Avrupa’nın değil, Suriye halkının çıkarına dayalı bir çözüm
Fotoğraf: İnci Gündağ/AA

Avrupa’nın değil, Suriye halkının çıkarına dayalı bir çözüm

Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta, 14 Nisan'da ABD, Fransa ve İngiltere tarafından Suriye'ye yönelik yapılan hava saldırısı yer aldı.

ABD, Fransa ve İngiltere’nin 14 Nisan’da Suriye’ye yönelik saldırısı bu hafta içerisinde en fazla gündeme gelen konularından birisi oldu. BM’nin ve hatta ulusal meclislerin bile onayı olmadan yapılan bu askeri müdahaleden sonra operasyonun “haklılığını” savunmaya çalışan hükümet ve sözcülerine karşı tavırlar alındı. Fransa’da Ulusal Meclisde bulunan 5 muhalefet partisi -tümü farklı nedenlerle- Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un saldırı kararına açıktan karşı çıktı. Ülkenin en etkili gazetelerinden Le Monde, başyazısında genç Cumhurbaşkanının yüz yüze kaldı bu bölünmüşlüğe dikkat çekti. 

ALMANYA YENİDEN İNŞADA ROL İSTİYOR

Almanya, savaş sonrası Suriye’nin yeniden inşasında etkin rol almak istiyor. Bunun için Rusya ve hatta Esad ile görüşmeye hazır. Ancak Merkel, Rusya ile ABD arasında arabuluculuk yaparak, dosta düşmana Almanya’nın dünya çapında süper güç olduğunu göstermeyi de planlıyor.

BATI SURİYE’DEN ÇIKARSA SORUN ÇÖZÜLEBİLİR

İngiltere Başbakanı Theresa May, parlamentonun açılışını beklemeden Suriye saldırısını onaylamıştı ve bu hafta parlamentoda saldırının insani bir gereklilik olduğunu iddia etti. Savaşa Karşı Koalisyondan (Stop the War) Shabbir Lakha, Batı’nın Suriye’de hiç bir zaman elini çekmediğini, bu yüzden durumun ağır olduğunu ve Batı’nın Suriye’de çıkmasıyla sorunun çözümlenebileceğine dikkat çekti. 


BATININ SURİYE’DEKİ EYLEMSİZLİK MASALI

Shabbir LAKHA
Stop the War

“BİR şey yapmamanın (kötü) sonuçlar var”. Suriye’ye askeri müdahale konusu söz konusu olduğunda sürekli tekrarlanan cümle oldu. Bu cümle, David Cameron’dan tut, Hilary Benn ve Tony Blair’e kadar savaşı destekleyen herkes tarafından kullanıldı. Fakat ne zaman askeri müdahaleden uzak duruldu ki?

2001’den beri ABD, Birleşik Krallık ve müttefikleri Suriye’ye müdahalede bulunuyor. Yıllarca ABD, Körfez’deki diğer müttefiki Suudi Arabistan gibi, isyancı gruplara silah ve askeri yardım yaptı. Geçen yıl Trump başkan seçildikten kısa bir süre sonra ABD kongresi bir yandan eskiden gönderilen silahların bir çoğunun IŞİD’in eline geçtiğini kabul ederken, diğer yandan bunu bildiği halde Suriye’de isyancı gruplara yeni bir askeri yardım paketi onayladı. ABD ve Birleşik Krallık, Türkiye ve Ürdün’deki askeri üsleri kullanarak isyancılara eğitim sağlıyor, ve iki ülkenin gizli servisi en az 2013’den beri Suriye’de gizli operasyonlar ve insansız uçak saldırıları gerçekleştiriyor.

4 YILDA 15 BİN HAVA SALDIRISI, 100 BİN BOMBA

2014’de ABD’nin başını çektiği koalisyon IŞİD’e karşı operasyon başlattığından beri, Suriye’de 15 bin hava saldırısı gerçekleştirdi. Suriye ve Irak bölgesinde, ABD liderliğinde koalisyon 100 bin bomba ve füze attı, AirWars’un tahminine göre bunlar 25 bin sivili öldürdü.

