Belma Fırat’la ‘Bugün Anne Gibi Değilim’*
Kapak: Bugün Anne Gibi Değilim

Belma Fırat’la ‘Bugün Anne Gibi Değilim’*

Nalan Çelik, Belma Fırat'ın 'Bugün Anne Gibi Değilim' adlı ilk öyküsünü kaleme aldı.

Nalan ÇELİK

Belma Fırat, “Bugün Anne Gibi Değilim” adlı ilk öyküsünde, Ece adlı karaktere “Bugün ben / Anne (n) gibi değil (miy) im?” diye bir soru sordurur. Soru, kitaptaki öbür öyküleri de kapsayan, varoluş olanaklarını kısıtlayan toplumsal cinsiyet yaşantılarına, “kimlik-kişilik”lere, yakıştırılan “sıfat”lara, iç içe geçmiş sorgulamanın başlangıcıdır.

Cemal Süreya şiirindeki “sıfat”larla sürdürelim; “Küçük anne, kelepir kız/ bir şey söyle bana/ bana bir laf et ki binlerce/ onbinlerce görüntü anlatamasın.”(1) Kadın hamile kaldığında kelepirdir. Ece karakteri, oynayan defterler halinde görüntüleri uzatıverir. “Memelerini fora eden şeffaf bluzu, düğmeleri pervasızca açılmış, siyah beyaz çizgili, ‘business style’ ceketi, belinde kalın kemeri -ah o kemer, Facebook’da, Instagram’da peşine düştüğü günlerin sonunda ne yakışıklı tasma olacaktı genç adamın boynunda. Erkin fallusunu kuşandım, şefkatle” diyen Ece, Çağlar’ı fallus olmaktan caydırma sığınağıdır. “İçindeki erkeği öldürsün, zebella gibi göğsüne çöreklenip yaşattığı cehennemden bir cennet çıkartsın. Çünkü biliyor, cennet anaların ayakları altındadır.” 

Ece, “içindeki merhametli, direngen anneye, onu hiç mi hiç sevmeyen, fedakârlığının zerresini hak etmeyen küçük serseriye defolup gitmesini söyleyemediği için kızıyor.” Çağlar fallus olmak için kadınlara gidecekken, Ece düşür; “Çünkü bu evden çıkış yoktur! Elbette biliyor bunu ama dayanabildiği kadar, bir sonraki yoksunluk krizine kadar kaçacak.” Çağlar biliyor, Ece’nin, anne gibi olmaktan caymayacağını, kapıdan çıkarken anımsatıyor. “Geri dön! Her şey affedildi.” Kadınlığını unutmuş kadınlar, fallusluğunu azdırdığı erkek, toplum, eril siyasete, annelik bir kimlik, siz kimlik sorucu değilsiniz, ben kişiliğim, fallus olmayacağım, defolun diyene değin. Babayla anne olma arasında kalıp; “geçirip çizmelerimi ayağıma,/ kemerimi, kamçımı kuşanıp” diyerek Ece olma yolundaki kadına, fallusunu Ece’lerde dinlendirenlere Adorno anımsatır; “Dişil kişilik, tahakkümün negatif kopyasıdır. Bu yüzden aynı ölçüde kötüdür. Nietzsche’nin Hıristiyanlığın dişil doğa imgesini eleştirmeden devralması, sonunda düşüncesini burjuva toplumunun emrine sokmuştur. Kadından söz ederken ‘Dişi’ demek gafletine düşmüştü. ‘Kamçıyı hiç elden bırakmayın’ öğüdü bunun doğal uzantısıdır. Dişiliğin kendisi kamçının ürünü, kamçı efekti değil midir? Dişil karakterin yüceltilmesi onu taşıyan herkesin alçaltılması demektir.”(2)

KORDON TASMA

“Yenidoğan Endişesi” öyküsünde cins ayırımı, anne karnında başlar. Teknoloji bebeğin cinsiyetini armağan ederken, bebeğin adı bellidir. Kadınlar İrem hakkında karar veriyorlardır. İrem’in yaşantısı film şeridi gibi duyurulur anne karnı sıcaklığına. Oda pembe-beyaz hazırlanır. Dişi-erkek, dayatılan renk. Lezbiyen, gey fikri korkunçtur. İrem’in okulu, ilgileneceği sanat, seçmesi gereken oyunlar. İrem doğmak istemez. Anneyi sezeryana alırlar; “Annem dışında bir varlık. İlk defa. Dokunuyor bana. Güçlü parmaklarıyla kavrıyor. Çekiyor. Dolandığım kordon, tasmam. Hâlâ boynumda. Ölümüne asılıyorum. Sıkıyor sıkıyor. Çıkıyorum.”  İrem’in kordonu, Ece’nin belinde erkeğe tasma olma rolünde hazırlanmıştır.

