1 Mayıs’a doğru Fransa’da neler oluyor?
Fotoğraf: Fransa Hükümeti (CC BY SA 3.0))

1 Mayıs’a doğru Fransa’da neler oluyor?

Fransa'da Macron saldırganlaşıyor, işçiler ve gençler mücadeleyi büyütüyor. 1 Mayıs'a gidilen süreçte ülkede neler oluyor?

Deniz UZTOPAL
Paris

Emmanuel Macron 7 Mayıs 2018’de Fransa cumhurbaşkanı olarak iktidara gelişinin birinci yılını kutlayacak. Bundan tam 18 ay önce iktidara gelmesinin çok zor olduğunu kendisi de biliyordu. 2012’den bu yana Eski Cumhurbaşkanı François Hollande’ın etrafında devletin en yüksek ve en dar çevrelerinde olmuş ve 2017 seçimlerine de ülkenin en zenginlerinin adayı olarak bir program hazırlamıştı. Fakat bu kulvarı kendisinden önce dolduran başka “koşucular” da vardı, üstelik kimilerinin kazanma ihtimalleri ona göre çok daha yüksekti. Fakat egemen sınıfların kendi aralarındaki çatışmaları kamuoyunda genel kabul gören sonuçların beklendiği gibi olmayacağını gösterdi. Devletin başında bulunan “adaylar” (Dönemin Cumhurbaşkanı Hollande ve Başbakanı Manuel Valls), muhalefet partilerinin en önde gelen liderleri (Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Eski Başbakanlar François Fillon ve Alain Juppé) teker teker elendiler. Kuşkusuz her birinin elenmesinin ayrı bir hikayesi var, fakat tümünün ortak yönü, Fransız mali sermayesinin dünyadaki altüst oluşlara bağlı olarak iç siyasi arenada yenilenme arzusuydu.

Bugün ise Macron, iktidarının birinci yıl dönümünü güçlü bir sosyal hareketle karşı karşıya olduğu koşullarda kutlamak zorunda. İşçi ve emekçiler, sendikal konfederasyonlar Macron ve hükümetinin bir yıl içinde gündeme getirdiği saldırıları püskürtmenin yolunu arıyor.

ZENGİNLERİN CUMHURBAŞKANI

Geçen bir yıllık sürede işçi, emekçi ve gençlerin önemli birçok hakları kısıtlandı. Örneğin yayın çizgisiyle liberalizmin sözcülüğünü yapan günlük ekonomi gazetesi Les Echos’nın hazırladığı uzun dosya büyük övgüler eşliğinde Macron’un bir yıl içinde tam 25 “reform”u hayata geçirdiğini ve daha onlarcasının da hazır beklediğini yazdı. İstisnasız bunların tümü vatandaşın özgürlüklerini kısıtlayan, işçi ve emekçilerin asırlık haklarını budayan, zenginlerin servetlerine daha fazla servet katan, patronların daha rahat sömürmesinin önünü açan “reformlar”dır. 2007’de Sarkozy’nin, 2012’de Hollande’ın iktidarı döneminde zaten büyük oranda saldırılara maruz kalan işçi emekçiler, ilk defa Macron döneminde bu kadar kısa bir süre içerisinde ve bu kadar kapsamlı saldırılara maruz kaldılar. Macron’un bir yıllık iktidarı döneminde Fransa’da, tüm insan hakları örgütlerinin deyimiyle, “sürekli OHAL”e geçildi. Ardından resmi olarak OHAL kaldırıldı, ancak içerdiği özgürlük kısıtlamaları yasallaştırıldı. Toplu işten atma kolaylaştırıldı, esnek çalışma yaygınlaştırıldı, sendikal temsiliyet altüst edildi. Zenginlere milyarlar dağıtılırken, öğrencinin, emeklinin, memurun, işçinin cebine göz dikildi. Kamu hizmetinin hali vahim, hastane emekçilerinin çalışma koşulları o kadar kötüleşti ki hastanenin kendisi artık hasta oldu. Üniversiteler yeni gelen gençleri kucaklayamaz hale geldi, Macron’un “çözümü” ise üniversite kapılarını emekçi evlatlarının önemli bir kısmına kapatma oldu. Üstelik kendisinden önceki tüm cumhurbaşkanlarından farklı olarak Macron elini çabuk tutma adı altında sürekli kanun hükmünde kararnamelere başvuruyor.

