DNA çalışmalarında kullanılan ölülerin haklarını kim koruyacak?

DNA çalışmalarında kullanılan ölülerin haklarını kim koruyacak?

Antropolojinin babası Franz Boas, 'Bir mezardan kemikleri çalmak en tatsız iştir ama biri bunu yapmak zorunda' demişti.

Chip COLWELL
Antropoloji Uzmanı, Colorado Denver Üniversitesi

Kısa süre önce yapılan bir araştırmaya göre, Şili’de bulunan yaklaşık 15 cm uzunluğundaki bir mumyanın kalıntıları, bildiğimiz uzaylılar gibi değildi. Garip özellikleri -sivri uçlu, uzatılmış kemikleri- ve küçük bir vücudu olan varlığın, bir UFO tarafından bırakılmış olabileceği şiddetli bir tartışma konusu olmuştu. Bilim insanlarının, şimdi özel bir koleksiyonda bulunan ceset üzerinde yaptıkları DNA testlerine göre kalıntıların bir insana ait olduğu kanıtlandı. Gelişimini tamamlamamış kız çocuğu, bir kemik hastalığından muzdaripti ve Şili’nin Atacama çölü bölgesinde yaşayan bir kadının çocuğuydu.

Mumya tartışmasına son vermesi beklenen bulgular yeni bir tartışmayı ateşledi. Şili’deki yetkililer araştırmayı sert bir şekilde kınadı. Bir yağmacının kızı mezarından aldığını ve yasa dışı olarak onu ülkeden çıkardığını ifade ettiler. Şili’deki Biyolojik Antropoloji Derneği, bu olaya karşı bir açıklama yayımladı. Şilili antropologlar, “Aynı araştırmanın, Avrupa veya Amerika’daki bir bebeğin cesedini kullanarak gerçekleştiğini düşünebiliyor musunuz?” diye sordular.

Bir arkeolog olarak, DNA’yı incelemek için teknoloji ve tekniklerin nasıl ilerlediği konusunda heyecan duyduğumu söylemek istiyorum. Daha önce hiç olmadığı kadar, bedenlerimizin ve tarihlerimizin gizemleri, insanların Neandertallerle iç içe geçmesinden, Britanya’nın nasıl doldurulduğu ve açılmamış Mısırlı bir mumyanın gizemine kadar heyecan verici cevaplar bulduğunu söylüyor.

Bilim için insan kalıntılarını toplamanın tarihini de yakından inceledim ve yeni genetik keşifler yapmak için mevcut “kemik toplama yarışı”nın bir etik kriz başlatmış olabileceğinden endişe duyduğumu da belirteyim.

BİLİM İÇİN KAFATASI SOYGUNCULUĞU

Daha önce insan kalıntıları için çokça koşuşturma görüldü. Bir asırdan fazla bir süre önce, antropologlar iskelet koleksiyonlarını toplamaya hevesliydi. Bir “insanlık bilimi” inşa ediyorlardı ve evrimsel tarihi belirlemek ve insan ırklarının özelliklerini tanımlamak için kafatası ve kemik örneklerine ihtiyaç duyuyorlardı.

Araştırmacılar, mezarlıkları boşalttılar ve antik mezarları kazdılar. Katliam alanlarından kafatasları aldılar. Antropolojinin babası Franz Boas, “Bir mezardan kemikleri çalmak en tatsız iştir ama biri bunu yapmak zorunda” demişti.

Bir eskimo olan Qisuk’ın davası, dikkat çekici bir örnek. 1897’de Kaşif Robert Peary, Qisuk ve beş arkadaşını Grönland’dan New York’a, antropologların kültürlerini daha kolay bir şekilde inceleyebilmesi için getirmişti. Qisuk dahil dördü kısa süre sonra tüberkülozdan öldü. Antropologlar ve doktorlar, Qisuk’un hayatta kalan 8 yaşındaki oğlunu kandırmak için sahte bir cenaze töreni düzenlediler; daha sonra bedenini parçalayıp kemiklerini çözdüler. Qisuk’un iskeletini Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ne monte edip astılar.

20. yüzyılın sonlarında, ABD müzelerinde yaklaşık 200 bin Kızılderili iskeleti bulunuyordu. Bu iskeletler Amerika kıtasının tarihini yazmaya ve yerli kültürlerin takdirine yardımcı oldu. Yine de toplanan bu kalıntılardan elde edilen anlayışlar oldukça pahalıydı. Yerli Amerikalıların din özgürlüğü ve insan hakları sistematik olarak ihlal edilmişti. Birçok yerli Amerikalı, atalarının ruhlarının dolaşmaya bırakıldığına, bazıları ise tüm ataların onurlandırılması ve mezarlarının korunması gerektiğine inanıyorlar.

ABD federal yasası, çalınan iskeletlerin geri dönüşüne imkan veriyor. Yine de bu koleksiyonların mirası, nesiller boyunca herkesi kuşatacak. Birçok yerli Amerikalı, arkeologlara karşı büyük bir güvensizlik besliyor. ABD’deki müzelerde hâlâ 100 binden fazla iskelet bulunuyor.

İZİN ARAYIŞLARI

Bilim insanları, çok uzun süreden beri, temel etik sorularını sormayı başaramadı: İnsan kalıntılarının koleksiyonlarını kim kontrol etmeli? İskeletlere dayalı çalışmaların olumlu ve olumsuz sonuçları nelerdir? Ve bilim insanları, inceledikleri insanların haklarına zarar vermek yerine, bu hakları nasıl geliştirebilirler?

Bazı durumlarda tartışmalar gereksiz olabilir. İlk insan atamızın 300 bin yıllık iskeleti, hepimizin üzerinde hak iddia edebileceği bir mirastır. Bununla birlikte, 40 yaşında olan ve başta uzaylı sanılmış, doğum kusurları olan bir fetüsün, muhtemelen akrabaları vardır. Bu iki uç örnek arasında, DNA araştırmasının etik geleceği yatıyor.

theconversation.com’dan kısaltarak çeviren Işıl Parlar
Başlık Evrensel’e aittir

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Nisan 2018 14:56
www.evrensel.net
ETİKETLER DNA