‘Gündelik’ değil ‘ömürlük’, ev kadını değil işçi

Fotoğraf: Evrensel

‘Gündelik’ değil ‘ömürlük’, ev kadını değil işçi

Gündelik işlerde çalışan Canan ve Saniye, geceleri de ilaç paketleme işine gidiyor. Akrabadan da öte 2 işçinin mücadelesi Evrensel'de hayat buldu.

Elif Ekin SALTIK
İstanbul

Saniye ve Canan iki yakın komşu. Saniye yaklaşık 20 yıldır Küçükçekmece’nin İkitelli semtinde oturuyor, Canan 10 yıldır. Saniye ile Canan ailecek akrabadan öte olmuşlar. 

İkisi de gündelik işlerde çalışıyorlar. Akşamları onların deyimiyle ‘gece işine’ ilaç paketlemeye, gündüzleri ise birlikte ev temizliğine... Bazen gece işinden çıktıkları gibi ev temizliğine gittikleri de oluyor. Saniye enerjik ve esprili bir kadın. “Ben gece hayatını bıraktım artık” diyor gülerek. Canan 3 senedir çalışıyor gece işinde. Canan ‘gece işi’ne yani ilaç kutulamaya başladığında 35 liraymış günlüğü, 3 yıl sonra ancak 50 liraya çıkmış. Gece çalışmalarının nedenini merak ediyorum, Canan yanıt veriyor: “Çocuklarım vardı. Bir de gündüz firma çalışanları yapıyor bu işi. Akşam da yetişmeyenleri yapıyorduk biz.” 

70 YAŞINDAKİ KADINDAN LİSE ÖĞRENCİSİNE

Akşam sekiz buçukta evden çıkıp sabah 6’ya kadar çalışıyor kadınlar. Servisle gidip geliyorlar. Akşam 10’da çay molası, 12.30’da yemek molası veriyorlarmış. “İlacın kontrolünü yapıyoruz. Sonra da paketleri kutuluyoruz. Bazen hayvan ilacı, bazen serum, bazen vitamin oluyordu” diyor Canan. En az 20 kadının çalıştığını, ama bazen 80’i bulduğunu söylüyor. Saniye araya giriyor: “Dört beş tane de öğrenci oluyor. Lise birinci, ikinci sınıf, üniversite öğrencileri harçlıklarını çıkartmak için geliyor. Okul kapandıktan sonra da sürekli gelen öğrenciler, gençler var. 60-70 yaşlarında kadınlar geliyor. Mesela Elmas abla vardı, 68 yaşında, neredeyse 8 senedir bu işe geliyormuş. Nuray isminde bir kadın vardı, yaşı ileri. Bir oğlu cezaevinde, bir oğlu askerde, bir oğlu da madde bağımlısı. Gelini var yanında, çalışıyor o da. Yetiştiremiyor kazandığını. Nuray abla da destek olmak, üç kuruş da olsa katkı sunmak için geliyordu.”

ÇOCUKLARA BAKABİLMEK İÇİN...

Kadınların bu işi tercih etmesinin en büyük sebebi, çocukları. Gündüzleri çocuklarına bakabilmek için gece çalışmayı seçiyorlar. Saniye çocuklarının bakım sorunu olmasa tam zamanlı çalışmak istiyor: “İsterim gündüz çalıştığım, sigortalı bir işe girmeyi ama çoluk çocuk engel. Evlenmeden önce iplik fabrikasında çalışıyordum; evlendikten sonra işi bıraktım. Kayınvalidem ‘Kocanın parasını sağa sola savuracağına otur çocuklarına bak, niye gidiyorsun gece işine’ diyor. İki çocuk var, eşim 2 bin lira alıyor, nereye yetsin o para!”

Hem kendi paralarını kazanmak hem de eve katkı sunmak için çalıştıklarını söylüyorlar. “Kocamızdan alacağımıza kendi paramız olsun dedik” diyor Saniye ve ekliyor, “Bu düyada kiracıyız ama evlerimiz kira değil çok şükür. Yoksa mümkün değil geçinemeyiz.” 

