Seçimler, seçeneksizlik ve seçenek
Fotoğraf: Mahmut Serdar Alakuş/AA

Seçimler, seçeneksizlik ve seçenek

İskender Bayhan, 24 Haziran'da gerçekleştirilecek erken seçimleri ve aday arayışları üzerine tartışmaları yazdı.

İskender Bayhan

Bir dönemdir “tek adam tek parti yönetimi” temelinde devam eden AKP-MHP ortaklığının “Cumhur İttifakı”yla güncellenmesinin ardından ilan edilen 24 Haziran seçimleri için takvim hızla işliyor. Genel oy hakkının olabildiğince güdükleştirildiği, OHAL yönetimi ve mini uyum paketiyle yapılan yasal düzenlemelerle seçim kuralları ve koşullarının olabildiğince antidemokratik hale getirildiği koşulların egemenliği altında gidiliyor seçime.

“Cumhur İttifakı”, seçimleri ve genel oy hakkını “Ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yeniden seçersiniz ya da ihanet, kaos ve ölümlerden ölüm beğenirsiniz” dediği bir İslam-Türk ruleti oyununun aracı olarak kullanıyor.

“Cumhur İttifakı”nın bu seçim kural ve koşullarıyla birlikte programı-platformu da açık. Bunu; 24 Haziran’da ‘Tek adam tek parti yönetimi’ temelinde gerici faşist bir politik sistemin inşasını hızla tamamlamak yönünde güçlü bir adım daha atmak; sermayenin en gerici, en şoven ve en saldırgan yönetimini ve devlet biçimini kurumlaştırıp yoluna devam etmek şeklinde özetleyebiliriz.

Bu durumda işçiler, emekçiler başta olmak üzere halk kitlelerinden çıkarmaları istenen ana fikir; “Seçenekler yok, tek seçenek var; o da “Cumhur İttifak”ının adayı Erdoğan’dır” şeklindedir. İstenen çıkarsamanın devamı da şöyledir: “Bunun dışında ne düşünürseniz düşünün seçeneksizsiniz!”

Diğer cephede yer alan güçler açısından ise geride bıraktığımız hafta, ağırlıklı olarak çeşitli ittifak ve aday seçenekleri üzerine tartışmalarla geçti.

İKİNCİ BURJUVA SEÇENEK ARAYIŞLARI

Bu çerçevede gündemde en çok öne çıkan konular, “Cumhur İttifakı”ndan rahatsız olan burjuva siyasi çevrelerin alternatif bir program, ittifak ve ortak aday arayışları/tartışmaları oldu. Arayış ve tartışmaların başını CHP ve SP çekti. Bu ikiliye İyi Partiyi de ekleyerek ilk turda, böyle bir seçenek ortaya çıkarılıp çıkarılamayacağı açısından sona gelinmiş görünüyor. Başta İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener olmak üzere, bu partilerin yetkililerinin açıklamaları dikkate alındığında, olağanüstü bir durum çıkmazsa, ittifak ve ortak aday konusunda bir adımın olmayacağını söyleyebiliriz.

Yapılan açıklamalara ve yürütülen tartışmalara bakıldığında, sistem açısından ikinci burjuva seçeneğin, tutarlı bir burjuva demokratik platform-program ortaya çıkarma ihtimali de görünmüyor. Varabildikleri en ileri ortak program ve uzlaşma platformu; “Tek adam tek parti yönetimine karşı çıkmak ve ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı parlamenter sisteme dönülmesini savunmak” şeklinde özetlenebilir.

Bu platformu daha da ileriye götürmek, demokratik haklar ve siyasal özgürlükler açısından çerçevesini ilerletmek ve HDP’yi de kapsamasını sağlamak için girişimler de oldu. Bunların başında Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu, Hak ve Adalet Platformu, Önce Demokrasi ve Yurttaş Girişimi gibi inisiyatiflerin çabaları, çağrıları yer aldı.

Belki zaman açısından henüz sona gelinmiş olunmayabilir. Ancak, gerek baskın seçimlerin ilanından önce, gerekse sonrasında geçen süreçte yürütülen tartışmalar ve ortaya çıkan sonuçlar dikkate alındığında, adı geçen partiler etrafında asgari talepleri içeren demokratik bir seçim ittifakı ya da tutarlı bir burjuva demokratik platform etrafında ortak bir ‘ikinci seçenek’ oluşması ihtimalinin olmadığını söyleyebiliriz.