DIŞARIDA DAHA DA SALDIRGANLAŞTI

Macron’un içerde yürüttüğü gerici politikalar madalyonun sadece bir yüzü, bunun bir de dış politika yüzü var.

Macron, 2012’den itibaren Fransa’nın Afrika ve Ortadoğu’ya yönelik gerçekleştirdiği tüm emperyalist askeri müdahaleleri desteklemişti. Bir yıllık iktidarı döneminde Fransız ordularının bulunduğu tüm askeri cephelerin en ileri savunuculuğunu yaptı ve birkaç hafta önce de ilk askeri müdahale emrini verdi. Fransız savaş uçakları, ABD ve İngiliz savaş uçaklarıyla birlikte Suriye’yi bombaladı. Gerekçe hep aynı: “Esad katili halka karşı kimyasal silahlar” kullandı. 2013 yaz aylarında da Fransa, ABD ile birlikte aynı gerekçeyle bombalama teşebbüsünde bulunmuş, fakat dönemin ABD Başkanı Obama’nın geri adım atmasıyla planlar ortada kalmıştı. Bu sefer Macron, Hollande’ın yapamadığını, yakın “dostu” Donald Trump’la birlikte yapabildi.

Fakat Suriye üzerinden başta ABD ve Rusya olmak üzere emperyalistler arasında bir dalaşın olduğu, halkların bundan hiçbir çıkarının olmadığı bugün açısından çok daha net görülüyor. Fransa da bölge haklarının çıkarlarını değil, kendi gerici hegemonyasını savunuyor. Trump ile Macron’un “İran nükleer anlaşmasını” tekrar masaya yatırmak ve yeni bir plan için harekete geçtiklerinin ilan edilmesi de bunun ifadesinden başka bir şey değil.

2013 yılında Fransa’nın olası bir askeri saldırısına utanarak da olsa evet diyen kimi siyasi sol odaklardan kimse bu sefer Macron’un diğer emperyalistlerle Suriye’ye saldırmasına destek çıkmadı, tabii bir önceki dönem iktidar partisi olan Sosyalist Parti dışarıda tutulursa.  

AÇTIĞI SAVAŞ CEPHELERİNDE ZOR DURUMDA

Bu arada Macron, Suriye’ye saldırdı fakat burada Fransa açısından iki büyük zayıflık var: Bir yandan Fransa burada tek başına hareket edecek güçte değil ve eli-kolu ABD’ye bağlı, diğer yandan ise açtığı diğer savaş cepheleriyle, özellikle de Mali’de başı büyük belada.

14 Nisan’da Tombuktu şehrinde cihatçı güçlerin Birleşmiş Milletlerin bir askeri üssüne saldırması ve 4 saat süren bir çatışmaya girmeleri ülkedeki güçlerine olduğu kadar Fransız ordularını bekleyen zor sürece işaret ediyor.

Fransız orduları şimdilik bu ülkedeki askeri üstlerini korumaya devam ediyor fakat durumların eskisi gibi rahat olmadığı, yeni maddi olanakları zorunlu kıldığı gibi Fransa’nın orta vadeli hesaplarını gözden geçirmeyi zorunlu kılması neredeyse kaçınılmaz. Temmuz ayında Macron’un ordunun bütçesinin arttırılmasını açıkça savunan genelkurmay başkanına açıktan bir “fırça” çekmesi ve istifa ettirmesine bu pencereden bakmak gerek.

