Mantığını, mantaliteni, eski alışkanlıklarını bırak 2018’e öyle gel

Mantığını, mantaliteni, eski alışkanlıklarını bırak 2018’e öyle gel

Gebze'den bir metal işçisi, kendilerine 'değişerek gelin' denilen fabrikada, kötü çalışma koşullarının değişmediğini yazdı.

Metal işçisi
Gebze

Bu cümle çalıştığım fabrikada 2018’e girdiğimizden beri görebileceğimiz her yere asılan bir  cümle. Bunu söyleyen fabrika yönetiminin üretimi arttırmak, hataları sıfıra düşürmek, kârına kâr katmak ve bize sürekli hata yapmadan çalışmamız gerektiğini hatırlatmak için söylediği şüphesiz. Burası metal fabrikası. Aselsan’dan tutun da üçüncü havalimanına, Arçelik’e ve daha birçok büyük firmaya parça üretiyoruz.

Buraya kadar her şey normal. Seneye başlarken eski mantığı bırakmak fikri başta fena gelmemişti. Böyle düşünürken fabrikamızın da eski alışkanlıklarını bırakacağını düşünmüştüm. İş güvenliğine daha fazla önem verileceğini, çalışırken sağlığımızı tehdit eden unsurların azalacağını, servis sorunun çözüleceğini, zorunlu fazla mesailerin düzene gireceğini sanıyorduk. Ancak değişen iş kazalarının artması oldu. Son üç ayda neredeyse her hafta bir arkadaşımız kaza geçirir durumda. Ocak ayında gece vardiyasında bir arkadaşımız ayar yaparken makineye elini sıkıştırdı. Başka bir gün ‘çırak’ olarak bilinen meslek öğrencisi hiç bilmediği, çalıştırılmaması gereken bir bölümde çalıştırılıyor ve parmağı kopuyor. Kimse hiçbir şey söylemiyor. Onu kimin orada çalıştırdığı, iş güvenliğinin o sırada ne yaptığı , kazanın kayıtlara nasıl geçtiği bilinmiyor. Hatta birçok işçi arkadaşımız bu durumdan bile haberdar değil. Bir işçi arkadaşımız fazla mesaili çalıştığı bir günde makine ayarını yaparken  parmağını kaptırıyor. Bunlar sadece benim duyabildiklerim. Çünkü kaç kaza olduğuna, kazanın nasıl olduğuna ya da olmaması için nelere dikkat etmemize gerektiğine dair açıklama yapılmıyor. Üstü kapatılıp “Önemli bir şey değil, sadece basit bir  kesik, sıyrık” denilerek geçiştiriliyor. Malzeme koyduğumuz, aldığımız büyük demir kasalar hem çok eski hem de kırık, demiri çıkmış durumda. Defalarca iş güvenliğine söylememize rağmen "Ben söylemem gereken yerlere söyledim. Benim daha fazla yapabileceğim bir şey yok" denilerek geçiştiriliyor. Bunların yanında dökümhane bölümünde veya oraya yakın bölümlerde çalışan arkadaşlarımız da çalıştıktan sonra en iyi ihtimalle  astım, nefes darlığı başlamış durumda. Daha kötü olan ise dökümhane de çalışanların meslek hastalığına yakalanmış olması. Bir arkadaşımız akciğerinde yüzde 15 alüminyum olması nedeniyle meslek hastalığı raporu aldı. Rahatsız olup, doktora gitmeyenler, hastalığı varsa da bilmeyenler cabası. Sağlık kontrolü yapılması deseniz hak getire. En son iki yıl önce fabrikada sağlık kontrolü yapıldı. Bel fıtığı, boyun fıtığı artık neredeyse fabrikada ki herkeste olan rahatsızlıklar.

Evet ağır bir işte çalıştığımızın farkındayız. Ama çok basit önlemlerle, (Mesela; sağlam kasalarla, çalıştığımız yerlerin, bölümlerin çalışan kişinin fiziki yapısına göre ayarlanması, makine, robot ile çalışılan bölümlerde uyarı, sensör cihazlarının arttırılması ile) birçok kazanın, hastalığın azalabileceğini de biliyoruz. Ekmeğimize, çalıştığımız yere tabii ki sahip çıkıyoruz. Ama bize değiş diyen patron ve fabrika yönetimi kurulduğundan beri  her gün artan daha fazla üretim baskısını, makine iki saniye bile boş kalamaz mantığını değiştirmiyor. Zaten zor olan çalışma koşullarımızı daha da zorlaştırıyor. Bugün benim çalıştığım yerde de neredeyse ülkemiz de tüm iş yerlerinde de hem de dünyanın birçok yerinde benzer veya daha kötü koşullarda çalışan arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, çocukların, kadınların olduğunu da biliyoruz. Bunun sebebi bizim ürettiğimizi bize katbekat pahalıya satan çoğu zaman bize bile satmayan, almadığı önlemlerle bizi öldüren sermaye sahipleri ve bugün Torunlar Center’da olduğu gibi bir işçinin canına 6 bin lira ceza veren mahkemeler, koyduğu vergilerle belimizi büken, kaşıkla verip kepçeyle alan, canımızı korumak için gerekli yasaları çıkartmayan, iş yerlerini denetlemeyen, hükümetler ve hepsinin beraber büyütüp beslediği bu bataklık sistem. Bunu da ancak hangi koşulda olursak olalım biz işçilerin de onlar gibi birlikte ve daha güçlü hareket etmesi ile değiştiririz. Tıpkı sendika mücadelesi veren Tayaş işçileri gibi, Adana’dan İstanbul’a daha iyi çalışma koşulları için yürüyen saya işçileri gibi...

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Nisan 2018 06:24
www.evrensel.net