KODA’dan sempozyum: Üniversitenin devrimini yapacağız

KODA’dan sempozyum: Üniversitenin devrimini yapacağız

Kocaeli Dayanışma Akademisi'nin 'Üniversitenin Ötesinde' başlıklı uluslararası sempozyumu ikinci gününü geride bıraktı.

Kocaeli Dayanışma Akademisi'nin (KODA) 'Üniversitenin Ötesinde' başlıklı uluslararası sempozyumu ikinci gününde Birleşik Metal-İş Sendikası Kocaeli Şubesi'nde gerçekleştirildi.

İkinci gün üçüncü oturum, “Araştırma: Ne İçin? Kim İçin? Nasıl?” başlığıyla gerçekleştirildi. Oturumda ilk sunumu Ankara Üniversitesi'nden ihraç edilen Işıl Ünal "Araştırarak Özgürleşmek, Özgürleşerek Araştırmak" başlığıyla yaptı. “Araştırmayı içinde gerçekleşen durumundan soyutlamak mümkün değil” diyen Ünal, bilginin politik bir faaliyet olduğunu ifade etti. Araştırmanın kolektif bir süreçle yapılması gerektiğini belirten Ünal, “Gerçekliği anlamak istiyorum ama gerçeklik herkes için aynı oranda değil. Araştırmayı kolektif bir süreç olarak tanımlayan paradigmaları ortaya çıkarmalıyız. Sadece paradigmanın başka bir paradigma haline gelmesi önemli değil, hangi etmenlerle yorumladığınız önemli. Paradigmanın dışında süreci nasıl kurduğumuz da önemli. Araştırmayı kolektif bir süreçte yapmamız gerekiyor, süreci özgürleşimci bir süreç haline getirmeliyiz” dedi.

'KURTULUŞ DEVRİMCİ PRAKSİSTE'

Praksis Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Ali Yalçın Göymen ise “Bilginin ve Yaşamın Müşterekleşmesi Olarak Devrimci Praksis” başlıklı sunumunda konuştu. Meseleyi politize etmeye çalışacağını ifade ederek sözlerine başlayan Göymen, “Şu an patlamaya hazır bir bomba halinde dünyada yaşıyoruz. Bombanın pimini çekmek için ortaya çıkan bir çok kişi var. ‘İnsanlığın içine düştüğü bu durumdan nasıl çıkarız’ı arıyoruz. Benim görüşüm söz konusu kurtuluşun devrimci praksis ile olabileceği. Devrimi yapmalıyız, yapılabilecek bir şey” dedi. Mücadeleyi bugünden örmek gerektiğine değinen Göymen, “Bizler, 'Hayır, bu dünyayı bizler üretiyoruz, bizi tahakküm altına alarak kullanmanıza izin vermeyeceğiz' diyoruz. Müşterekleşmeyle yabancılaşmanın tam tersi bir hareket örüyoruz, ortaklaşıyoruz, öznelleşiyoruz. Müşterekleşme topluluğu atılmış adım, devrimci praksise olanak sağlayan bir şey. Dönüşüm insanların yaşamlarını kendi ellerine almalarıyla olacak. Yeni dünyanın kapılarını açmak müşterekleşmeden geçecek” diye konuştu.

Meral Akbaş ile Nihan Bozok ise “Hissetmek, Görmek, Dinlemek, Dönüştürmek: Feminist Metodolojinin İmkanları Üzerine” başlıklı sunumu ortak yaptı. Bozok, ses çıkartamayanlara kulak verilmesi gerektiğinin üzerinde durarak, “Feminist metodolojinin ne olduğunu tamamen söylemek zor ama bir kere görme biçimini değiştiriyor, sesi çıkmayanların sesine dikkat çekmemize olanak veriyor” dedi. Akbaş ise feminist metodolojinin bilimin erkek eliyle yapıldığını redderek hareket ettiğini ifade ederek sözlerine başladı. Bu durumun daha kökten bir sorgulamayı yarattığını aktaran Akbaş, “Bu kopuşla dünyaya baktığınız yer değişiyor. Feminizmi feminizm yapan şey kadının anlattığı her hikayeye, araştırmaya değer vermek onu görünür kılmak” ifadelerini kullandı.

'GERÇEKLİĞE İHTİYACIMIZ VAR'

Kocaeli Kültür Kolektifi'nden Bora Erdağı ise, “Her şey Bir 'Espri'den Doğdu: Non Scholae, Sed Vitae Discimus” başlıklı sunumu gerçekleştirdi. Erdağı, eseri ifadesinin Türkçe'ye Fransızca'dan geçtiğini ve özgün dilinde düşünme, akıl, tutum anlamlarına geldiğini ve Türkçe'de ise bu içeriğin daraltıldığını ifade ederek sunumuna başladı. Sunumunda espriyi işaret, jest ve eylem olarak konumlandırmanın ne kadar önemli olduğunu belirtti. Espri, bu anlamıyla hayat karşısında başlangıç ve yinelenmenin bir momenti olarak ifade etti. Bütün bunlarla birlikte hayatı savunmanın ve gerçekleştirilmesinin ancak nefes almayı öğrenmekle başlayabileceğini ve bu nefesin yaşamı savunmanın hakikati olduğunu iddia etti. Sonuç olarak okulun belirli türden bir hakikat içeriği ve formu içerdiğinden ölüme tutkuyla bağlı olduğu, ancak bu tutkunun yönünü değiştirerek yol almanın bulunmasını salık verdi.

