Nişa - Kaybolmaya Hazır Değilim

Fotoğraf: Evrensel

Nişa - Kaybolmaya Hazır Değilim

Handan Gökçek , Tekgül Arı’nın son romanı 'Nişa - Kaybolmaya Hazır Değilim'i yazdı.

Handan GÖKÇEK

Tekgül Arı’nın son romanı Nişa ilk sayfadan itibaren büyülü bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kurduğu ritmik dil roman boyunca kah hızlanarak devam ediyor, kah yavaşlıyor, dinginleşiyor. Dil ile birlikte duygularınız da sürekli değişiyor. İçerik, biçim ve dil bütünlüğü kitabı elinizden bırakmanızı engelliyor. Bir solukta okuyorsunuz.

Günümüzde neredeyse kaybettiğimiz  “mahalle”nin o büyük ailesi içinde okur da yerini alıyor. Mahallenin dokusu, kokusu farklıdır, sokağın başına geldiğiniz anda artık evinizdesinizdir. Pencereden bakana, kapı önünde oturana, bakkaldan çıkana selam vermeden yürüyemezsiniz, yürüseniz dilden dile dolanırsınız... Sacda pişen ekmekten göz hakkınızı almadan da evinize geçemezsiniz. Kocaman bir yürektir mahalle... Bu duyguyu hiç bilmeden büyüyen gençler de Nişa sayesinde dokuyu duyumsayabilecekler.

Baş kahramanlar  Defne, Nişa, Şükrü ... Yarattığı her karakteri bir baş kahraman gibi derin, incelikli, titiz ve ete kemiğe büründürerek anlatıyor yazar.  Bir romanda karakter motivasyonu önemlidir, çünkü “Kişi bunu niye yaptı” sorusunun cevabıdır.Nişa’da her karakterin bu soruya bir cevabı var. Özellikle karakter -mekan ilişkisini öyle detaylı kurmuş ki okur da o mekanların içinde dolaşıyor, dokunuyor, kokusunu duyabiliyor.

MAĞARA BİR SIĞINAKTIR

Romanın en önemli kahramanları Nişa ve Şükrü mağara olan bir evde yaşar, ana kahraman Defne bir gün o mağarada bulur kendini. Herkesin korktuğu çekindiği Çingene ailesinin yanında, aile kavramını sorgular, kendini keşfeder. Bence en önemli bölümlerden biridir bu. Özellikle Türk destan ve motiflerine baktığımızda mağaranın önemli bir simge olduğunu görürüz. Mağara bir sığınaktır bazen... Köroğlu ve Kırat da bir mağarada kaybolur ve bir başka boyuta geçer. Romanda mağara mahallenin kalbidir aslında. Bazı toplumlarda ise mağara ana rahmini simgeler ve yeniden doğuşu anlatır. Defne, mağarada Nişa’nın yanında yeniden doğar. Bazen düşünceler içinde kaybolur, bazen içindeki zehri akıtıp gider. Mağara duvarlarına Şükrü’nün yaptığı resimlerse bambaşka bir dünyanın en güzel tasviridir. Siz de Defne ile birlikte izlersiniz resimleri ve başka bir dünyanın mümkün olduğu umuduna kapılırsınız.

“Mağara duvarları rengarenkti. İnsanlar uçuyor, kuşlar zaten uçarlar, onlar yol gösteriyorlardı. Doğa işlenmişti duvarlara. Çayırlar, çimenler, göller, denizler, çıplak insanlar. Köpekler, kediler, kuşlar. Atların yeleleri savrulmuştu...” (s.14)  

Bir de mağarada hiç açılmayan bir kapı vardır ki oradaki resimler dünyanın öbür yüzüne aittir, orayı görmek cesaret ister... Cesur okurlar işte o resimleri çok daha iyi okuyacaktır...

Nişa romanı için helezonik olay örgüsüne sahip diyebiliriz, siz Defne’nin yaşamında kaybolmuşken birden Nişa’nın hikayesinde ya da Şükrü’nün geçmişinde bulursunuz kendinizi. Üç ayrı roman olabilecek hikayeyi tek bir kurgu içinde birbirine başarıyla bağlanıp derinlikli çok katmanlı bir romana dönüştürmüş yazar.

