Mülkiyeliler Birliğinde genç yönetim: Korkulan yerde bilim olmaz

Mülkiyeliler Birliğinde genç yönetim: Korkulan yerde bilim olmaz

Birkan Bulut, Mülkiyeliler Birliği yeni Başkanı Dinçer Demirkent ile Mülkiye'nin eleştirel geleneğini, üniversitelere dönük saldırıları konuştu.

Birkan BULUT
Ankara

Türkiye'nin önemli politik kadrolarını yetiştiren Mülkiye, şimdiki adıyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) bugüne kadar 6 padişah 12 Cumhurbaşkanı ve bütün hükümetleri gördü. Osmanlı'da modernleşme hareketleriyle ortaya çıkan kadro ihtiyacı sonucu kurulan Mülkiye, birçok dönem iktidarların hedefi oldu. İstibdat padişahı Abdülhamit için “Çok yaşa” demeyerek verilen şekeri çiğneyen öğrencilerden, ihraç edilen hocaların cübbelerinin polis tarafından çiğnenmesine kadar birçok direnişe sahne oldu. Okulun geleneği, geçtiğimiz günlerde Mülkiyeliler Birliği seçimlerinin sonuçlarının “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” sloganlarıyla kutlanmasıyla bir kez daha kendisini gösterdi. Mülkiye'nin eleştirel geleneğini, üniversitelere dönük saldırıları, Ankara Üniversitesi'nden ihraç edilen Dr. Dinçer Demirkent ile konuştuk. Haftasonu yapılan seçimlerde “Yetiştik Çünkü Biz” grubunun adayı olarak seçilen Mülkiyeliler Birliği yeni Başkanı Dinçer Demirkent, “Öğrencilerin özgür tartışma ortamlarının olmadığını, akademisyenlerin özgür araştırma ortamları ve istediği konularda çalışabilme imkanlarının kısıtlandığını görüyoruz.  Korkulan yerde bilim olmaz” dedi. 

Mülkiyeliler Birliği

Üniversitelere dönük saldırılar içerisinde Ankara Üniversitesi kitlesel ihraçlar, soruşturmalar, yasaklar, kapanan dersler ve merkezlerle büyük yara aldı. Neden bu kadar hedef oldu?
Mülkiye'ye dönük baskılar OHAL’den, hatta barış bildirisinden önce başladı. Gezi'den sonra dekanımıza soruşturma açıldı. Ardından Rektör Erkan İbiş'in baskıları artarak devam etti. Baskılar özellikle Mülkiye'ye ve Cebeci kampüsüne yönelik oldu, çünkü Cebeci Türkiye'de az bulunan bir akademik özgürlük ortamıydı. Türkiye üniversiteler sistemi sıradan bir rektörü, herhangi bir yönetici gibi her şeyi belirlemek, emretmek ister. Bu bilimsel ortamın işleyişine aykırıdır. Rektör Erkan İbiş, YÖK kanunundan aldığı yetki ve siyasal iktidardan aldığı destekle Mülkiye’yi belirlemek, akademik özgürlük alanını yok etmek istedi. Bu alan, üniversite bileşenlerinin yarattığı bir tür eleştirel düşünce ortamıydı. 2016 Ocak ayında barış bildirisi yayımlandı. Ankara Üniversitesi bu bildiriye karşı soruşturmalar açan ilk üniversitelerden biridir. Üniversitemizdeki tüm imzacı akademisyenlere soruşturma açıldı. Bu soruşturmalara hala sonuçlandırılmadı. Rektörlük ne yazık ki soruşturmayı bir tür baskı yöntemi olarak kullandı. Örneğin ben ihraç edildikten sonra da hakkımda iki tane soruşturma açıldı.

'KORKULAN YERDE BİLİM OLMAZ'

Boğaziçi Üniversitesi'nde Cumhurbaşkanı'nın öğrencilerin ifade özgürlüğüne karşı yaptığı açıklamaya baktığınızda görmeniz gereken şudur: Şiddet, şiddet çağrısı, ırkçı cinsiyetçi bir ifade yok ama öğrenciler suçluymuş gibi bir algı var. Barış bildirisinde de benzer bir şey oldu. Bir imza metni Cumhurbaşkanı'nın gündemine girdi, ardından rektörlük ve savcılık makamları harekete geçti. Öğrencilerin özgür tartışma ortamlarının olmadığını, akademisyenlerin özgür araştırma ortamları ve istediği konularda çalışabilme imkanlarının kısıtlandığını görüyoruz.  Korkulan yerde bilim olmaz. Çok üzücü şeyler oluyor. 

