Suriye savaşı, ittifaklar ve çözüm

Suriye savaşı, ittifaklar ve çözüm

'Suriye savaşı, büyük güçler Rusya ve ABD anlaşmadan ve Suriye’nin yapısına uygun bir konsept oluşturulmadan bitecek gibi görünmüyor.'

Dr. Sharo GARİP*

Kaynak ve su üzerinde yürütülen kavga şiddetlenerek küresel bir boyut kazanmış durumda. Yerkürede 2050 yılında 10 milyara çıkması beklenen dünya nüfusu dikkate alındığında her karış toprak üzerinde çok daha şiddetli kavgaların yaşanacağı öngörülebilir. Suriye’de ise bir yandan kaynak savaşı yürürken diğer yandan sistemler, kültürler çatışması tüm şiddetiyle devam ediyor.

Aktörlere kısaca bakacak olursak: Lokal düzeyde Esad ile rejim karşıtları arasında; bölgesel ve yerel düzeyde Türkiye ile Kürtler arasında; global düzeyde ABD, Rusya ve kısmen AB ile cihatistler arasında; Şii hilali Suriye, İran, Irak, Lübnan ile Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfezin Sünni hilalı arasında bir rekabete sahne olmaktadır. Fakat bu ittifaklar her gün yeniden değişebilmektedir.

RUSYA

Putin, Sovyet teritoryasında yitirilen Rus hegemonyasını Ortadoğu’da oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle İran ile beraber Baas rejimlerini Batı karşıtlığı temelinde stratejik olarak hep desteklemiştir. Rusya bu stratejik ilişkiyi ABD’nin burnunun dibine geldiği bir yerde, Akdeniz’de söz sahibi olmak için iyi değerlendirdi ve Esad’ın düşmesini engelledi. İran, Lübnan ve Suriye üzerinden enerji hatlarını ve güzergahını da kontrol altına almaya çalışıyor. Suriye’ye önemli ölçüde teknoloji ve silah ihracatı da yapıyor. Bu pazarı savaş sonrası inşa sürecinde de elinde tutmak istiyor.

İRAN

Esad’ı ayakta tutan ikinci önemli devlet İran’dır. İran eski bölge gücü olarak emperyal heveslerden vazgeçmiş değil. Suriye ile keza stratejik bir ittifak içinde. Suriye ve Lübnan üzerinden İsrail ve ABD’ye karşı bir set oluşturuyor. Bu hatla, Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın hakimiyet alanını sınırlıyor. İran, devlet olan ve olmayan aktörler aracılığıyla -örneğin Haşdi Şabi ya da Hizbullah- hakimiyet alanını Irak, Afganistan, Lübnan, Ürdün’e kadar genişletip, hem emperyal emellerini gerçekleştirmekte hem de Batı ve İsrail’i kendinden uzak tutabilmektedir. Savaş sonrası Suriye’nin inşasında şimdiden telekomünikasyon, altyapı, maden işletme haklarına ilişkin antlaşmalar imzalanmıştır. Esad kaybetse bile gelecek seçimlerde İran kendisine bağımlı bir yönetimin iktidara gelmesini hedeflemektedir.

TÜRKİYE

Türkiye’nin bölge ülkeleri ile  hep sorunlu ilişkileri oldu, özellikle su sorunu öne çıktı. Bölge ülkeleri ile anlaştığı en önemli husus Kürt karşıtlığı oldu. Son dönemlerde gelişen Türkiye ekonomisi emperyal heveslerini kamçıladı. Yeni Osmanlıcılık olarak ideolojik bir söylemle Somali’den Sudan’a; Kosova, Bosna ve Güney Kürdistan’a kadar bir hegemonya faaliyeti içinde.

Suriye’nin bugünkü durumunda diğer bölge ülkeleri gibi Türkiye’nin de önemli payı var. Türkiye, kendisine bir adım uzaklıktaki ‘Arap Baharı’nın kaosunda despot rejimler çökerken, bu esnada rakip gördüğü rejimlerin zayıflatılması stratejisini gütmekteydi. Bunu İslami örgütlerin eliyle yaptı.