Yani, Batı’nın Suriye’de hareketsiz kaldığı ve bu yüzden bu kadar çok kanın döküldüğü, tamamen asılsız. Suriye’de tüm dış mihrakların müdahaleleri, buna Esad’ı destekleyen Rusya ve İran dahil, sadece çatışmayı uzattı ve ülkenin büyük bir kısmını yerle bir etti.

Yorumcular ve savaş yanlısı milletvekilleri daha önce Irak’ta yapılan hataların Suriye’de harekete geçilmesi önünde engel olmaması gerektiğini söylüyor. Bu tamamen saçma çünkü Irak,  hatta Libya’da yapılan “hatalar” Suriye çatışmasının bu hale gelmesinde büyük bir rol oynadı. İstikrarsız bir Irak’ta ABD ve Birleşik Krallık’ın işlettiği hapishanelerde IŞİD kuruldu; NATO’nun 2011’de Libya’ya müdahalesi ardından hukuksuzluk sayesinde silahlar (hatta belki kimyasal silahlar) ve radikal militanların Suriye’ye gitmesine izin verildi ve IŞİD güçlendi; ve tabii ki tonlarca silahın bölgeye gönderilmesi ve sürekli hava bombardımanı Suriye’deki savaşı körükledi ve devamını sağladı.

Yani ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın Suriye için yapacağı en iyi şey; müdahale etmeyi bırakması ve anlamlı bir barış müzakeresi sözünü vererek Batının çıkarları üzerine kurulu değil Suriye halkının çıkarına dayalı bir politik çözüm aramaktır.

(…) Suriye halkının yaşadığı “acıyı hafifletmek için” Suriye’ye müdahale etmek zorunda kaldığını söyleyen Theresa May’in gösterdiği iki yüzlülük çok özel bir tür ikiyüzlülük, çünkü içişleri bakanıyken Akdeniz’de Suriyeli mültecileri boğulmaya bırakma kararını aklamış ve İngiltere’nin AB’nin arama ve kurtarmak ekipleri için verdiği fonu kesmişti. (…)

KİMYASALLARI SURİYE’YE İNGİLTERE SATMIŞTI!

(…)Ve bu müdahalenin kimyasal silahla hiçbir alakası da yok. 2012 kadar yakın bir geçmişte “büyük ihtimalle” sınır gazi üretiminde kullanılan kimyasal maddeleri İngiliz şirketlerinin Suriye’ye sattığını hükümet itiraf etti. Ve daha geçen sene ABD’nin Rakka ve Musul’da beyaz fosforlu savaş gereçleri, yani 3 bin derecede insan tenini yakan kimyasal silahlar kullandığı açığa çıkmıştı. (…)

Yani muhafazakâr hükümetin ve “Müslümanlara yasak koyan” Donald Trump’ın niyeti konusunda kafa karışıklığı olmasın. Stratejisiz, parlamento ve Birleşik Milletlerin desteği olmadan, ve delil olmadan aceleyle bombalama isteği (ve saldırının Suriye’ye araştırma amaçlı girecek olan OPCW-Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü ekibi ülkeye girmeden saatler önce başlamış olması) Irak savaşına benziyor. Theresa May’in hafta sonu davranışı Irak savaşından hiçbir ders alınmadığını gösteriyor; aynı savaş yanlısı milletvekilleri Ortadoğu’yu ve dünyayı daha az güvenli bir yer haline getiren dehşet dış politikalarına destek vermeye devam edecek ve bu davranışın cezasız kalacağına inanıyorlar.

Trump’ın “görev tamamlandı” açıklamasına rağmen, saldırı Esad’a çok az zarar verecektir. Dış politikada Trump hükümetinin yaşadığı iç çelişkilere ve ABD/Birleşik Krallık ile Rusya arasında yükselen gerginliğe bakılırsa, askeri müdahalenin devamı gelmesi büyük bir olasılık. Hem de aynı insanı bahanelerle ve nükleer silahlı ülkelerin arasında savaş olasılığını yükselterek.