Ne gibi şeyler?
Mülkiye’nin köklü bir eleştirel sosyal bilim ekolü olarak varlığını sürdürmesini engelleyecek her türlü düzenlemeye resmi ya da fiili olarak gidiliyor örneğin. SBF’de yetişen asistanın SBF’de hoca olabilme imkanını kaldıracak düzenlemeler var ki bu SBF’nin özgünlüğünü yok etmek anlamına gelir. Mülkiye gibi köklü bir üniversitede derslere müfettiş gelmesi gibi bir sorun söz konusu. YÖK veya rektörlükten atandığı söylenen kişiler, dersleri izliyorlar ve büyük ihtimalle raporlar hazırlıyorlar. Öğrenci topluluklarının faaliyetleri askıya alındı. Gerekçesi de topluluk tüzüklerinin yayınlanan yönergeye uygun olmadığı. Bu yönerge tam bir öğrenci toplulukları idam fermanı. Bir topluluk her yıl beş faaliyet yapmak ve daha yapmadan bildirmek zorunda. Yani Üniversite rektörlüğü topluluklar üzerinde merkezi bir denetim kurmak istiyor. Benzer tüzükleri olan topluluklar birine aktarılmak zorunda ya da benzemezse  kurulamıyorlar. SBF Tiyatro Topluluğu gibi köklü -düşünün kimler gelmiş kimler geçmiş o topluluktan- bir topluluk, tarihi AÜ’nün tarihinden eskidir, özgünlüğünü yitiriyor. 

Peki Mülkiyeliler Birliği'ne gelirsek, üniversiteler üzerindeki bu baskılar karşısında Mülkiyeliler Birliği'nin önemi nedir? Ayrıca “Yetiştik Çünkü Biz” olarak seçilmeniz hangi değişimin yansıması sizce? 
Mülkiyeliler Birliği örgütü 1946 yılında kurulan bir örgüt. Mülkiyeliler arasında dayanışmayı geliştirecek olan, ülke sorunları hakkında Mülkiyelilerin birikimini kamuya aktaracak olan bir dernek. Mülkiye 1859'da kurulan Türkiye'nin en köklü sosyal bilimler okulu. Mülkiye, özgün yapısını korumuş ve mezunlarıyla belli değerler katmış. Bu değerler arasında özellikle hukuk devletinin geliştirilmesini, eleştirelliği görürüz. 

Mülkiye'nin bir inek bayramı vardır. Bu bayramda fakülte yönetimini de ülke yönetimini de eleştirirler. İmam kılığına giren bir öğrenci esprili bir dille dua eder, bir takım temenniler dile getirir. Bu görevi en son yerine getiren öğrenciye dine hakaret ettiği gerekçesiyle ceza davası açıldı. Doğrudan doğruya ifade özgürlüğüne, üniversitenin eleştirel kimliğine de dönük bir şey bu. Ancak Ankara Üniversitesi de bir utanca imza atarak, ne yazık ki o öğrenciye bir daha soruşturma açtı. Mülkiyeliler Birliği'nden beklenti, eleştiri özgürlüğünü ve eleştirel özgür bir akademik alan olarak Mülkiyeyi korumasıdır. İkincisi üyelerinin hukukunu korumasıdır. Fakültesinde, üyeleri arasında ya da ülkesinde bir şeyler yanlış gidiyorsa elinden geleni yapmalıdır.

'İDDİAMIZ MEMLEKETİN ARZUSUNA KARŞILIK GELDİ'

Mülkiyeliler Birliği'ne aday olmamızın üç nedeni vardı; Mülkiyeliler Birliği'nin kendi geleceği olan fakültesine sahip çıkması, varlığını sürdürmesini sağlayan üyelerine ve ülkesine sahip çıkması. Bu çıkış bizim beklediğimiz ama bu kadarını beklemediğimiz bir etki yarattı. Neredeyse Mülkiyeliler Birliği seçimleri Türkiye gündemine girdi. Çünkü bir değişime herkesin bir ihtiyacı vardı. Bizim Mülkiye camiamızın dışında herhangi bir yerde iktidar değişimine ne kadar büyük ihtiyaç ve arzu olduğunu da göstermiş oldu bu seçim. İddiamız neredeyse memleketin arzusuna karşılık geldi. 