KREŞ OLSA YA HER YERDE, PARASIZ!

Saniye ve Canan’la sohbetimiz sürerken Şehri geliyor. Şehri de haftanın üç günü ev temizliğine gidiyor. Yarım gün ev temizliiğinden 90 lira kazanıyor. “O kısa zamanda koskocaman evi dip köşe temizliyorum, büyük camları var, onları siliyorum” diye anlatıyor. 

Kadınlara günlük ev temizliği işi bulmalarında “aracı” olan kadınlar olduğunu öğreniyoruz. Her gün birçok kadına iş bulduklarını, yönlendirdikleri her bir kadından 50 lira kazandıklarını, bu yöntemle ev, araba sahibi olanlar bile olduğunu anlatıyorlar. 

Saniye “Mesleğimiz olsaydı böyle mi olurdu” diye yakınıyor. Canan ise “Kreş olsa” diyor, “Diğer ülkelere bakıyorsun anneler işe gittiğinde iş yerlerinin kreşleri var. Bizim ülkemizde öyle bir şey yok, ne bir bakım parası ne bir yardım var. Çocuklu annelere bir destek olmalı kesinlikle. Ayrıca mahallelerde de kreş olmalı. Parası olmamalı kreşlerin. Anne işe de gitse başka bir yere de gitse gönül rahatlığıyla çocuklarını kreşe bırakmalı.”  

‘ARTIK BİZDEN ERDOĞAN’A OY YOK’

Sohbetimiz çalışma koşullarından baskın gelen erken seçime uzanıyor. Saniye, “Siyasetten anlamıyorum, açıkçası bir şey bilmiyorum” diyor ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy vermeyeceğini belirtiyor. Canan ise “O kadar çok sorunumuz varken onların derdi seçim oluyor. Açık söyleyeyim; ilk başlarda Erdoğan’a oy verdik. Ama şimdi bizim evden Erdoğan’a bir oy yok” diyor. 

Değişen ne peki, neden oy vermekten vazgeçtiniz? 

Geçmişte, ilk seçildiği zaman böyle değildi. Daha çok okulları önemsemişti, gençleri, kadınları önemsemişti. Dinine düşkündü. Güzel şeyler yapmıştı. Ama sonra topraklarımızı satmaya başladı. Dört ayda bir eğitim sistemini değiştirdiler. O kadar sorun varken senin eğitimle ne işin var! Kadına yönelik şiddet çoğaldı, o kadar şey yaşanıyor ama onların derdi başka...

Peki, kimin cumhurbaşkanı olmasını istersiniz?

Saniye: Kadın olmasını isteriz. 
Canan: Oyumu Meral Akşener’e vereceğim, eşim de öyle diyor.
Saniye: Kim olduğunu çok bilmiyorum, tanımıyorum ama Meral Akşener’e vereceğim ben de. Kılıçdaroğlu’ya vermeyeceğiz.
Şehri: Hepsi bir geliyor bana. Hiçbiri doğru düzgün bir şey yapacakmış gibi gelmiyor. Erdoğan’a oy verdim ama son yıllarda vermiyorum.


"Bu iç karartıcı tabloya istatistiklerin ölçmediği işyerindeki tacizi, şiddeti ve ev içinde ücretlendirilmeyen yeniden üretim mesaisini de ekleyelim. Ancak tabloyu değiştirmek, kolay olmasa da mümkün."

KADIN İŞ GÜCÜ: KATMERLİ SÖMÜRÜ 

Dr. Selin PELEK
Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2018 yılı Ocak ayı itibariyle çalışma çağındaki kadın nüfusunun sadece yüzde 37’si iş gücüne dahil. Bu oranın OECD ülkelerinde ortalama yüzde 64 olduğunu belirtelim. Başka bir ifadeyle 15-64 yaş arası 26.6 milyon kadından 16.7 milyonu ne çalışıyor ne de iş arıyor. Bedenlerimiz ve hayatlarımız üzerinde baskı kurmayı kendine vazife edinen cinsiyetçi siyasal İslam rejimi altında kadınların üretkenliği, çocuk doğurmaya ve ev içindeki geleneksel iş bölümüne indirgenmeye çalışılıyor. 