Türkiye, Suriye’nin bir bölümünü el Bab, Azez, Mare, Afrin ve İdlib’in bir kısmını fiili olarak kontrol etmektedir. Büyük olasılıkla Güney Kürdistan’da olduğu gibi askeri üslerini inşa edecek ve Suriye’nin dağılmış bulunan devleti bunları orta vadede ülkeden çıkaramayacaktır. Kaymakamları, valileri; açtığı eğitim kurumları, PTT gibi kamu hizmetlerinin hepsi, Türkiye’nin bölgede uzun süre kalma hedefine işaret etmektedir. En azından demografiyi değiştirmek ve bağımlı bir yönetim oluşturmak hesabı yapılmaktadır.

Aynı zamanda olası bir barış masasında şimdiden elinde önemli bazı kartlar tutmaktadır.

ABD, BÜYÜK BRİTANYA VE AB

ABD için bilinen hegemonya savaşı devam etmektedir. Kaynaklar üzerindeki hakimiyetin yanı sıra Çin, Rusya, AB gibi rakiplerine ve İran gibi bölgesel düşmanlarına karşı politik hakimiyet savaşımı vermektedir. ABD, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile birlikte İsrail ve Kürtleri güvenilir müttefikleri olarak görmektedir. Suriye, ABD’nin dünyadaki hakimiyetinin test edildiği bir konumdadır.

İsrail bölgede ticari hakimiyetten ziyade güvenlik doktrinine dayalı bir siyaset izlemektedir. Doğrudan değil stratejik askeri operasyonlarla konumunu dengelemektedir.

İngiltere, mevcut konumunu korumakta; bekle gör taktiği ve güçlüden yana tavır alarak çıkarlarını maksimize etmektedir. Buna karşılık Almanya, bizzat tankları ve verdiği krediyle Türkiye’ye oynamaktadır.

Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle ekonomik ve politik ilişkilerinin hacmi çok büyük. Ayrıca Türkiye’de rejimin düşmesinin milyonlarca mültecinin akınına sebep olacağı biliniyor. Ayrıca Alman sermayesi de Ortadoğu’ya tarihsel olarak İstanbul üzerinden hükmetmektedir.
Fransa ise Alman sermayesinin tersine tarihsel olarak Türkiye eliyle değil kendisi sahadaydı, bu yüzden bütün ipleri Türkiye’ye bırakmak yerine farklı bir politika izledi; ABD ile uzlaşması ihtimal dahilinde.

SUUDİ ARABİSTAN

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri İslami-cihatist grupları hem finanse ediyor hem de insan gücü sağlama rolü oynuyordu. Fakat rüzgar tersine dönünce bunun kendi elinde patlamasını istemedi. Suudi Arabistan ve Körfezin Sünni sermayesi, Şii sermayeye -özellikle İran’a- karşı etki alanını genişletmek istemektedir. İlk defa Rusya’yı ziyaret ederek Esad rejimini tamamen İran’a terk etmek istemediğini gösterdi.

DEVLET DIŞI AKTÖRLER

Devlet olmayan aktörlerin en önemlilerinden birisi PYD ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG). PYD, Rojava’da önemli ölçüde özerk yönetimlere ve savunma gücüne sahip. IŞİD ile savaşta koalisyon ortaklığı yaptı ve Esad rejimiyle çatışmasızlık hali yaşamaktadır.

IŞİD ise ideolojik bir İslam devleti peşinde. Büyük bir militan ve milis gücüne sahip olduğu görüldü. Birçok Müslüman ülke tarafından finanse edildiği de biliniyor. Şimdilik devlet olma projesi çökmüş durumda ama yeraltına çekilerek sansasyonel eylemlerine devam etme ihtimali yüksek. Musul’a geri döndükleri gibi Suriye’ye de dönme ihtimalleri var.

Suriye’deki diğer grupların neredeyse tamamı ise cihatist gruplar. İslami Özgür Şam Ordusu, Suriye Özgürlük Cephesi, Nusra Cephesi, Tehvid Grubu, Türkmen Tugayları ve Türkiye’nin kurduğu cihatist grup olan ÖSO. Bunlar, 3-4 bin ile 20 bin arasında değişen militan gruplardan oluşmakta; bütün gruplar birer vesayet savaşı yürütmektedirler.

İTTİFAKLAR

Suriye’deki savaşta ittifaklar günbegün değişebilmektedir. Ama bazı konularda, örneğin IŞİD karşıtlığında aktörlerin büyük çoğunluğu hemfikir. Kürt karşıtlığında da Türkiye, İran, Esad ve Irak, dönem dönem de Rusya ile AB’nin bazı ülkeleri aynı görüşleri paylaşmaktadırlar.