AYİNDEN ÖNCE 

Eril tahakküme göre kadına kırmızı, kızlık zarı yırtılmasında, kanla yakışır. Kırmızı oje, ruj, topuklu pabuç, avlandığı dönemi anımsatır. Av olarak gördüğü kadında, beyaz gelinliğin belinde kırmızı bakirelik kurdelesi, kınadan fazlası orospuluktur. Orospuluk mesleğini savaş-ticarete kaynak, moral olsun diye, eril sistem yaratmış olsa da kırmızı, “namusum-emanetim” denilen kadına yasaktır. “Kırmızı” adlı öykü ön sevişme görüntüleriyle başlar. Ayakları küçük erkek, “erkek gibi” olabilmek için iki numara büyük çizmesiyle oturduğu kanepeye kadını çağırır, çizmelerini çıkarttırır. Kadın, ayakların güzelliğinden söz etmek ister, edemez. Kadın erkeğin parmaklarını ağzına aldığında, ayaklar kadının göğsünü ezer. Sevişme sanılan haller sonrası ojeli ayaklar göründüğünde, kükreyerek; “Sana kırmızı sürme demedim mi? Cici kızlar kırmızı oje sürmez.” Sivri topuklu terlik erkeğin işkence aracına dönüşür. Kadın, bedenini satan annesini taklit ediyordur. Eril zihniyet küçük ayak, küçük fallus, kadınları birçok şeye bölüp, rol verip külbastıya çevirdiği kadınla sevişme erkini elinde tutuyormuş rolü alırken; “Hiçbir zaman ‘cici kız’ olmayacağım. Yumuşamaya başlamış olan kara gözlerinin içine bakıyorum. Daha ne kadar ileri gidebilir? Bilmiyorum. Ve korkuyorum. Kendimden.”

KULAKTAN KULAĞA

“Kulaktan Kulağa” öyküsünde, kırmızı rujlu kraliçe, “Bir Tuvalet Hikâyesi”nde zincirli kemerle sevişen, “Damardan” öyküsünde “Bağyan, abla”yı bekleyen, “Torso”da Sayborgların Afrodit’i, sıfırlanmak ister. “Kötülüğün hakikatini huzura getirme uğruna katlanılan aşağılanma. Sıfırlanma ve tam o hiçleşme anında ilahi adaletin açığa çıkacağı, madun olanın şifa bulacağı umuduyla muktedirin yüzüne tutulan ayna.”

Sıfırlanma tamamlanamadığında; “Varsa kudretin, diz çökerim önünde hemen/ tasmam boynumda/ zincirini elinde tut/ dolaştır beni sokak sokak.” Fırat,  ayine son verebilmek için, çağın ritmini yakalayarak, kapitalist eril sistemin ışık hızına yetişmeye çalışan, insan kıyımını sezdirmek, hadi kadınlar; insanlık ve güzellik için diyerek ilerliyor. Zincir, kordon güzellik nesnesi, insan güzellik öznesi görülünceye değin; “Çıkar gözetmeden seyredilen nesnenin-öznenin, zevk verme nedeni, bir zamanlar en şiddetli çıkarlara seslenmiş, bu yüzden sakince seyredilememiş olmasıdır. Seyredebiliyor olmak, aydınlanmış öz-disiplinin zaferidir.”(3)     

Dipnotlar:

*  Belma Fırat, Bugün Anne Gibi Değilim, Notabene Yay, İst. Şubat 2018

(1)- Cemal Süreya, Sevda Sözleri, 
YKY Yay. İst. 2009, “Küçük Anne” adlı şiirden, s, 253
(2)- Theodor W. Adorno, Minima Moralia, Çev: Orhan Koçak-Ahmet Doğukan, Metis Yay. İst. 2002, s, 98-99
(3)- Adorno, A.g.e, s, 232

www.evrensel.net
ETİKETLER Belma Fırat