Hayatın Sesi TV davası ertelendi
Fotoğraf: Uğur Cevher Zengin/Evrensel

Hayatın Sesi TV davası ertelendi

OHAL KHK'sine dayanılarak kapatılan Hayatın Sesi televizyonunun davası 19 Eylül 2018'e ertelendi.

Uğur Cevher ZENGİN
İstanbul

OHAL KHK'sine dayanılarak kapatılan Hayatın Sesi televizyonunun aynı anda hem IŞİD hem PKK hem de TAK proragandası yapmakla suçlandığı davanın dördüncü duruşması görüldü.

Duruşmaya, Cam Keramik-İş Genel Başkanı Birol Sarıkaş, DİSK Gıda-İş Marmara Bölge Temsilcisi İbrahim Kızılyer, Liman-İş Örgütlenme Uzmanı Sinan Ceviz, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Mali Sekreteri Mustafa Kuleli, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Türkiye Temsilcisi Özgür Öğret, Evrensel Gazetesi Haber Müdürü Ercüment Akdeniz, Emek Partisi (EMEP) İstanbul il yöneticileri de katıldı.

“Zincirleme şekilde örgüt propagandası” yaptıkları suçlamasıyla ayrı ayrı 13 yıla kadar hapisleri talep edilen televizyonun sahipleri Mustafa Kara ve İsmail Gökhan Bayram ile Genel ve Sorumlu Müdürü Gökhan Çetin hakim karşısına çıkarak savunmalarını yaptı. Mahkeme heyeti avukatların ek süre talebi üzerine duruşmayı 19 Eylül 2018’e erteledi.

'HALKIN HABER ALMA HAKKINI SAVUNDUK'

Sorumlu Müdür Gökhan Çetin, “(Hayatın Sesi) kuruluş sürecinden kapatıldığı güne kadar şiddete ve teröre karşı oldu. İddianamede geçen olaylarla ilgili şiddet ve terörü öven herhangi bir yayınımız yoktur. Tersine yayın ilkelerimiz gereği insani değerlere sahip çıktık. Ölümlerin karşısında yer alan bir yayın çizgisi benimsedik. Halkın haber alma hakkını savunduk. Bu çerçevede yayın çizgisi güttük. Bunun yargılamaya sebep olacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum” şeklinde konuştu.

‘SUÇLAMALAR GERÇEKÇİ DEĞİL’

Televizyonun sahiplerinden İsmail Gökhan Bayram, “İddianameye konu yayınlar sıcak ve kamuyu ilgilendiren yayınlar. Bu yayınlarda yetkilileri eleştirmek kamu yayıncılığının görevi. İddianamede farklı farklı terör örgütlerinin propagandasını yaptığımız iddiası mantıklı değil. (Hayatın Sesi) Yayın hayatı boyunca yaşamın yanında olup ölümün karşısında olmuştur. Yayınlarımız düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır. Televizyonun yönetim kurulu üyelerindenim. Televizyonun ortaklarından biri olarak tüm yayınları takip etmem zaten mümkün ve gerçekçi değil. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi 2009'da bunun sahiplerin sorumluluğu olmadığını belirterek yasak eylemlerin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde basın yayın organlarının sahiplerinin salt bu nitelikleri nedeniyle cezalandırılnasını anayasaya aykırı bulmuştur.  İddianamede Yönetim Kurulu Üyesi olmam dışında başka veri yok. Dava dosyasında ise Hayatın Sesi'nin ortağı olmam dışında bir bilgi ya da kanıt yok. Suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum." ifadesini kullandı.

‘YÖNETİM KURULU SORUMLU DEĞİL’

Duruşmada savunmasını yapan Mustafa Kara, “Televizyonlar yasayla kurulur. Ben yönetim kurulu başkanıyım. Bana, yayınlardan ötürü bir sorumluluk yüklenmiyor. 5 canlı yayınla ilgili bilgiler var ama sanık olarak benim adım geçiyor. Benim suça iştirak ettiğime dair herhangi bir iddia yok. Niye ben sanık olarak buradayım? Bu yayınların başında değilim, iddianamede öğrendim. Yasaların vermediği sorumluluğu taşımam neden bekleniyor? Suçla benim aramda illiyet bağı kurulması gerekiyor, bu yok. Beraatimi istiyorum" dedi.

‘KANUNLAR OKUNMADAN İDDİANAME DÜZENLENMİŞTİR’

Avukat Devrim Avcı ise “Böyle davalarda kişi, ifade özgürlüğünu kullandığı için cezalandırılıyor. Özellikle bu dosyada da alenen ortaya çıkmıştır. Kanunlar okunmadan iddianame düzenlenmiştir. Ceza kişiseldir. Sorumlu müdür ve programa yonetene aittir. Ayşe Çelik nasıl cezaevine girdi, kanaldye nasıl ceza verilemdiyse bu davada da böyle bir uygulama kanuna aykırıdır. Bizim siyasi iktidarimiz sadece alkış istiyor. Herhangi bir eleştiri istemiyor bu dava da bunun pratik yansımasıdır" şeklinde konuştu.

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Nisan 2018 15:51
www.evrensel.net
ETİKETLER Hayatın SesiOHAL