Çağlayan'da büyüyen genç işçiler: Geleceğe dair hiçbir hayalimiz yok
Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/EVRENSEL

Çağlayan'da büyüyen genç işçiler: Geleceğe dair hiçbir hayalimiz yok

Çağlayan’ın tekstil atölyelerindeki genç işçiler, çalışma koşullarındaki zorlukları Evrensel'e değerlendirdi.

Elif Ekin SALTIK
İstanbul

Öğle vakitlerinin en sıcak zamanı, tekstil işçilerinin de mola saati... Çağlayan’ın tekstil atölyeleri ile dolu merkezinde sokakları işçiler doldurmuş. Kimi yemeğe gidiyor kimi kapı önünde muhabbet ediyor. Bize atölyeleri gezdiren Hasret, işçi arkadaşlarını arıyor; yemek paydosunu atölyede geçiren işçilerle görüşelim diye... 

İlk olarak bir binanın beş kat altında bulunan bir atölyeye giriyoruz. Kumaş parçaları ve poşetler asansör kapısının önüne yığılmış; kapıyı açmakta zorlanıyoruz. Atölyede 30 kişi çalışıyor; çoğu patronun akrabası. Akraba olmayan bir iki kişi var, bir de Suriyeli işçiler. 
Bizi karşılayan Dilek adlı işçi de atölye sahibinin akrabası. Henüz 20 yaşında. Sekizinci sınıfı bitirdikten sonra hemen çalışmaya başlamış. Hiç sigortası olmamış bu zamana kadar, “Sigortam olsaydı, herhalde emekliliğime az kalmıştı” diyor gülerek. “İstemedin mi?” diye soruyorum, “İstedim ama yapmadılar” karşılığını veriyor. 

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/EVRENSEL
Dilek

Başka bir yerde çalışmayı hiç düşünmemiş, daha doğrusu seçme şansı olmamış. Patronun akraba olmasının “Ailesine güven verdiğini” ifade ediyor. Kendisi dışında babası ve ağabeyi de çalışıyor. İki kardeşi daha var, bir de anneleri... Dilek, geleceğe dair hiçbir hayali olmadığını söylüyor. 

‘EVLENDİKTEN SONRA ÇALIŞMAYACAĞIM’

Dilek’le sohbetimiz devam ederken, dışarıdaki işçiler de yavaş yavaş atölyeye dönüyor. Birçoğu genç... Beş yıldır tekstilde çalışan 18 yaşındaki Naz da onlardan biri. Ortaokula giderken yaz dönemi harçlığını çıkartmak için çalışmaya başlamış. “İstesem çalışmayabilirdim ama çalışmayı tercih ettim” diyor. 

Neden okula devam etmek yerine çalışmayı seçtin?

İstediğim mesleği yapamayacaktım. Müzik okumak istiyordum, ailem izin vermedi. Hayalimi gerçekleştiremeyeceğimi düşündüğümden okumayı bırakıp çalışmaya devam ettim. Evlenene kadar da çalışırım.

Evlendikten sonra çalışmayı düşünmüyorsun yani...

Evet, evlendikten sonra çalışmak istemiyorum. Bu nedenle mantık evliliği yapmayı düşünüyorum.

ERKEN BÜYÜYEN, YORGUN GENÇ İŞÇİLER 

Küçük yaşta çalışmaya başlamışsın, kendini erken büyümüş hissediyor musun? 

(Dilek atılıyor bu soruya) Ben hissediyorum, artık yorulduğumu hissediyorum. Gelecekle ilgili hiçbir beklentim yok, hayal bile kuramıyorum. Evlendikten sonra ben de çalışmayı düşünmüyorum. Yeter artık çalıştığım...

Etrafımızı saran işçilerden biri “Daha iyi koşullarda çalışmayı istediğini” söyleyerek sohbete dahil oluyor, “Ama buralara kalıyoruz...” 

Sen de evlendikten sonra çalışmamayı düşünüyor musun?

Ben çalışmaktan memnunum, evde otur otur nereye kadar! Eğer çalışmak zorundaysam çalışırım. Ama çalışmak zorunda değilsem evlendikten sonra çalışmak istemem. Çalışsam parayı kocama vermek zorunda kalırım zaten. Yani yine o para benim elimde durmaz. O nedenle ‘Niye çalışayım’ derim. Bizde böyle... 

