde sendikalı bir işyeri ile sendikasız bir işyeri arasında fark kalmamasına neden olmuş.


İŞÇİ BORÇLA YAŞIYOR

İşçiler hayatlarını borçla döndürüyor. Eskiden birbirlerinden borç alan işçiler artık bu işi bankalar, kredi kartları ve çektikleri krediler yoluyla yapıyor. Öyle ki borçları nedeniyle 2-3 aylık ücretlerini çoktan harcamış işçiler var. Bir gün çalışmasa aç kalmanın yanı sıra altına girdiği borcun altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Borçlar nedeniyle işçiler hak arama mücadelesine, sendikalaşma çalışmasına girmekte tereddüt yaşıyor.
Bu durum işçilerin, özellikle Türk kökenli işçilerin, AKP’ye yönelmesinin de temel nedeni. 2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP Hükümeti’nin ekonomik olarak istikrar sağladığı, son dönem dünyayı sarsan krizi de iyi yönettiği fikrindeler. “Ya Yunanistan’a dönersek?” üzerinde en çok konuşulan konu. Çünkü ekonomideki en ufak sallantının, üzerinde yürüdükleri hassas köprüyü devirebileceğini düşünüyorlar.
Sanayi bölgesinin bulunduğu Aydınlı Mahalle Muhtarı Hakkı Uzunyayla, bunun pek çok örneğinin yaşandığını anlatıyor. Kredi kartı borcunu ödeyemediği için hacizlik olanların sayısının arttığını dile getiren Uzunyayla, sigortalı bir işte çalıştığı halde fakirlik kağıdı için başvuru yapanların sayısında da artış olduğuna dikkat çekiyor. “Evet evine gidiyorum hakikaten fakir. Buzdolabında bir şey yok. Ama sigortası olduğu için onlara ödeme yapılmıyor” diyen Uzunyayla, bu kişilere zaman zaman gıda yardımı yapıldığını söylüyor.
Zamlar, ücretlerin düşük olması gibi sorunlar da sıralandığında işçilerin hiçbiri hayatından memnun değil. Ancak bunlar işçilerin büyük kısmı tarafından en azından şimdilik AKP Hükümeti’ne mal edilmiyor. Bu sorunlar ya patronlar, ya da dünyada süren krizin gereği gibi gerekçelerle açıklanıyor. Bu konuda işçilerin ortaklaştığı bir nokta, 2001 krizi gibi bir durumun yaşanması halinde en iyi parti olarak görülen AKP’nin birden en kötü parti haline geleceği. Aynı işçiler şu uyarıda da bulunuyor: “AKP en kötü parti olur ama işçilerin düşünce yapısı değişmedikçe yine AKP gibi bir parti başa gelir.”

YARIN: Sanayi bölgesinin görünmeyen işçileri: Kadınlar

evrensel.net

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Aralık 2014 09:20
www.evrensel.net