Günel Altıntaş’a mektup

Günel Altıntaş’a mektup

Merhaba Günel Altıntaş,Merhaba Uslanmaz Arkadaşım,Yeni kitabının adını “Sözcük Tatlısı” koymuşsun. Okudum. Kitabın adında tatlı oluşu analarımızın dayağa “Beşparmak Tatlısı” demesi gibi bir şey. Zaten sen de kitabı avukata biraz bu yüzden okutmuş olmalısın. Kitabın adını taşıyan şiirini Gülsen Tuncer’e

Sennur Sezer

Merhaba Uslanmaz Arkadaşım,
Yeni kitabının adını “Sözcük Tatlısı” koymuşsun. Okudum. Kitabın adında tatlı oluşu analarımızın dayağa “Beşparmak Tatlısı” demesi gibi bir şey. Zaten sen de kitabı avukata biraz bu yüzden okutmuş olmalısın. Kitabın adını taşıyan şiirini Gülsen Tuncer’e adamışsın. Doğrusu şiirin Gülsen kadar yakıştığı insan azdır, o yüzden kitabının keyifli olduğu da söylenebilir.
Sevgili Günel,
Kum Saati şiirin bana, ben yazmışım gibi tanıdık geldi. Galiba yaşlanmak benzer duygulara sürüklüyor bizi:
“Her gün döndürüyorum saati/döndürüyorum gittikçe ağırlaşan haznesini unutuşun/aydınlanı aydınlanıveriyor kararmış yüzleri ölülerin/yıldız taşkını bir gökyüzü sanki belleğim/ve birden irkiliyorum çokluğu karşısında yıldızların/ yakında benim de/ başka kum saatlerinde/ağır bir kum tanesi olacağımı düşünerek.”
Şiir için verdiğin öğüt her zaman için geçerli, şiirini bilenlere okut, diyeceklerine boş ver. “sen beğenmemişsen kötüdür o şiir/yırt çöpe at/ iyi diyorsan/ denize”. Anlaşılan kimse şiirini biriktirmesin diyorsun. Önsöz’ünü okuyanlar bunun nedenini anlayacaktır. Hâlâ İkinci Yeni’nin etkilerini taşıyan şiir akımları, yayınevlerinin şiir kitabı basmaması, şiirin toplumsal olaylara yabancılaşması... “Bu kitap bu tutuma bir karşı çıkıştır” demişsin. Güzel. Ama üstümüzdeki bu ağır rutubetli boğucu hava kitabını avukatına göstermeni gerektirmiş.  Sonunda “sen bir garip Romansın telli zurna neyine” deyip zurnanın tellerini sökmüşsün, içine sinmese de.
Bugün geçerli değer ölçütleri bizim gençliğimizden çok farklı. Ama ben umudumu yitirmedim. Senin de insanoğlundan umudunu kestiğini sanmam. Yoksa sesinde bu alay sesi kalmazdı. Çocukların “değnekten at/bezden bebek/ yapması gibi , “yaşam kırıntılarından” şiir düzenler da umudu keserse yaşamdan, tutunacağımız ne kalır ki. Beş binden çok şiir yazıp bir kitap yayımlamayan Halil İbrahim Bahar’a Cemal Süreya’ya, Dağlarca’ya yazdığın şiirlerin nasıl içten şiirler olduğu bilmek için seni tanımak gerekli.
Ancak edebiyatın askeri olanlara:
“Askerdi her zaman/ Yüzbaşılıktan ayrıldı/general olarak öldü //Selama dursun bütün ölüler” denebilir. Kime? Sen Dağlarca’yı kastetmişin. Ben bir an Aziz Nesin’i düşündüm.
Acı acı gülünecek manzaralar çizmişsin. Demokratik yollarla seçilen kurt, kurda inanmayan köylü... Bunları da içini kemiren kurtlarla bezemişsin. Döneminin güzel insanlarının görüntüsünü eklemişsin, Ahmet Necdet, Turhan Selçuk, Turhan Dursun, Mehmet Kemal... Demokrasiye tutkun, özgürlüğe meraklı olur şair milleti.  Emeğe saygılı olduğunu söylemeye gerek yok elbet. Haksızlıklarla dalga geçmezse ne şiire yarar ne okura.
Sevgili Günel Altıntaş,
Şiirin elini eteğini sokaklardan çektiği dönemde taşlamalar yayımlamak , ancak senin gibi atak kişilerin işi.
Bilirsin, bir zamanlar Ümit Yaşar Oğuzcan, taşlama yazardı. Cumhuriyette. Bir gün Cumhuriyete de bir taşlama yazdı. Gazetenin 2. sayfasında Burhan Felek ile İlhan Selçuk karşılıklı yazıyorlardı: “Solda İlhan ağlıyor, sağda Burhan yağlıyor” Ertesi gün sayfadan bu satırlar çıkmıştı. Sonra da Ümit Yaşar çıktı gazeteden. ..Taşlama tehlikelidir arkadaşım. Haşlama da boğazını yakar. Ama sen inatçısındır bilirim.
O zaman Şiir Tatlısı’nın yayınevi’nin telefonunu, adresini  vereyim KOD: EKS YAYINEVİ, 0212 5271033, [email protected]
Sana güzel ömürler dilerim.

www.evrensel.net