7 YILDA 6 AYLIK SİGORTA

Biz genç işçilerle sohbet ederken biraz ötede Kur’an okuyan ileri yaşta bir işçi dikkatimizi çekiyor. “Bizimle konuşur mu acaba?” diye soruyorum yanımızdaki genç kadın işçilere. Kendi yanıtlıyor; “Konuşurum tabii.” Kulağı bizdeymiş demek ki... 

Adı Ümmühan; 56 yaşında, makineci. 25 senedir bu işi yaptığını söylüyor. Artık yorulmuş, “Allah kısmet ederse bu sene emekliyim” diyor. 
7 yıl çalıştığı bir yerde sadece 6 ay sigortalı göstermişler. Öfkeyle söyleniyor; “Allah sizi bildiği gibi yapsın dedim, çıktım. Eskiden öğrenmek mümkün müydü? Şimdi her şeyin kolayı var. İnternet var, her şey elinin altında...”

Şimdi sigortasını kendi ödüyor Ümmühan. İki bin lira alıyor, bir kısmını sigortaya yatırıyor, eline 1200-1300 lira civarında para kalıyor. Tazminatı, hakları yanar diye de başka bir atölyeye geçmek istemiyor. Yaşı ileri olduğu için kimsenin onu işe almayacağını söylüyor.

ELİN FAZLA SERİ OLMAYACAK

Şu andaki çalışma koşullarından memnun musun? 

11 yıldır çalışıyorum bu atölyede. Artık aile gibi olduk. Zaten çoğunluğu akraba. İşimi yetiştirirsem karışan yok bana, istediğim zaman gidiyorum. Ama işimi yetiştiremezsem ya da ben olmazsam benim yerime koyacakları birisi yok. İzin yapacağım zaman önceden bir iki günlük yedek atıyorum. Herkes izin aldığı zaman yedeğini koyuyorlar, ama benim yerime kimse yok.

Yetiştirmen için yanına niye birini vermiyorlar?

Ben yetiştiriyorum, alıyorlar başka yere veriyorlar. Bir de elin fazla seri olmayacak, elin seri olursa ‘Bu zaten yetiştiriyor, benim için başka yer önemli’ deyip yanıma birini vermiyorlar. 

Çağlayan’daki atölyelerde kadınlar artık çalışmak istemiyor, kadın overlokçu, makineci bulunamıyor deniyor, böyle mi durum?

Atölyelerde çalışmanın saati çok parası az. Cumartesi çalıştırıyorlar, mesai çok oluyor kadınlar da dayanamıyor, başka yerlere yöneliyorlar. Para geldiği gibi gidiyor. Gençler evlenince çalışmam diyor ama, geçinmek için kadın da erkek de çalışmak zorunda. Mecbur çalışacaklar...

İLLA ERDOĞAN OLSUN DEMİYORUM AMA...

Peki seçimlerde ne olur sence? Sen kime oy vereceksin?

Yine Erdoğan’ın geleceğini düşünüyorum. Seviyorum Erdoğan’ı. Huzur var, çalışıyorsan paran var... Kimse kimsenin özgürlüğüne karışmıyor. Eski günler gitsin gelmesin.

Bu ekonomik gidişattan, OHAL’den hükümet sorumlu değil mi?

Tabii ki sorumlu, her şeyiyle dört dörtlük değil, ama diğerlerinden çok farklı.

Neyi farklı?

Türkiye’ye yaptığı hizmetlerle her şe-yiyle farklı, ama yanlışları yok mu illa ki var.

Bir ülkeyi tek bir kişinin yönetmesi mi doğru, yoksa herkesin söz hakkına sahip olduğu bir yönetim biçimi mi?

Herkesin söz hakkına sahip olduğu bir yönetim doğru. Birinin birinden aklı üstün olabilir, tek bir kişinin aldığı kararlar doğru olacak diye bir şey yok. Uzlaşarak gelirse daha iyi olur. Bütün partiler uzlaşmalı birleşmeli.

Bütün partiler birleşmeli diyorsun da, yine Erdoğan mı olmalı başta?

