Akademisyenlerin 1 Mayıs meydanında ne işi olur?

Akademisyenlerin 1 Mayıs meydanında ne işi olur?

Akademisyenler, özgür akademi isteyenler neden 1 Mayıs'a gitmeli? Özgür Müftüoğlu, Genç Hayat'a yazdı.

Özgür MÜFTÜOĞLU*

Kapitalist üretim sisteminin akademisyenlere biçtiği rol, kapitalist ideolojiyi yeniden üretecek, meşrulaştıracak teoriler geliştirmeleri, sermaye birikiminin -yani kârların- sürekli artmasını sağlayacak bilgi üretmeleri ve yine kârın daha da artmasını sağlayacak nitelikli işgücünü yetiştirmesidir. Siyasi iktidarlar da iktidarlarını sürekli kılmak için akademisyenlerin politikalarına karşı çıkmayıp kendi değirmenlerine su taşımasını ister. Bunu yaptırabilmek için de işçi sınıfının diğer kesimleri gibi onları da işsizlikle tehdit ederek tahakküm altına almaya çalışır. Bir kısım akademisyen bu tehditler altında kapitalizmin kendisine biçtiği rolü kabullenir ve bunu en iyi biçimde yerine getirmek için çabalar, bunun karşılığını da para, kariyer, koltuk vs. olarak alır. Bir kısım akademisyen ise tüm tehditlere rağmen kapitalizmin ve siyasi iktidarın kendisine biçtiği rolü reddeder ve bilimin, insanlığın, doğanın, emeğin, toplumun genel çıkarları için yapılmasını benimser ve bundan ödün vermez. Kendisi de ücretli bir emekçi olan akademisyenlerin sistemin tahakkümüne rıza gösteren kesimi işçi sınıfı içinde yer aldığını kabullenmezken boyun eğmeyen akademisyenlerin önemli bir bölümü kendisini sınıfla özdeşleştirir.   

Türkiye’de akademisyenler son zamanlarda iki biçimde gündeme geliyor. Birincisi barış isteyen ya da egemenleri eleştirip onların değirmenine su taşımayı reddeden akademisyenlerin üniversitelerden ihraç edilme, göz altına alınma, tutuklanma ve mahkemelerdeki yargılanma haberleri. İkincisi ise ihbarcı, tacizci, katil akademisyen haberleri. Bir de reklamcı akademisyenler var, nükleer santrali topluma yutturmaya çalışan reklamlarda oynayan ya da tartışma programlarına “uzman” sıfatıyla katılıp siyasi iktidarın ve sermayenin çıkarlarını bilimsel doğru (-imiş) gibi satmaya çalışan akademisyenler...

Birinci grupta gündeme gelen akademisyen tipi, özellikle darbe dönemlerinde bugünküne benzer haberlerle gündeme gelmiştir. Akademisyenin bilimsel faaliyetlerinin olmazsa olmaz koşulu olan düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmak, eleştiriyi hazmedemeyen dikta rejimlerinin genel tavrıdır. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz ağır baskı koşullarına rağmen egemenlere biat etmeyen, tüm tehditlere rağmen akademik değerleri ısrarla savunan akademisyenlerin bu şekilde gündeme gelmiş olmaları şaşırtıcı değildir.

Akademisyenlerin üniversiteden uzaklaştırılmasının, yargılanmasının, tutuklanmasının şaşırtıcı olmadığı durumlarda ikinci grupta gündeme gelen akademisyen tipinin ortaya çıkmasına da fazla şaşırmamak gerekir. Zira sadece akademik değerlerden değil, en temel ahlaki ve insani değerlerden dahi yoksun olan ikinci grupta yer alanlar bu özellikleri sayesinde akademide yer bulabilmiş ve oraya tutunmaya çalışmaktadırlar. Buna olanak sağlayan ise koltuk, kariyer sevdasıyla üniversite içinde egemenlerin emrine amade olan üniversite yöneticileridir. Ayrıca haberlerde yer almamakla beraber, ülkede ve üniversitede yaşananlara karşı ses çıkartmayan akademisyenler de susarak onay verdikleri bu durumun doğrudan sorumlularıdır!

'ONUR HOCA 1 MAYIS MEYDANINDA YERİNİ ALMIŞTI'

KHK’ler ile üniversiteden uzaklaştırılan, ağır ceza mahkemelerinde yargılanan ve haklarında hapis cezaları verilen yüzlerce akademisyen, kendi alanlarında emeğin, doğanın, insanın haklarını önceleyen çalışmaların sahipleridir ve bu ülkede insan haklarını, hukukun üstünlüğünü savundukları için tüm bunlara maruz bırakılmışlardır. Bunlar arasında en çarpıcı örneklerden biri savaş istemediğini yani barış talebini dillendirdiği için iki ayı aşkın süredir tutuklu bulunan (işçi sınıfının Onur Hocası) Onur Hamzaoğlu’dur.

Onur Hoca, birçok kişinin anımsayacağı gibi Dilovası’nda bulunan sanayi tesislerinin, orada yaşamak zorunda kalan emekçileri ve ailelerini nasıl zehirlediğini bilimsel kanıtlarıyla ortaya koymuş, bunun için hem yargılanmış hem de üniversitede soruşturmalara uğramıştır. OHAL bahanesiyle çıkartılan KHK’lerle birlikte de üniversiteden ihraç edilmiştir. Onur Hoca hem işçi sınıfının bir bireyi hem bir halk sağlıkçı olarak işçi sınıfı için bilgi üreten bir akademisyendir ve bu nedenle bugün cezaevindedir.

1 Mayıs’ın merkezi olarak İstanbul’da yapıldığı zamanlarda Onur Hoca, egemenlerin tahakkümüne girmeyi reddeden diğer akademisyenler gibi 1 Mayıs meydanlarında yerini almıştır. Umarım Onur Hoca ve onun gibi özgürlüğü kısıtlanmış diğer akademisyenler, öğrenciler, gazeteciler, avukatlar ve düşüncesinden dolayı tutsak edilmiş olan herkes özgürlüğüne kavuşur ve 1 Mayıs meydanlarında birlikte halay çekebiliriz.

Şunu da unutmamak gerekir ki bugün akademisyenlerin ve düşünen, sorgulayan, gerçekleri ortaya koymaya çalışanların üzerlerindeki baskılardan kurtulmasının yolu işçi sınıfının özgürlük mücadelesini kazanmasından geçer. İşçi sınıfı özgürleşmeden ne akademi ne de akademisyenler özgürleşemez! İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs, bu özgürleşme mücadelesi için önemli bir fırsattır.


*Nisan 2017’de Marmara Üniversitesi’nden ihraç edilen akademisyen

www.evrensel.net