MODERN TOPLUMU ELEŞTİRİYOR

Roman mahalle kültürünü anlatıyor gibi görünse de modern toplumu eleştiriyor aslında. O soğuk binaların içinde kaybettiğimiz insanı yakalıyoruz bölümler arasında. Kocaman bir “şantiyeye” dönen ülkemizin bambaşka bir açıdan çekilmiş fotoğrafı gibi Nişa. Artık kaybolmuş bir meslek olan bakır kalaycılığı da karakterler üzerinden capcanlı anlatılıyor.

"Bir de ocak, çadırının önünde kurulan, körüğüne bastıkça alevi püskürten; bakırı, kalay ve nişadırla buluşturan. Üçünün olmazsa olmazıdır ateş, nasıl ki nişadır olmadan kalay bir hiçtir, ateş olmadan kalay metal, nişadır sadece bir tozdur. Birbirlerine tutunarak bütün olurlar.” (s.175)  

Yerleşik düzenleri olmayan, göçebe bir toplum olan Çingenelerin yaşamını okudukça, hangimiz yerleşik bir düzen kurabiliriz ki bu tekinsiz dünyada sorusuyla da yüzleşiyoruz. Onlar birbirlerine tutunarak bir bütün oluyorlar ya bizler bunu başarabilir miyiz? Böyle bir soru karşısında kısa bir ara veriyorsunuz romana, peki bu sorunun cevabını satırlar arasında bulmak mümkün mü? Son sayfayı okuduktan sonra cevabını bulabilirsiniz...

CESUR BİR KALEM

Nişa - Kaybolmaya Hazır Değilim kitabının kapağı

 Romanda Defne ve ailesi üzerinden okuduğumuz ebeveyn ergen çatışması, aile içi şiddet, travmalar, kuşak farklılıkları, kardeş bağları gibi günümüzün birçok sorununa da satır aralarında başarıyla değiniyor yazar.

Tekgül Arı’nın cesur bir kalemi var. İlk öykü kitabı “Bedenim Tetikte” ile bunun ipuçlarını zaten vermişti. Romanda kısa bir bölüm olan “ensest” durumuna tanıklık ve yarattığı travma gizli bir düğüm olarak hikayede yerini alıyor.

Her roman tamamlanmamış bir dünya tasviriyse aşksız bir dünya düşünülebilir mi? Elbette hayır... İlk aşkların o yüreği ağza getiren heyecanını öyle bir hissediyorsunuz ki, hafızanızın bir köşesine saklanmış o ilk kıpırtı gelip yerleşiyor içinize. Bazen Defne’nin kalbi oluyorsunuz, bazen Şükrü’nün. Bazen çöplükte bulunan bir tokanın hikayesi sizi gerçek aşkın ölümsüzlüğüne götürüyor.

“Çöpleri bu gün daha bir iştahla karıştırır. Plastik ve kağıt olan her şeyi ha bire yükler arabasına. Bir parıltı gözlerini alır, duraksar önce. Büyük çöp kutusunun içine düşecek sanki eğildikçe. Parlak bir şey aşağılara çeker onu. Zorla da olsa çıkarır. Kristal taşlı bir toka güler sanki dünyaya. Taşın parlaklığında Lale’yi görür. Hediyesi hazırdır.”

O parıltılı toka roman boyunca size eşlik edecek ve aşkı hatırlatacaktır artık...

Elbette romanın kapak resmini yapan Ressam Selma Akaltun’dan söz etmeden geçemeyeceğim. Hikaye içindeki önemli metaforları, çalıştığı portreye aktaran ve romanı bitirdiğinizde tekrar kapak fotoğrafına baktıran başarılı çalışmasını kutluyorum.

Kurgusu, ritmik dili, kendisine aşık eden kahramanları ile okunmaya ve zamanınızı vermeye değen bir roman Nişa Kaybolmaya Hazır Değilim.

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Mayıs 2018 07:08
www.evrensel.net
ETİKETLER Tekgül Arı