Örgün eğitimin zayıflaması ve gericileşmesi, erken yaşta evliliklerin önünün bilinçli olarak alınmaması -hatta teşvik edilmesi- devlet ‘adamlarından’, üniversite rektörlerinden, havuz medyasından günbegün pompalanan cinsiyetçilik ile kadınların iş hayatına katılması sosyal açıdan giderek zorlaşıyor. Ancak tek maaşla bir evin geçimini sağlamak o denli zor ki, özellikle dar gelirli emekçi hanelerde ekonomik yetersizlikler kadınları aile bütçesine katkı yapmak için kötü koşullarda, düşük ücretlerle çalışmaya zorluyor.   

KADINLARA KAPİTALİZMDE CENNET YOK 

İstihdamda olan 8 buçuk milyon kadının 2.1 milyonu tarımda, büyük ölçüde ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor. Ücretli olarak çalışanlarsa “eşit işe eşit ücret” ilkesinden bir hayli uzak. 2017 tarihli Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre benzer işi yapan bir kadının ücreti erkek işçiden yüzde 40 daha az. Bu rapora göre kadınların maruz kaldığı eşitsizlik endeksinde Türkiye’nin 144 ülke arasında 131’inci olduğunu hatırlatalım. Ancak cinsiyet ayrımcılığı maalesef dünyanın hemen her ülkesinde mevcut. İstatistikler iş hayatında en az ayrımcılığın İskandinav ülkelerinde olduğunu söylese de biz kadınlara kapitalizmde cennet yok! Örneğin İzlanda yüzde 17’lik kadın-erkek ücret farkı ile en az ayrımcı ülke olma ünvanını ‘hak etse’ de İzlandalı kadınlar, “Bu saatten sonra bedavaya çalışıyoruz” diyerek her gün saat 14:38’de iş bırakma eylemi örgütlemişlerdi. 

DEĞİŞTİRMEK KOLAY OLMASA DA MÜMKÜN 

Sadece çalışanlar değil iş arayanlar arasında da kadınların dezavantajlı durumu göze çarpıyor. Yine TÜİK verilerine göre erkeklerde yüzde 10 civarında olan işsizlik oranı, kadınlarda yüzde 13.7. İşverenin hamilelik ve yeni doğan bakım sürecinde kadın işçileri işten atması çalışma yaşamının bir gerçeği. Çalışan kadın anne olduğunda eğitimi ya da kıdemi ne olursa olsun iş yaşamında daha eğreti, daha kırılgan bir pozisyona sokuluyor. Kreş yetersizliği ve çocuk bakım hizmetlerinin yüksek maliyetleri Saniye ve Canan’ın oldukça net ifade ettikleri gibi kadınları çok daha zor koşullarda geceleri çalışmaya itiyor ya da çocuk bakımı anneanne babaanne gibi ailedeki başka kadınların ücretsiz emeğiyle karşılanıyor. 
Türkiye’de emekçilerin başka bir yapısal sorunu olan kayıt dışı istihdam da kadın çalışanlar arasında daha yaygın. Erkeklerin yüzde 28.5’i sigortasız çalışırken kadınlarda bu oran yüzde 41.3’e çıkıyor. Bu iç karartıcı tabloya istatistiklerin ölçmediği işyerindeki tacizi, şiddeti ve ev içinde ücretlendirilmeyen yeniden üretim mesaisini de ekleyelim.

Ancak, tabloyu değiştirmek kolay olmasa da mümkün. Uğradığımız ayrımcılığın farkında olarak, toplumsal cinsiyete karşı işyerinde ve her yerde öz gücümüzle örgütlü mücadele.

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Mayıs 2018 07:12
www.evrensel.net
ETİKETLER Kadın