55. hafta Adalet Nöbeti’nden Cumhuriyet Davası’na çağrı
Fotoğraf: Cansu Pişkin/Evrensel

55. hafta Adalet Nöbeti’nden Cumhuriyet Davası’na çağrı

Adalet Nöbeti’nin 55. haftasında, gelecek hafta görülecek Cumhuriyet davasının karar duruşmasına katılım çağrısı yapıldı. 

Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının suçlama konusu yapıldığı dava kapsamında tutuklu yargılanan Akın Atalay nezdinde başlatılıp haksız tutuklamalara karşı sürdürülen “Adalet Nöbeti’nin 55. haftasında, gelecek hafta görülecek Cumhuriyet davasının karar duruşmasına katılım çağrısı yapıldı. 

Hukuk örgütlerinin tutuklu meslektaşları için İstanbul Adliyesi’nde başlattıkları “Adalet Nöbeti”nin 55. haftasına hukukçuların yanı sıra Dışarıdaki Gazeteciler ve Güngören Demokrasi Platformu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi ve kurum katıldı. Adalet Nöbetçileri’nden Avukat Kemal Aytaç, 24, 25, 26, 27 Nisan’da Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonlarında görülecek olan Cumhuriyet davasının karar duruşmasına katılım çağrısı yaptı. Aytaç gitmek isteyenler için araç tutulacağı bilgisini de verdi. 55. hafta açıklamasını Dışarıdaki Gazeteciler adına gazeteci Nazan Özcan okudu. 

‘KUMPASINIZ BİLE DÖKÜLÜYOR’

Cumhuriyet Gazetesi’ne karşı kurulan kumpasın üzerinden 536 gün geçtiğini hatırlatan Özcan, dava kapsamında yargılanan gazete çalışanlarının tek bir somut delil olmamasına rağmen FETÖ ile ilişkilendirilmeye çalışıldığını söyledi. Özcan, “Bugün FETÖ dedikleri cemaatin ipliğini pazara çıkaran Cumhuriyet değil miydi? Kestane pazarı günlerinden beri Gülen’in nasıl bir tehdit olduğunu ortaya koyan Hikmet Çetinkaya değil miydi? İmamın Ordusu’nun devleti nasıl ele geçirdiğini yazan Ahmet Şık değil miydi? Ahmet’in faş ettiği hakikate gözünü kapayanlar, Ahmet’in de içinde bulunduğu Cumhuriyetçileri, FETÖ’cülükle suçladılar. Net söyleyelim: Kumpasınız bile dökülüyor!” diye konuştu. 

‘BASINA PARMAK SALLAMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİL’

Gazeteciliğin sorgulanamayacağının ve yargılanamayacağının altını çizen Özcan, “Demokrasinin dördüncü kuvveti olan basına parmak sallamak, tehdit etmek, tutuklamak ya da cezalandırmak kimsenin haddi değildir. Çabanız boşuna! Korkunun verdiği güçle ne kadar zorbalık yaparsanız yapın, inadına gazetecilik yapanlar çıkar ve hakikat akacak yolunu bulur. O yüzden 24 Nisan’da başlayacak Cumhuriyet Davası’nda kararınız ne olursa olsun, şimdiden söyleyelim ki yok hükmündedir. Bir kez daha: Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” dedi. 

‘AVUKATLAR SAVUNMA HAKKINA MUHTAÇ HALE GETİRİLDİ’

Nöbette geçtiğimiz hafta yaşamını yitiren Avukat Nurdan Düvenci de anıldı. Daha sonra Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da açıklamalarda bulundu. Kaboğlu konuşmasına, savunmaya özgürlük kapsamında başladı. Adil yargının 7 ana kuralı olduğunu anımsatan Kaboğlu bunları, mahkeme hakkı, silahların eşitliği ilkesi, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme hakkı, açık usul ve çabukluk ilkesi, yargı kararlarının uygulanması, suçsuzluk karinesi ve savunma hakları diye sıraladı. Söz konusu ilkelerin tümünün ihlal edildiğini vurgulayan Kaboğlu, “Savunma hakkı esasen mağdurlar için gerekli olan temel bir hak ama savunmanların yani avukatların da kendilerini savunma hakkına muhtaç hale getirilmesi hukuki kazanımlarımız açısından hiçbir biçimde kabul edilebilir bir durum değildir” dedi. 