‘FRANSA GERİ DÖNDÜ’ ÇIKIŞI

MACRON, ocak 2018’de dünya sermayesinin toplantısı olarak bilinen Davos zirvesinde “France is back” (Fransa geri döndü) diye haykırmıştı. Fransa’nın geri dönmesi demek onun ağzında artık dünya politikasında daha saldırgan bir Fransa’yı yaratmak istediği anlamına geliyor. Macron, diğer emperyalistler lehine dünya sahnesinde güç kaybetmekte olan Fransız emperyalizmini tekrar canlandırmak, büyük sancılar içerisinde yeniden inşa edilen bir dünya düzeninde aslan payı olmasa da en azından önemli bir pay almanın hesaplarını yapıyor. Bunun için kuşkusuz kısa, orta ve uzun vadeli ittifaklar, ortak planlar gerekiyor. Örneğin en kısa süre içerisinde AB’yi tekrar canlandırmanın hesaplarını yaparken Birlik’in “paslanmış” mekanizmalarının peşinde koşma değil, başta Almaya olmak üzere üç-beş güçlü ülke ile birlikte oluşturacakları ve gerektiğinde hızlı hareket edebilecek mekanizmalara sahip bir “lokomotif” oluşturma planı yapıyor. Bu “yeni iş birliği” ise esas olarak “Avrupa savunması” meselesi, yani emperyalist saldırganlık üzerinden olması gerekiyor. Fakat Merkel’in Almanya seçimlerinden zayıflayarak çıkması, uzun süre hükümet kuramaması, daha da önemlisi Macron’la tam olarak aynı görüşü paylaşmamasından da kaynaklı bu hesapların hayata geçmesi şimdilik başka bir zamana ertelendi. Bu arada Macron’un Fransası’nın diplomatik ilişkilerini de “tazelemesi” gerekiyordu.

‘DÜNYA LİDERLERİYLE’ İLİŞKİLER

Fransa’nın genç cumhurbaşkanı, Fransız emperyalizmi açısından “değerli” bulduğu dünyanın diğer liderleriyle de ilişkileri “canlandırma” girişimlerinde bulundu ve onları Paris’e davet ettiğinde egolarını kaşıyacak görkemli bir karşılama tertipledi: ABD Başkanı Trump’ı Eyfel Kulesi’nde yemeğe, ardından da 14 Temmuz Ulusal Bayram’da Şanzelize’de gerçekleşen askeri geçit törenine davet etti. Rusya Başkanı Putin’i ise Fransa’nın Kraliyet Şatosu Versay’da karşıladı. Hindistan Başkanı Narendra Modi’yi Zafer Anıtı’nda, Suudi Arabistan’ın Gelecek Kralı Muhammed bin Selman’ı ise Louvr Müzesi’nde karşıladı. Neredeyse hiçbir AB ülkesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılamaya yanaşmazken, Macron Türkiye’nin stratejik konumunu göz önünde bulundurarak kırmızı halıyla Elize Sarayı’nda karşıladı…

Aynı şekilde Macron, ABD Başkanı Trump’ın ilk resmi devlet ziyaretçisi olarak önemli bir karşılamayla ABD’ye uçtu. Birlikte büyük bir “dostlukla” düzenledikleri basın toplantısında iki ülkenin Suriye, Iran ve genel olarak Ortadoğu politikalarında anlaşabildiklerini ilan ettiler.

1 MAYIS 2018 GÜNÜ SON YILLARIN EN ÖNEMLİ GÜNLERİNDEN BİRİ OLABİLİR

MACRON’un bir yıllık iktidarı gerek iç politikada gerekse de dış politikada sermaye lehine yoğun geçen bir yıl oldu. Art arda gündeme gelen sosyal saldırıların onaylanması, çoğu zaman meclisin devre dışı bırakıldığı devlet yönetme yönteminin saldırıların süresini büyük oranda hızlandırması, tüm sermaye çevrelerinin belirttiği memnuniyet, ülkenin içine girdiği ekonomik kalkınma süreci, muhalefet güçlerinin içine düştükleri siyasi krizlerden tam olarak bir türlü çıkamamaları, sendikal cephenin bölünmesi ve tüm saldırılara karşı biriken tepkilerin bir türlü güçlü bir mücadeleyle birleşememesi, Fransa’nın genç cumhurbaşkanının saldırıların dozunu arttırmasına, öz güvenini pekiştirmesine olanak sağladı.