Türkiye, Rusya ve İran ittifakının da geçici bir ittifak olduğu ileri sürülebilir. Keza Türkiye, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi NATO ve Batı’yı Rusya tarafına geçmekle tehdit etmektedir. Fakat hem Batı hem NATO bunun geçici bir tehdit olduğunu ve Türkiye yönetiminin Suriye’de istediklerini elde ettikten sonra geri döneceğinden neredeyse emin. Rusya bunu bildiği için Türkiye ile çok dikkatli bir ilişki içinde. Rusya ve İran en son Afrin’i deyim yerindeyse Türkiye’ye hediye ederek ABD’ye karşı kendi safında tutmuştur.

Taraflar arasında bir anlaşma sağlansa bile Suriye eski devlet modeliyle devam edemeyecektir. Ülke, Esad, rejim karşıtları, Sünni çoğunluk ve Kürtler olmak üzere Rusya-İran/Esad, ABD/YPG/SDG, Türkiye/Cihatist Sünniler arasında bölünmüş durumdadır.

SONUÇ

Bu savaşın kaybedenleri şimdilik devlet olmayan aktörler. Lakin Suriye Demokratik Güçlerini özellikle de PYD’yi hesaba katmadan bir istikrarın sağlanması da mümkün görünmüyor. Rusya, Kürt kartını tamamen elinden çıkarmış değil. Keza ABD de, cihatistlerle çok fazla ilişkilenen Türkiye ve bölge ülkelerine fazla güvenmemekte. IŞİD’e karşı başarısından ve seküler yapısından dolayı hem ABD hem İsrail, Kürtleri kendi müttefikleri olarak görmektedirler. Kaldı ki olası bir İran karışıklığında yine en dinamik ve güvenilir güç olarak Kürtleri görmektedirler. Ama buna rağmen Amerikan-Kürt ilişkileri, kısa vadeli taktiksel bir ilişki olmasa da uzun vadeli bir stratejik ilişkiden çok bir orta vade ilişkisidir. Kürtlerin kendi iç ittifaklarını sağlayamaması ise avantajlı durumlarını çok kısa sürede yitirmelerine sebep olmaktadır.

Türkiye, İran ve Rusya’nın otoriter rejimlerinin ittifakı, bir savaş ganimeti ortaklığından da ötedir. Her üç ülke de kendi iç sorunları; Türkiye Kürt sorunu, Rusya Dağıstan ve Çeçenistan sorunu, İran da hem rejim karşıtları hem de Azeri, Beluci ve Kürtlerin başkaldırışı nedeniyle oldukça kırılgan yapılara sahipler. Bu ülkeler kendi rejimlerinin düşmesinden korkmaktadırlar. Rusya’ya kıyasla Türkiye ve İran kendi bekaları için bölgenin tümünü ateşe sürüklemektedirler ancak emperyal hevesleri kısa solukludur. Teknolojisi ve güçlü ekonomisi olmayan, iç sorunlarla çalkalanan bu iki ülkenin hakimiyet savaşının, teçhizatı başkasına ait olan ordularla gerçekleşme olasılığı yoktur. Bu ittifakın ne kadar kalıcı olduğu da tartışmalıdır. Türkiye saf değiştirdiği gün ise Suriye’de dengeler ve ortaklıklar yeniden değişecektir.

Suriye savaşı, büyük güçler Rusya ve ABD anlaşmadan ve Suriye’nin yapısına uygun bir konsept oluşturulmadan bitecek gibi görünmüyor. Esad ve diğer bölgesel/küresel güçler, 1. Dünya Savaşı’ndan kalan bu sorunu Suriye’deki etnik-mezhepsel yapıya uygun düşen demokratik bir yönetimle çözebilirler.

Türkiye ise kendi içindeki Kürt sorununu çözmektense Suriye ve Irak’ta Kürt coğrafyasına müdahale ederek Kürtlerle çok uzun sürebilecek bir savaşın zeminini hazırlamaktadır.

Rusya, İran ve Türkiye’nin Suriye’de kurduğu diktatörler ve cihatistler cephesine karşı ABD ve AB demokratik ve seküler cepheye mi destek verecektir? Bekleyip göreceğiz.

* Duisburg-Essen Üniversitesinde halen doktora sonrası çalışmalar yürütmektedir.

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Nisan 2018 14:03
www.evrensel.net
ETİKETLER SuriyeİranABDRusya