‘ANAYASASIZLAŞTIRMA SÜRECİ’

Son 48 saat içinde yaşanan gelişmelere de dikkat çeken Kaboğlu, hukuk güvenliği ve seçim güvenliği kavramlarına da değindi. Demokratik rejimin sürdürülebilmesi için hukuk güvenliğinin vazgeçilmez olduğunu savunan Kaboğlu, “Seçim güvenliği ilkesi hukuk güvenliği içinde yer alır ve hukuk devletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye son 2 yılda tam bir anayasasızlaştırma süreci yaşanıyor. 16 Nisan referandumunda anayasa fiili duruma uyduruldu. Üzerinden 1 yıl geçti, ‘bizim yaptığımız anayasa değişikliği ülkeye yeterli değildir. Ülke gerek ekonomi gerek güvenlik bakımından gerekse hukuk bakımından derin bir krize girmiştir bu nedenle seçimi yenileyelim’ dendi. 24 saat içinde 24 yalan söylendi fakat hukukçular olarak yalanları teşhir etme hakkımız bile elimizden alınıyor. Bu süreçte yoğun anayasal bilgi kirliliğine tanık olacağız. Bunların başında cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kavramıyla topluma şırınga edilmeye çalışılan bir sözde yönetim sistemi var. Oysa 6771 sayılı kanunda ne hükümet var ne cumhurbaşkanlığı var ne de siyasal sistem diyebileceğimiz bir düzenleme var. Hükümetin, cumhurbaşkanlığının olmadığı, sistemin mevcut olmadığı bir anayasal düzenlemeye cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi demek bir yalandır ve algı operasyonudur” ifadelerini kullandı.

KABOĞLU’DAN TBB’YE ÇAĞRI

Kaboğlu, geçen yıl yayınlanan ve Türkiye Barolar Birliğine (TBB) yapılan çağrıya rağmen sonuç alınamayan OHAL’de Adil Yargılama başlıklı tematik raporu hatırlatarak, “OHAL döneminde yaygın ve sistematik olarak hak ihlalleri yaşanıyor. Bunu ancak TBB Türkiye’nin 80 barosunun iş birliğiyle saptayabilir. Yaşanan ihlallerin saptanması ve uzun dönemde adil yargı hakkının güvenceye alınması açısındam bu önemlidir. Bu açıdan bu çağrımı TBB’ye bir kere daha yineliyorum” dedi. Dünden itibaren barolara önemli görevler düştüğünü kaydeden Kaboğlu 3 ana başlıkta topladığı görevleri şöyle sıraladı: “İlk olarak OHAL’e son verilmesi ve OHAL kapsamında çıkarılan 30 KHK’nin kaldırılması. İkinci olarak biz hukukçular 6771 sayılı kanunun Türkiye açısından sürdürülemez olduğunu dile getirerek anayasal düzene geçme hakkının bulunduğunu dillendirmeliyiz. Üçüncü olarak da erken seçim ile Türkiye’nin kaderini belirlemeye çalışan iki kişi monokrasi için yola çıkacaklar. Demokrasiye inanan siyasal partilerin anayasal demokrasi için yola çıkmaları gerekiyor. Yani onlar da iktidar yarışına değil anayasal demokrasi için yola çıkmalılar. Çünkü Türkiye’nin hukuk devleti anayasasına ihtiyacı var. Biz hukukçulara bu noktada önemli görev düşüyor. Anayasal bilgi kirliliğine alet olmayalım doğru bilgiyi yayalım.” (İstanbul/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Nisan 2018 18:50
www.evrensel.net