RÜZGAR TERSİNE DÖNEBİLİR

Fakat rüzgarı ters çevirecek sürecin beklendiğinden daha hızlı olabileceğine işaret eden unsurlar da birikiyor. Hele de devrimci geleneğe sahip ve içerisindeki mücadeleci öznelerin güçlü olduğu bir işçi sınıfının bulunduğu Fransa’da...

1968 işçi ve gençlik hareketlerinin bu yıl 50. yılı kutlanıyor ve hatırlatmak gerekir ki, dönemin güçlü hükümetini sarsan, işçi ve gençlerin büyük kazanımlar elde ettiği bu hareketin patlak vermesinden tam 6 hafta önce ülkenin en prestijli gazetelerinden Le Monde’un Siyasi Editörü ve Birikimli Gazeteci Pierre Viansson-Ponté, “Fransa’nın hareketsizlikten canı sıkılıyor…” başlıklı bir makale yayımlamıştı.

Tarihin diyalektiği öyle ki, okumasını bilen açısından hareketsizliği değil, patlamaya gebe bir birikimin evrimine işaret eder. Bugün Macron açısından da bu sürecin giderek hızlandığı belirtilebilir. Bunu kendi siyasi cephesinin zayıflıklarıyla, dış politikada gelişme seyrinin öngörülmesinin zor olması ve her şeyden de önemlisi tüm hesaplarını altüst edebilecek bir toplumsal hareket ihtimali durumuyla açıklanabilir.

HAREKETİN ZAYIFLIKLARI

Bir yıl içinde gündeme gelen onlarca reforma karsı emekçiler cephesinden irili ufaklı onlarca mücadele yürütüldü fakat şu ana kadar Macron ve hükümetine geri adım attırılamadı. Bunun kuşkusuz birçok nedeni var. 1 yıl içinde onca saldırı gündeme geldi, fakat bunların aceleye getirilmiş olması geniş emekçiler içinde, sonuçlarının ne olacağının tam anlaşılamamasına ve beklentiye girilmesine neden oldu. Demir yolu işçileri, bu durumu göz önünde bulundurarak sürekli ve süresiz bir grev yapmanın yerine 3 ay boyunca 5 günde bir 2 gün grev yapma kararı verdi. Böylelikle haziran sonuna kadar 2 gün grev, 3 gün iş günü, tekrar 2 gün grev vs… diye bir takvim belirlendi ve kamuoyu ile de bu paylaşıldı. İlk defa denenen bu grev yönteminin ne kadar etkili olacağını izleyerek göreceğiz fakat grev günlerinde harekete katılan işçi oranının düştüğü açık. Uzun soluklu yürütülmek amaçlı planlanmıştı, fakat etkisi sınırlı olmasına bağlı olarak hükümete geri adım arttırma olanağı sınırlı.

SENDİKAL BÖLÜNME AŞILMALI

Diğer yandan sendikal cephede yaratılan bölünmeler daha aktif, etkili ve yaygın bir çalışmanın yapılabilmesini engelledi. Buna bir de en büyük memur sendikası FSU ve en büyük üçüncü konfederasyon FO’nun kongrelerini ve bu süreç içinde yakıcı iç tartışmaların yaşandığını da eklemek gerek. Sendikal cephedeki bu çatlaklar güçlü ortak bir mücadelenin yürütülememesinin en önemli nedenlerinden birisi oldu. Sadece ayda bir ulusal mücadele ve grev günü çağrısı yapılabildi.

