Abdülhamitlerin gölgesine karşı Ziyaların aydınlığı
Fotoğraf: İsmail Afacan/EVRENSEL

Abdülhamitlerin gölgesine karşı Ziyaların aydınlığı

Sherlock-Hamid’in Yönetmeni Berfin Zenderlioğlu, Yazarı Ahmet Sami Özbudak ve tiyatrocu Ali Rıza Kubilay, Evrensel'e konuştu.

İsmail AFACAN
İstanbul

Bakırköy Şehir Tiyatrolarında sahnelenen Sherlock-Hamid oyununda Abdülhamit’in baskıcı ve zorba yönetimi bir kez daha gözler önüne seriliyor. Bu kez biraz farklı. Bu farklılığın nedeni ise II. Abdülhamit dönemini, istibdada karşı mücadele etmiş ve bunun bedelini canını vererek ödemiş bir tersane işçisi üzerinden anlatıyor olması.

Oyunun başında ve sonunda izleyicilere şunu soruyor oyunun anlatıcısı olan tersane işçisi: “Ölmüş birinden masal dinlediniz mi hiç?” Oyunda dinlediğimiz masal bize o kadar tanıdık geliyor ki insanın canını acıtıyor. Oyun, 100 yıldır ülkeyi yönetenlerin işçiler karşısındaki tutumunun değişmediğini gösterirken, aynı zamanda zorbalara karşı direnenlerin de ortaya çıktığını vurgulamayı ihmal etmiyor.

İstibdat gölgesini hâlâ üzerimizde hissettiğimiz şu günlerde Sherlock-Hamid’in Yönetmeni Berfin Zenderlioğlu, Yazarı Ahmet Sami Özbudak ve oyunda Mithat Efendi karakterini canlandıran Ali Rıza Kubilay’la sohbet ettik. Dünü, bugünü ve sanatı... 

II. Abdülhamit dönemi anlatılırken genellikle ittihatçı itilafçı çekişmesine odaklanır. Bu oyunda ise farklı öznelere işçilere ve sanatçılara odaklanıyor. 

Ahmet Sami Özbudak: İstibdat dönemini araştırırken işçi ayaklanmalarının yavaş yavaş başladığı, halkın baskı altında yaşadığına dair dair bir sürü nota ulaştım. O dönemde II. Abdülhamit’in baskı rejimine karşı mücadele eden İttihat ve Terakkiciler de vardı. Ama dünyaya onların perspektifiyle bakmadığım için o dönemi beni en çok etkileyen işçilerden yola çıkarak anlattım. 

Oyun bazı tarihsel gerçekliklerle örtüşmekle birlikte, oyunun kurgusal yanı da ağır basıyor.

Berfin Zenderlioğlu: Tiyatronun dili farklı olmalı. Herkesin baktığı yerden bakmamamız lazım.  Sorguladığımız şey neyi baz alarak sahneliyorsak oradan bakmamız lazım. Eğer bir politikacının gözünden bakacak olursak, herkesin düşünebileceği yerden bakıyorsak aslında sanattan bahsedemiyoruz. İşin içine sanat girdiği zaman, bir şeyi yazayım ve sahneye koyayım dediğiniz zaman, başka bir dünya yaratıyorsunuz aslında. Hayal gücü devreye girdiği için daha kurgusal bir şey çıkıyor ortaya. Sanatın büyüsü devreye giriyor. Belki de  meseleyi tersinden hiç kimsenin beklemediği yerden bir işçinin gözünden bakmayı tercih ediyorsunuz. 

Oyundaki önemli karakterlerden biri Ziya...  Kimdir Ziya? 

Ali Rıza Kubilay: Osmanlı’nın kapitalizme açıldığı, II. Abdülhamit’in kendi servetini oluşturduğu yıllarda; temsil ettiği sınıfın değerlerini, özelliklerini taşıyan, onun gibi yaşayan,  maalesef onun sonucunu ölümle göğüsleyen önemli bir karakter. Bu nedenle Ziya karakteri oyunda bizim için çok kıymetliydi.

İsminin Ziya olması tesadüf değil herhalde... Bir gönderme var gibi...

Ahmet Sami Özbudak: “Işık” demek... İşçi sınıfını ışığı, aydınlığı manasında. Bir de kaynakları tararken o dönemin tarihsel figürlerine baktım. Ziya Paşa, Memduh Efendi, Mithat Paşa gibi kişiliklerin hikayelerini okudum. İsimleri oradan esinlendim. 

Ziya ölmesine rağmen oyunun içinde... Hüzünlü değil, güler yüzlü. 

Berfin Zenderlioğlu: Açıkçası metini okuduğum zaman Ziya karakteri beni baya bir düşündürdü. Tamamen bir ölü olarak koysanız oyunun ritmini değiştirebilirdi. Benim orada daha çok istediğim şey oyuna dahil olması ve oyundan kopmamasıydı. Sahnede eğleniyorlarsa onunda dahil olup eğlenmesi. Oyunun şimdiki zamanda geçekleşmesi oyuncunun buradan izleyiciyle bağ kurup aktarması artı bir yerde duruyor. 

Sanki verdiği mücadelenin arkasında  yaptıklarından pişman değil...

Berfin Zenderlioğlu: Pişman değil tabii ki. 

Oyunda Ziya’nın ağabeyi Mithat Efendiyi canlandırıyorsunuz. Mithat Efendi nasıl birisi?