GERÇEK ANLAMDA DEMOKRATİK BİR SEÇENEĞİN OLANAKLARI

İslam-Türk ruleti oyunu haline getirilmiş bir seçime doğru giderken, yukarıda özetlediğimiz tablonun toplumsal boyutunda ise; işçi ve emekçiler başta olmak üzere halk kitleleri içerisinde bir süredir -özellikle de şaibeli 16 Nisan referandumundan sonra- oluşan kamplaşma ve sıkışmışlık var. Öyle görünüyorki, gerek 24 Haziran seçimlerine giden süreçte gerekse seçim sonuçlarında ve sonrasında boy gösteren bu kamplaşma ve sıkışmışlık, sınıflar mücadelesinin sıcak gündemini oluşturmaya ve pratiğini baskılamaya uzunca bir süre daha devam edecek.

Bugün için, işçi hareketinin ve sınıfın bağımsız politik örgütlenmesinin gücünün mevcut düzeyi ise bu kamplaşma ve sıkışmışlığı sömürülen ve ezilen halk kitleleri lehine ters yüz edecek durumda değil. Elbette istenen ve asıl gerekli olan budur. Temel olarak ana güçler de bu alana yığılmak ve buradan güç biriktirerek ilerlenmek zorundadır.

24 Haziran seçimlerinde ve sonrasında bu anlayışa ve pratiğe hizmet edecek gerçek bir demokratik seçenek çıkarmak mümkün. BHH, EMEP, Halkevleri ve HDP başta olmak üzere emekten, barıştan, demokrasiden yana güçlerin öncülüğünde atılacak pratik adımlar bunu hızla sağlayabilir. Bugün açısından böyle bir seçeneğin oluşmasının tıkandığı noktalar ise esas oarak BHH’nin “sol-sosyalist seçenek” yaklaşımında, HDP’nin ise kendisi etrafında buluşulmasındaki ısrarları ve her ikisinin de; bunun dışındaki önerilere karşı isteksiz tutumları olarak öne çıkıyor.

Burada her iki anlayışı ve tutumu ayrıntılı olarak ele almak bu yazının sınırlarını aşar. Sadece, demokratik haklar ve siyasal özgürlüklere ilişkin acil talepler etrafında bir araya gelebilecek güçler ortadayken, kendi önerilerinin ve tutumlarının sınırlılıkları ve bunları politik-pratik olarak gerekçelendirmekteki ısrarlarının çok anlamlı olmadığını, dahası sonuç almaktan uzaklığını ve gereksizliğini hatırlatmak yeterli olacaktır.

KAÇIRILAN MİLATLAR VE FIRSATLAR

Seçimlere işçi ve emekçilerin acil ekonomik, sosyal, demokratik, siyasal hakları ve özgürlüklerini ifade eden talepleri içeren bir mücadele platformu temelinde demokratik bir ittifak ve ortak adayla gitmenin en doğru tutum olacağı gerçeğinin baskısıyla kalan süre içerisinde bu tıkanıklığın aşılıp aşılamayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Aşılamadığı koşullarda gerek 24 Haziran gerekse sonrası açısından parçalı ve bundan dolayı da etki gücü daha zayıf müdahalelerle ilerlenmek zorunda kalınacağı açıktır.

Elbette olumlu ya da olumsuz hiç bir sonuç ve verili durum her şeyin sonu değildir. Türkiye bir süredir sınıflar mücadelesinin güncel seyri ve değişkenleri içerisinde milat olabilecek dönemeçlerle yüz yüze kalıyor. Bu durum önümüzdeki günlerde, aylarda ve hatta yıllarda daha da keskinleşerek devam edecek.

Bu koşullarda sosyalistlere düşen sorumluluk ise işçi sınıfı başta olmak üzere, sömürülen ve ezilen hak kitlelerine sabırla gerçekleri anlatmak ve onların mücadelesini, örgütlenmesini ilerletmek olmalıdır. Demokratik ittifak arayışları ve oluşacak birlikler de buna hizmet ettiği ölçüde, yakın ve uzak gelecek açısından gerçek birer seçenek olarak anlamlı sonuçlar doğuracaktır.

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Nisan 2018 15:32
www.evrensel.net