İkinci günün dördüncü son oturumu “Eleştirel ve Özgürleştirici Pedagojik Arayışlar” başlığıyla, Kuvvet Lordoğlu'nun moderatörlüğünde gerçekleştirildi.

“Bir Mücadele Yolu Olarak Feminist Pedagoji” başlıklı sunumu gerçekleştiren Pelin Yalçınoğlu, “Öğretmen kendini otoriter konumdan kendini rehber konuma nasıl alabilir?” sorusuna yanıt aradı. Öğretmenlerin bunu kendiliğinden yapmalarının mümkün olmadığını belirten Yalçınoğlu, “Feminist pedagoji burada bilinçli bir analiz yapılmasını önerir. 'Ben ne yapıyorum, ne öğretiyorum' soruları yöneltmeli öğretmen kendine. Benim de kendi kendime deneyerek, yanılarak ortaya koyduğum şeyler var. Feminist pedagoji kadının öğrenmesinin önemine vurgu yapıyor” dedi. Öğrencileri izleyici değil, katılımcı kılmanın önemli olduğuna değinen Yalçınoğlu, “Feminist pedagoji öğretmenlik mesleğini politik bir eylem olarak görüyor. Bilinç yükseltme, feminist pedagojinin olmazsa olmazları arasında” diye konuştu.

'NOT VERMEK FİYAT BİÇMEK GİBİ BİR ŞEY'

Boğaziçi Üniversitesi ve Kampüssüzler Hareketi'nden Günizi Kartal ise, “Alternatifin Alternatifi: Notsuz Değerlendirme" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. "Bir öğrencinin çalışmasını notlandırmak bana fiyat biçmek gibi geliyor, rahatsız edici bir şey. Ortaya çıkan çalışmaya not mu değer verecek?" diyerek sözlerine başlayan Kartal, notlu bir sistemin içinde notsuz bir sınıf yaratmanın mümkün olduğuna değinirken, bunun üzerine düşünenlerin olduğunu da söyledi. 4 temel ayak olduğunu belirten Kartal, "Biri öğrenme amaçlarının bireysel olarak belirlenmesi, diğeri yansıtma ve gösterge biriktirme, bir diğeri geri besleme ve son olarak değerlendirme görüşmeleri gerekli" dedi.

Ankara Üniversitesi'nden ihraç edilen Seçkin Özsoy, "Öğrenme: Özgürleşim?" başlıklı sunumunda akademinin pratikten yola çıkılarak tartışılması gerektiğine vurgu yaptı. "Aptallaştıran değil, özgürleştiren bir anti-kapitalist perspektifte müşterek eğitime ihtiyacımız var" diyen Özsoy, üniversitenin nasıl var edilebileceğine şöyle yanıt verdi: “Peki bu durumda akademiyi ihya mı edeceğiz, inşaa mı? Benim tercihim, üniversiteyi baştan varsayıp, bilgiyi, bilgi üretimini nasıl var edeceğimizi tartışmalıyız. Pratikten giderek akademiyi tartışmalıyız.”

'İYİ OLANI YENİDEN ÖRGÜTLEYECEĞİZ'

İkinci gün ve sempozyum forum ile son buldu. "Onur Hamzaoğlu ve Serdar Başçetin'e Özgürlük Forumu" başlığıyla gerçekleştirilen forumda moderatörlüğü Hakan Koçak üstlendi. Ankara Üniversitesi'nden ihraç edilen Ahmet Haşim Köse ise "Bilim İnsanı ve Etik" başlığıyla sunum yaptı. Forumu açan Hakan Koçak,  Serdar Başçetin'in sempozyum başlamadan bir gün önce özgürlüğüne kavuştuğunu belirterek, Onur Hamzaoğlu için özgürlük istemeye devam ettiklerini belirtti. Onur Hamzaoğlu ve Serdar Özçetin'in mesajlarının okunduğu foruma Ahmet Haşim Köse sunumuyla devam etti. Hamzaoğlu'nun yakın arkadaşı olduğunu belirten Köse, "Onur için çok şey söyleyebilirim. Benim için çok önemli bir varlığı var. Karaburun Bilim Kongresi'ni düzenleyenlerden olduk, onun onurunu birlikte yaşadık. Onu özledik, yakında gelsin. Birlikte olunca daha güçlü olacağız" dedi. Sunumunda, etik denen şeyin normları olduğunu belirten Köse, bu normların yazılı olmasına gerek olmadığını belirtti. “Şimdi hangi üniversiteden bahsediyoruz?" sorusunu yönelten Köse, "Bugün üniversitenin yazılı normları var, kuralları var. Bu normlar İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşuyor. Peki, şimdi hangi üniversiteden bahsediyoruz? Sütçü İmam'dan mı, Boğaziçi'nden mi?” diye sordu. Köse, “Türkiye'de bir şeyi yok etmenin aracı olarak kullanılmıştır çok etmek. Bugün her yanda üniversitelerin açılmasını ben buna yoruyorum. Artık üniversiteler ahlakını, soylu geleceğini yitiriyor. Yeniden yeşertilebilinir mi? Bugün çöl, ama belki yarın öbür gün yeşertilir. Çoğalarak yok olan bir üniversiteden bahsediyorum. Üniversite diye bildiğimiz yapılar epeyce hırpalanmış durumda. İyi olanı yeniden örgütleyeceğiz, iktidarla norm kazanan üniversitenin devrimini yapacağız” dedi.

İki gündür devam eden sempozyum Ahmet Haşim Köse'nin sunumu ve forumda yapılan tartışmaların ardından son buldu. (Kocaeli/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Mart 2018 20:23
www.evrensel.net
ETİKETLER KODAKocaeli