Yok illa Erdoğan olsun diye bir şey demiyorum, ama şu an Erdoğan’dan daha iyi olacak bir şey gözükmüyor. Ondan daha üstünü varsa başımızın gözümüzün üstüne. Erdoğan bugün var yarın yok. Önemli olan iyiye götürmek, iyi yönetmek, geleceğe, çocuklarımıza bir şeyler bırakmak. Bazıları iyiye de ‘hayır’ kötüye de ‘hayır’ diyor. O zaman ülke ne oluyor, her şeye hayır dediğin için tek adam başa geliyor. İleriye gidelim geriye gitmeyelim de ister bir adam olsun ister 5 adam.

GEZMEYE GELİP ÇALIŞMAYA BAŞLAYAN TÜRKMENİSTANLI AYŞE

Hasret'le birlikte Çağlayan’ın atölyelerinden, İzzetpaşa’ya doğru yol alıyoruz. Mecidiyeköy’e daha yakın küçük bir atölyedeyiz; içeride 6 kişi çalışıyor. Atölye sahibi de makine başında. Çalışanlardan ikisi kadın. Biri Türkmenistan’dan gelen Ayşe. Türkçeyi bilmediğinden çok az anlaşabiliyoruz. Bir ay önce gezmeye gelip Türkiye’de kalmaya karar vermiş. Eşi ve iki çocuğu ise Türkmenistan’da. Burada ağabeyi ve yengesiyle kalıyor. Türkiye’de çalışmanın zor olmadığını düşünüyor Ayşe...

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/EVRENSEL
Ayşe

Atölyedeki diğer Kadın İşçi Ebru, 33 yaşında. Yaşları birbirine yakın üç çocuğu var. Bu nedenle ara ara çalıştığını söylüyor. Çocuklar, Ebru işteyken okuldan çıkıyorlar; 2 saat babaları ilgileniyor, sonra o da işe gidince yalnız kalıyorlar. “Geçen gün uyuyakalmışlar. Telefon ediyorum cevap yok. Çok korktum, erkenden çıkıp eve gittim. Her gün yaşıyorum bu tedirginliği...” diyor.

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/EVRENSEL
Ebru

Ebru’nun iki ağabeyi okurken, sürekli okuldan kaçarlarmış. Ebru da kaçar diye ailesi ilkokuldan sonra onu çalıştırmaya başlamış. “Derslerim iyiydi, okumuş olsaydım iyi bir meslek sahibi olurdum. Şimdi onlar da pişman, ama iş işten geçti. Bütün geleceğimi elimden aldılar” diye kızıyor ailesine. 

Ekonomik gidişat nasıl yansıyor senin bütçene?

İnsanların üzerine basarak kazanan insanlar için iyiye gidiyor, bizim için ise kötüye gidiyor. Biz her gün onların varlıklarına varlık katmak için çalışıyoruz. 

‘KADIN İŞÇİLER KORUYOR, KOLLUYOR BİZİ’

Çağlayan'da saat 16.00’da işçiler 10 dakika çay molasına çıkıyor. Gittiğimiz bir atölyede iki Moğolistanlı işçi ile tanışıyoruz; Hagi ve Çimge. Ortacı olarak çalışıyorlar. Çat pat Türkçesi ile anlaşmaya çalışıyoruz Hagi ile. Bir yıldır Türkiye’de. Moğolistan’da anaokulu öğretmeniymiş. Moğolistan’da ücretlerin çok düşük olduğunu, çalışmak için Türkiye’ye geldiğini anlatıyor. Eşi ve çocuğu Moğolistan’da. Çocuğuna annesi bakıyor. Hagi’ye Türkiye’deki çalışma koşullarını nasıl bulduğunu soruyoruz, “Zor değil ama yorucu” diye yanıtlıyor. 
Çimge ise 8 aydır Türkiye’de. Onun da bir çocuğu var, Moğolistan’da. 

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/EVRENSEL
Hagi-Dilan

Memnun musunuz Türkiye’de çalışmaktan?

Memnunuz, burada çalışmak iyi. Moğolistan’da çalışmak zor. 

Atölyede ayrımcı davranışlar var mı size karşı?

Başka yerlerde kötü davrananlar oluyor, ama bu atölyede ayrımcılığa uğramıyoruz. Özellikle kadın işçiler koruyor, kolluyor bizi. 

Moğolistan mı güzel, Türkiye mi?

İstanbul güzel. İstanbul’u çok seviyoruz...

www.evrensel.net
ETİKETLER Çağlayan