'KAPATILAN İNSAN HAKLARI MERKEZİNİ AÇACAĞIZ'

Seçim sürecinde verdiğiniz sözler vardı. Biraz bahseder misiniz neler yapacaksınız?
“Yapamayacağımız hiç bir şeyin sözünü vermeyeceğiz” dedik. İkincisi de “Üyelerimizin hukukunu savunacağız” dedik. Öncelikle bütün üyelerimizin yan yana durmasını sağlamak gibi bir görevimiz var. Yapacağımız işleri şöyle anlatabilirim: Öncelikle kapatılan İnsan Hakları Merkezimizi Mülkiyeliler Birliği bünyesinde tekrar faaliyete geçireceğiz. İnsan Hakları Merkezi'ni bugüne kadar yaptıkları ile bir onur meselesi olarak görüyoruz. Fakültenin yaşadığı sorunlara dair az önce yaptığım tespitlerin çözüm yollarını araştıracağız. Çünkü bu fakültede neler yaşandığını çok iyi bir biçimde gören, yaşamış bir grubuz. Mülkiyeliler Birliği, SBF öğrencilerine burs veriyor. Bu bursları çeşitlendirmek gibi bir kaygımız var. Sadece bir parasal yardım değil, onlara çeşitli, özellikle de yurt dışında, -yurt dışındaki mülkiyelilerin desteğiyle tabi- çeşitli staj olanakları ya da dil kursu gibi olanaklar yaratmaya çalışacağız.

Mülkiyeliler Birliği

'ARAŞTIRMA MERKEZLERİ KURACAĞIZ'

Ayrıca Ankara Üniversitesi ve YÖK denetiminde çeşitli girişimlerde bulunarak akademisyenlerimizin özgür araştırma ve eğitim yapmalarını sağlayacak bir ortamı yeniden yaratmanın yollarını onlarla konuşarak, onlara danışarak araştıracak, fakültemizin ilgili kurullarına danışarak çözüm geliştirmeye çalışacağız. Kurmayı düşündüğümüz 4 araştırma merkezi var: İnsan Hakları Merkezi, Emek Araştırmaları Merkezi, Demokrasi Araştırmaları Merkezi, Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Merkezi. Bu merkezlerde ülkenin temel sorunlarına ilişkin araştırmalar, çalışmalar yapılacak. Bu çalışmaların sonucunda da “Mülkiyeli Görüşleri” yayınlanacak. Bu geleneği devam ettireceğiz.

Bir önceki yönetim, mezunların sosyalleşmelerine ilişkin çok iyi çalışmalar yaptı. Üyelerimizin bir araya gelmesine ilişkin yolları çeşitlendireceğiz ve şubelerimizle yayacağız. Mekanlarımızın eril ve gençlere kapalı mekanlar olduğunu ne yazık ki deneyimliyoruz uzun bir süredir. Bu sosyalleşme faaliyetlerini düşünürken perspektifimiz üyelerimizin daha özgür ve mutlu olacağı ortamlar olacak.

MÜLKİYELİLER SINAVI GEÇSE DE MÜLAKAT İLE ENGELLENİYOR

Bu dört merkezinin dışında Hukuki Destek Merkezimiz olacak. Mobingden tacize Mülkiye üyeleri birçok sıkıntı yaşıyorlar. Daha da önemlisi ülkenin geleceğine ilişkin gördüğümüz en önemli sorunlardan biri liyakat sorunu. Bir tür nepotizmin devreye girdiğini görüyoruz. Hakim ve savcı atamalarında yaşananlar doğruysa bunun bir felaket olacağını düşünüyorum. Böyle bir felaketin yaşanmaması için liyakat ilkesi korunmalıdır, liyakat cumhuriyetin temelidir. Herkesin kamu görevine yeteneği ölçüsünde girme hakkıdır. Bu hak ayrımcılıkla, etnik, cinsel, dinsel, siyasi kimliğinden ve torpil bulamamasından dolayı engelleniyorsa bu cumhuriyetin köküne dinamit koymaktır. Bizim mezunlarımızın temel sorunlarından biri bütün sınavları kazansalar da mülakat engeline takılmaları. Liyakatin devreye sokulması için çalışmalar yapacağız.
 

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Mart 2018 05:45
www.evrensel.net