Savaşa karşı hareket ve Suriye’de hava saldırısına karşı olan herkes buna karşı çıkmalı. Suriye’de gittikçe büyüyen savaşa karşı çıkmak Esad yanlısı olmak yada Esad’ın yaptıklarına mazeret bulmak anlamına gelmiyor. Ve Suriye’ye bomba atmamak hiçbir şey yapılmıyor anlamına da gelmiyor. Suriye çatışmasında ABD ve Birleşik Krallık günahsız seyirciler değil, bu yüzden bir tek (Suriye’den) çekilmek durumu sakinleştirir ve çatışmayı sona erdirmek için yardımcı bir adım olur.

(Çeviren: Çınar Altun)


FRANSA’DA SURİYE KONUSUNDA ULUSAL BÖLÜNMÜŞLÜK

Le Monde / başyazı 

Cumhurbaşkanı (Emmanuel Macron), Fransız güçlerinin 14 Nisan’da ABD ve Büyük Britanya ile birlikte Suriye’nin kimyasal silah üretme merkezlerine karşı düzenlediği ilk sınır dışı askeri operasyonunda ulusal birliği sağlayamadı. Böylesi hassas bir operasyona katılan askerlerin performanslarının selamlanmasından sonra, soldan sağa tüm siyasi muhalif partiler Fransa’nın (bu operasyona) katılışının diplomatik koşullarını ve olası siyasi faydasını sert eleştirilere tuttular. Cumhurbaşkanlığı meclis çoğunluğunun (“İlerleyen Cumhuriyet” ve “Merkez” sağcılar) desteği haricinde, 16 Nisan Pazartesi günü Ulusal Meclis ve Senato’da tertiplenen–oylamasız- tartışmada Fransa’nın inisiyatifini savunmaya gelen Başbakan sert eleştirilere maruz kaldı. Tüm muhalif akımlar tarafından (Cumhuriyetçiler, Ulusal Cephe, Boyun Eğmeyen Fransa, Sosyalistler, Komünistler) yapılan temel eleştiri, Rus vetosu yüzünden Güvenlik Konseyi felç olan BM’den yetki almadan harekete geçilmiş olmasıydı. Belli ki, “legalitesi” olmayan, fakat Macron’un pazar günü yaptığı televizyon röportajında savunduğu, “uluslararası meşruiyet” argümanı ikna etmemiş. Sosyalist Parti (PS) adına konuşan Valerie Rabault “Fransa’nın çağdaş tarihinde ilk defa” uluslararası legal çerçevenin dışında bir operasyonun gerçekleştirildiğini teşhir etti. 

Cumhuriyetçiler Partisi Başkanı Laurent Wauquiez ve grubunun, Meclis Başkanı Christian Jacob’un savunduğu diğer bir eleştiri ise Fransa’nın Suriye için bir “stratejisinin olmaması”, “ABD’nin peşine takılması” ve Ortadoğu bölgesinde yalnızlaştırılmış olmasıydı. Fakat bu argüman tartışılır. ABD’nin peşine takılma konusunda sağın sözcüleri, 2009’da NATO’nun askeri yönetimine Fransa’yı katan kişinin Nicolas Sarkozy olduğunu her halde unuttular. Üstelik, Washington’un peşine takılmaktan çok, Suriye meselesinde Fransa, François Hollande dönemi de dahil olmak üzere, her zaman önder rolde oldu, fakat askeri olarak tek başına hareket etme olanağına sahip değil. Diğer yandan, 14 Nisan askeri operasyonu BM’nin Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinin 3’ü tarafından gerçekleşti ve AB ve NATO’nun da desteğini aldı. Fakat en fazla tartışılır argüman ise 7 Nisan’da Duma sivillerine karşı düzenlenen kimyasal saldırıda Suriye rejiminin sorumluğunun kanıtlarının olmması. “Sadece anket yürütmeleri için Suriye’ye gelen uluslararası müfettişlere güvendiğini belirten” Ulusal Cephe (FN)’nin başkanı Marine Le Pen tarafından öne sürülen bu argüman Rus yetkililerin öne sürdüğü argümanla tamamen aynıdır. Moskova için, 7 Nisan kimyasal saldırısı bazen hiç olmamıştır, bazen ise İngilizler tarafından tamamen uydurulmuştur. Rusya’nın Fransız siyasi çevreler üzerindeki etkisi belli ki zayıflamıyor, hatta Macron, Vladimir Putin ile diyaloğu sürdürme konusunda kararlı olduğunu belirtiyor. 