22 Mart ve 19 Nisan’da gerçeklesen grev ve gösterilere yüz binler katıldı fakat sendikaların mesafeli olması mücadelenin dinamiklerini kıran bir faktör oldu.

1 Mayıs, 5 Mayıs ve 22 Mayıs günlerinde de büyük gösteriler olacak fakat maalesef bu gösteriler -şimdilik- tepkileri boşaltmaya yönelik rol oynuyor. Kuşkusuz CGT Konfederasyonu önemli ve ilerici bir rol oynayarak var olan tüm mücadeleleri ortak zeminde birleştirme girişiminde bulunuyor ve fakat hareketin ilerlemesinde her şey iradeye bağlı olmadığı gibi son yıllarda daha mücadeleci bir çizgiye kaymasına karşı hükümet cephesinin hedef tahtasına konulmasının tüm zorluklarını göğüslemesi gerekiyor.

MÜCADELELERİN BİRLEŞMESİ GEREKİYOR

Tüm bu zorluklara rağmen Fransız işçileri, emekçileri ve gençliği sokaklara inmeye devam ediyor. Farklı ekonomik kesimlerde grevler devam ediyor: Devlet demir yolları, Air France hava yolu işçileri, Carrefour işçileri, Paris temizlik işçileri, öğretmenler, liseli ve üniversiteli öğrenciler vs… kendi talepleri için uzun soluklu bir mücadele yürütmenin koşullarını yaratmaya çalışıyorlar. Tüm bu kesimlerde birleşme gerektiği yönlü düşünceler öne çıkmış olsa bile, şu ana kadar mücadeleler sektörel kalmaya devam etti. Böyle olunca hükümet eylemlere; grevlere, üniversitelere polis göndermeye başladı.

Özellikle de üniversiteli gençliğin yükselen mücadelesini kırmak hükümet açısından her zamankinden daha acil bir duruma ulaştı.

1 Mayıs, tüm bu mücadele eden sektörlerin bir araya gelecekleri, mücadeleyi ortaklaştırabilecekleri, birbirleriyle dayanışacakları bir gün olacak. İşte bundan dolayı belki de 2018 1 Mayısı, tüm bu nedenlerden, dolayı son yılların en önemli mücadele günlerinden birisi olacaktır.

MACRON’UN PARTİSİNDE İŞLER ÇOK İYİ GİTMİYOR

Cumhurbaşkanı Macron’un partisi LREM, çok genç bir parti olmasından kaynaklı olarak, bir iktidar partisinde olması gereken işleyişin örgütsel yapılarına henüz sahip değil. Meclis grubunu oluşturan 308 milletvekilinin önemli bir kısmı bir yıl içinde o kadar pasif kaldılar ki, daha acemilik dönemini bile atlatamadılar, partilerinin çizgisini olması gerektiği gibi savunamaz bir pozisyondalar. Tersine, gündeme gelen yasa tasarılarına karşı Meclis grubu içerisinde tepkiler giderek daha görünür oluyor. Örneğin partinin Meclis grubunda ilk defa 20 civarında milletvekili onca iç tehdide rağmen “mülteci ve göçmenlik” yasasını onaylamamak için çekimser oy kullandı, birisi ise “hayır” oyu kullanarak gruptan istifa etti.

Buna bir de, bir yıl içinde gerçeklesen 5 “ara milletvekili seçimi”nin 4’ünü Macron’un partisinin kaybettiğini ve dolayısıyla bu acemi milletvekilleri içerisinde kamuoyunda oluşan tepkilerin daha fazla etki yaratacağını eklemek lazım. Mayıs 2019’da gerçekleşecek AB Parlamento seçimlerini Macron, AB’nin yeniden “canlandırılmasının” bir vesilesi olarak değerlendirmek istiyordu fakat burada alınacak bir yenilgi Macroncu partinin çatlaklarını daha da büyütecektir.

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Nisan 2018 15:53
www.evrensel.net
ETİKETLER FransaMacron