Ali Rıza Kubilay: Aslında kendini sanatçı zanneden tam bir düzen savunucusu. Padişahla arasının bozulmasını istemiyor. Kardeşi Ziya aydınlanma ve bilinçlenme sürecine giriyor. Kardeşiyle sert tartışmalar yaşıyor. İlk başlarda onun bu mücadelesini değersiz ve anlamsız buluyor. Kardeşinin aydınlanma mücadelesini ve sınıfsal bilincinin gelişmesini istemiyor. 

Kardeşinin can vermesi onu çok üzüyor ve derinden etkiliyor. Mithat Efendi kardeşine karşı vicdanen rahatsız ve ona karşı borcu olduğunu düşünüyor. Borcunu da kendini iyi ifade ettiği sanatla yani tiyatroyla ödemek istiyor. Saraya gelen Sherlock Holmes için verilen bir davette kardeşinin cinayetini Abdülhamit’in önünde sahneleyebilme fırsatı buluyor.

Korkularını yeniyor Mithat Efendi ve kendi kabuğunu kırıyor . 

Ali Rıza Kubilay: Farkı yaratan kahramanlar değil sıradan insanlar bence... Mithat’ın bu güçsüzlüğüne rağmen, bu korkusuna rağmen, bu sinmişliğine rağmen bunu yapabiliyor olması beni etkileyen bir şey. Mithat’ı o yüzden çok sağlam bir karakter gibi canlandırmak istemedim. Çünkü Mithat zaafları olan bir insan, alkole zaafı var, başarısızlıkları var. Sahne üzerinde oldukça başarısız bir adam. Yaptığı işi beceremiyor. İyi bir tüccar değil, bir aile hayatı yok. Kendi kardeşinin başına gelen şey bu zayıf karakterin roketi oluyor. 

Berfin Zenderlioğlu: Kardeşinin yaşamının böyle sonuçlanacağını tahmin ediyor. Sonra kendisi de bir dönüşüm yaşıyor. Bunu da kendi sanatıyla yapıyor. Tek direniş alanı orası. Herkes direniş noktasını kendi alanından kuruyor. Ben tiyatro yapmazsam soluksuz kalıyorum. Sistemdi, aileydi şuydu buydu... Sen kendini ne kadar korumaya çalışsan da, istemeden de bir girdaba girersin. Oyundaki Mithat karakteri de böyle biraz. 

Oyunun finalinde Ziya haykırmaya başlıyor. Yaşadıklarını anlatıyor ve izleyenlere sesleniyor.  Biraz sloganvari ama güzel. 

Ahmet Sami Özbudak: Tiyatro aslında bir propaganda aracı değil ama benim, senin, arkadaşlarımın söylemek istediği şeyleri yarattığım karakterlere bırakıyorum. Bunlar onların lafları. Ziya’nın sözlerini yazarken Deniz Gezmiş’ten esinlendim. Son sahne insanlara propagandist gelebilir ama o benim duymak istediklerimi söylüyor.

Berfin Zenderlioğlu: Bazen bunlara ihtiyacımız var. Dönemini ve anını bilmek lazım. Başka bir dönemde olsaydık final sahnesi propagandist gelirdi. Ama ben böyle bir dönemde bunlara duymaya ihtiyaç hissediyorum. Umuda ihtiyaç hissediyoruz. Söylemek istediğimiz şeyleri başkasından duyduğumuzda cesaretlenip söyleyebiliyoruz. 

SEYİRCİYİ KÜÇÜMSEMEK UKALACA 

Oyunda bir şey dikkatimi çekti: İzleyiciye üstten bir bakış açısıyla yaklaşılmıyor. Özellikle politik oyunlarda seyirciyi küçümseyen bir tutum olabiliyor zaman zaman...

Berfin Zenderlioğlu: Seyirciyi küçümsemek ukalaca geliyor bana. Ben bir oyunda böyle bir tutumla karşılaştım. İzleyicilere  “Siz hep seyirci koltuğundasınız. Yaşananlara üçüncü sayfa haberi deyip geçiyorsunuz” diye sesleniyordu yazar.  Sen  yazar olarak bana ne sundun da izleyicilere seyirci kalmayayın diye sesleniyorsun. Ziya karakteri “O kadar insan ölüyor siz seyirci kalıyorsunuz, ben mücadele ettim siz etmediniz” şeklinde de konuşabilirdi. Bizim buna duymaya ihtiyacımız yok. Anlatmak istediğimiz şeyleri eşit mesafede söylemeliyiz.
Ahmet Sami Özbudak: Bu bir sanat, bir duygu işi yapıyoruz. Ben karakterlere ve insanlara yazar olarak tepeden bakamam. 
Ali Rıza Kubilay:  Ben de buna maruz kaldım. Senin güzünün içine baka baka insanlara ithamlarda bulunmak doğru değil. Tiyatronun görevi de bu değil.  Mücadele çatık kaşlı, azarlayarak anlatılmak zorunda değil. İşin içinde espri olmak zorunda, işin içinde güler yüz olmak zorunda. O yüzden Ziya güler yüzlü bir direnişçi. Sanatın iyileştirici gücüne inanıyorum, onun sahne üzerinden temsil edilmesine seviniyorum. 

GÖLGESİ HÂLÂ ÜZERİMİZDE

Oyunda Abdülhamit’i canlandıran bir karakter yok. Sadece gölgesi var. 

Ahmet Sami Özbudak: Çünkü asıl olan düzenlerdir, insanlar değil. Burada korku veren şeyin Abdülhamit’in kişiliği değil, onun gölgesi olduğu mesajı veriyoruz. 

Ali Rıza Kubilay: Gölgesi hâlâ üzerimizde.

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Nisan 2018 21:18
www.evrensel.net