Bu Fransız bölünmesi, paradoksal olarak, aynı anda Manş denizinin öte kıyısında, bombalamalara karşı çıkan Jeremy Corbyn’in kendi cephesi de dahil olmak üzere, Avam kamarasında gerçeklesen tartışmalarda yalnız kaldığı durumla tamamen çelişiyor. 

(Çeviren: Deniz Uztopal)


BOMBALARIN GÖLGESİNDE POLİTİKA

German Foreign Policy

Federal Hükümet, Suriye’nin bombardımanını alkışladıktan sonra savaş sonrası yeniden inşasına katılma talebini ileri sürdü. Başbakan Merkel, en kısa zamanda Putin’le, gündeminde Suriye’deki gelişmeler olan bir buluşma gerçekleştireceğini açıkladı. Suriye’de yıkımın çok büyük olması ve yeniden inşanın maliyetini tek başına Rusya’nın karşılayamayacağı düşüncesi Merkel’in elindeki baskı aracı. Berlin, ABD’nin Suriye’deki Rus üslerini bombalayacağı tehditlerine bağlı olarak iki ülke arasında arabuluculuk yapabileceğine de inanıyor. Federal Hükümet etki alanını genişletme çabasını sürdürürken  AB’yi kendi hizasına sokmayı başaramadı. Suriye konusu AB ülkelerini böldü. ABD’nin İngiltere ve Fransa’nın desteğiyle yaptığı Suriye bombardımanı, bazı ülkeler tarafından devletler hukukuna aykırı ve gayri meşru bulunuyor.  

Robert Fisk, The Independent gazetesinde bombardımanın haklılığına karşı duyulan kuşkuları destekleyen bir haber yayınladı. Duma’da yeraltındaki hastanede görüştüğü “zehirli gaz” kurbanlarını tedavi eden bir doktor, o gün güçlü bir rüzgarın toz bulutu oluşturmasıyla insanların evlerden sığınaklara koştuğunu, nefes darlığı çekenlerin de tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyarak hastaneye geldiklerini belirtti. Kapının önünde duran Beyaz Baretliler’den bir aktivist “Gaz!” diye bağırarak paniğe yol açtı. İşte bu olayın videosu Duma’da zehirli gaz kullanıldığının kanıtı olarak dünyaya yayıldı. Suriye’deki isyancıların “sivil koruma örgütü” olan Beyaz Baretliler, İngiltere hükümeti tarafından mali olarak desteklenmekte. Ayrıca bombalanan Suriye Bilim Araştırma ve Deney Merkezi’nin zehirli gazla uzaktan yakından bir ilişkisinin olmadığı kimyasal silahların yasaklanması örgütü OPCW‘nin bir raporunda gözler önüne seriliyor. Örgüt 23 Mart’ta, bombardımandan üç hafta önce, merkezde kuşku uyandıracak herhangi bir durumun olmadığını içeren raporunu yayınlamıştı.

Berlin tarafından desteklenen saldırının yasal olduğu sallantıdayken Federal Hükümet bir de AB Dışişleri Bakanları Konferansı’nda darbe aldı. Birliği Almanya’nın pozisyonuna çekmek mümkün olmadı. Merkel, bombardımanın gerekli ve orantılı olduğunu açıklamışken, AB dışişleri bakanları bombardımana sadece Suriye’nin bir daha kimyasal gaz kullanmasının engellenmesini amaçlayan bir önlem olarak anlayış gösterdiklerini belirttiler. Saldırıya destek verilmesi söz konusu olmadı. Bilindiği gibi eski ajan Skripal ve kızının Ruslar tarafından zehirlendiği iddiasıyla Rus diplomatlarının sınır dışı edilmesi kararına da AB üyelerinin üçte biri katılmamıştı. Bu iki olayla AB içinde dış politika konusunda derin çatlakların olduğu belirlendi. 

