Bir sinema dehası Yılmaz Güney

Bir sinema dehası Yılmaz Güney

Yılmaz Güney, doğumunun 81. yılında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi konferans salonunda düzenlenen bir etkinlikle anıldı.

Hidayet KALINLIOĞLU
İstanbul

 
Çağımızın ve ülkemizin entelektüel ikliminde boy vermiş simalardan birisi de sanatıyla, sinemasıyla, politik tavrıyla dikkatleri üzerine çeken Yılmaz Güney. Sanatçı, doğumunun 81. yılında çeşitli etkinliklerle; kutlamalarla, toplantılarla, söyleşilerle anılıyor. Bu toplantı ve kutlama programlarından birisi de Mimarlar Odası İstanbul Şubesi konferans salonunda geçtiğimiz Pazar günü yapıldı. Program, sınıf mücadelesinde yaşamlarını yitirenler için yapılan saygı duruşuyla başladı.

Sokak Kültür Derneği’nin düzenlediği ve Düşünceye Özgürlük Girişimi’nin desteklediği programa iki yüz kişiyi aşkın kişi katıldı. Yirmiye yakın konuşmacının söz aldığı toplantıda Yılmaz Güney’in başta sinemacılığı olmak üzere, şair, öykücü ve romancı kimliği üzerinde duruldu. Pek çok konuşmacı da Güney’in politik görüşleri, sınıf mücadelesindeki özgün yeri üzerinde durdu. Genel kanaat olarak da Güney’in siyasal ve sanatçı yönü arasındaki diyalektiğe vurgu yapıldı.  

Toplantıda üzerinde durulan temalar arasında, onun bir sinema dehası oluşu vardı. Kimi konuşmacılara göre bu dehanın izlerini babası saz ozanı, annesi masal anlatıcısı olan Güney’in aile köklerinde aramak gerekmektedir. Sanata yatkınlığı daha lise yıllarında kendini göstermiş, yazdığı öykülerden dolayı hapis cezasına çarptırılmıştır. Altı çizilen konular arasında Güney’in sinemaya girmeden evvel bir edebiyatçı kimliğine sahip olması da bulunuyor. Rus ve Batı klasiklerini okuyor, çok yönlü kendini geliştiriyor, siyasileşiyor. Sinemaya girdiğinde de geleneksel, egemen sinema anlayışına karşı savaş açıyor ve konuşmacıların da işaret ettiği üzere sinemanın eksenini değiştiriyor.

Toplantıda Güney’in etnik özelliği üzerinde de duran konuşmacılara bakılırsa Güney Kürt olmasının yanında Kürt sorununu ve Kürdistan meselesini güncelleştiren bir sanatçıydı. Yine de onu enternasyonal bir devrimci olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Toplantı sırasında ekrandan yansıtılan görüntülerde kendi açıklamalarına da yer verilen programda şöyle sesleniyordu Güney: Türk, Kürt Acem ve Arap halklarının ortak mücadelesi toplumu devrimlere götürebilir. Konuşmasının sonunda “mutlaka kazanacağız” şiarının yer alması da bir hayli dikkat çekiciydi. Umut, Acı, Endişe, Düşman, Sürü, Yol ve Duvar’dan fragman ve fotoğraf kareleri de sunumlara eşlik etti. Sağlık nedeniyle toplantıya katılamadığını bir mesajla programa ileten Fatoş Güney ise Yılmaz Güney’i, onun arkadaş ve yoldaşlarını selamladığını duyurdu.

Yaklaşık dört saat süren programda, Güney’in siyasal görüşlerinden detaylar verilirken Mahir Çayan ve İbrahim Kaykapkaya ile ilişkisine de değinildi. Onun yalnız ülke siyasetini değil Sovyetleri ve Çin’i de yakından izlediğinin üzerinde duruldu. Güney adında bir dergi yayını da bulunan sanatçı, toplumsal sorunlara karşı son derece duyarlı olduğu için özgündü. İlkelerinden ödün vermeyen, elbette ki sosyalizme inanan, mesleki enerjisinin tümünü ünü, unvanı asla önemsemeyip emekçi sınıfların kurtuluşu için seferber eden biri oldu.

Kendisinden önceki sinema birikimini özümsemesi üzerinde de durulurken Muhsin Ertuğrul kuşağından ve resmi ideolojinin yönlendirdiği sanat ve sinema anlayışından da kopuş yaptığı ileri sürüldü. Dünya sinemasından, İtalyan yeni gerçekçi sinema anlayışının tecrübelerinden yararlandığı söylenirken Güney’in Sovyet sinemasıyla da bağlantıları kuruldu.

Konuşma süreleri beşer ya da onar dakikayla sınırlı olduğu için pek çok konuşmacı, görüşlerini yeterince yansıtamamaktan yakındı. Kürtçe yapılan konuşmalara yer verilmesi, ayrıca şiirlere, şarkı ve türkülere yer verilmesi, bunların yanında birçok mesaja yer verilmesi, programın zengin olmasını sağladığı kadar canlı bir atmosferde geçmesini de sağlamış oldu.

www.evrensel.net
ETİKETLER Yılmaz Güney