Tüm bu sorunlara rağmen, Almanya Suriye’nin yeniden inşasında etki sahibi olma talebini ileri sürüyor. Bunun gerçekleşmesi oldukça zor. Başbakanlık tarafından finanse edilen Bilim ve Politika Vakfı (SWP) yöneticisi Volker Perthes, Suriye savaşını bir nevi Rusya’nın kazandığının belli olduğunu söylerken, SWP’nin Ortadoğu uzmanı Guido Steinberg de Avrupalılar ve ABD’nin Suriye’de herhangi bir rol oynamadıklarını bildirdi. Gerçekten de savaşın başlaması sonrası yeniden ilk kez 2017’nin Ağustos ayında yapılan Şam Uluslararası Fuarı’nda Almanya, Suriye’nin yeniden inşası konusunda bazı “temkinli”  sipariş teklifleriyle karşılaştı ama Rusya, Çin ve İran’la başa çıkacak durumda değil. Berlin’in ABD bombardımanını desteklemesi bu şansını daha da azalttı.  

Federal Hükümet, etkisini arttırma girişimlerini direkt Suriye ile değil de Rusya ile sürdürüyor. Bombardımanın hemen ertesi günü Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Suriye savaşının sona erdirilmesi için politik bir sürecin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Maas’a göre Rusya olmadan bu sorunun çözülmesi imkansızdı. Görünen, Alman politikacıların bazı tavizler vermeye hazır oldukları. Hükümet partilerinin dış politika sözcüleri Esad’ın görmezden gelinmesinin, sorunun Rusya ile anlaşıp Esad’ın düşürülmesinin ertelenmesi şeklinde çözüleceği şeklinde anlaşılmasının yanlış olacağına dikkat çekiyorlar. Hristiyan Birlik partileri CDU/CSU meclis grubu başkanı Volker Kauder, Esad’la görüşmeye hazır olduklarını belirtti. 

Rusya ile görüşmelerde Almanya’nın elini güçlendiren iki noktanın olduğu düşünülüyor. Birincisi, Rusya, tek başına yeniden inşanın masraflarını kaldıramayacağı için, Suriye’deki barış sürecine başından itibaren Avrupa ülkelerinin katılması için özel çaba harcadı ama destek görmedi.  Şimdi Almanya’nın böylesi bir teklifte bulunmasına sevinebilir. İkincisi ise Almanya’nın ABD ile Rusya arasında arabuluculuk yapmak istemesi. Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik sert tavrı, hatta Suriye’deki Rus üslerini bombalama tehdidinde bulunması arabuluculuk konusunda da Almanya’nın elini güçlendiriyor.  

Başbakan Merkel, Putin’le telefonlaşarak en kısa zamanda buluşmadan yana olduğunu açıkladı. İkilinin gündeminde, Suriye sorunu yanında Ukrayna ve gaz boru hattı Nord Stream 2 de yer alacak. 27 Nisan’da ise Merkel Trump’la biraraya gelecek. Bu buluşmanın gündeminde ABD’nin talebi üzerine nükleer sözleşmenin sertleştirilmesi, Trump’ın gümrük cezaları tehditi ve yine Nord Stream 2 var. Washington boru hattını engellemek istiyor. Berlin, gümrük cezalarından kurtulmak için boru hattından vazgeçebilir. İşte ABD-Almanya arasındaki bu pazarlık da Almanya’nın Rusya’ya yönelik baskı gücünü, Suriye’nin yeniden inşasında pay sahibi olma şansını arttırıyor. 

(Çeviren: Semra Çelik)

Son Düzenlenme Tarihi: 20 Nisan 2018 22:05
www.evrensel.net
ETİKETLER SuriyeABD