Almanya’da İslam tartışması kime yarıyor?

Almanya’da İslam tartışması kime yarıyor?

Yücel Özdemir, İçişleri, İmar ve Yurt Bakanı olan Bavyera Eski Başbakanı Horst Seehofer'in başlattığı'İslam Almanya’ya ait mi' tartışmasını yazdı.

Yücel ÖZDEMİR
Köln 

Almanya’nın yeni kurulan hükümetinde İçişleri, İmar ve Yurt Bakanlığı koltuğuna oturan Bavyera Eski Başbakanı Horst Seehofer, eski “İslam Almanya’ya ait mi” tartışmasını bir kez daha alevlendirdi. Seehofer’i destekleyenlerin ve karşı çıkanların sahneye çıkarak yüksek perdeden konuştukları bir dönemde, göçmenlerin neden din üzerinden tanımlandığı ise sorgulanmadı. Bayatlamış bu tartışmayı yeniden körüklemek, birlikte yaşama zarar vermek ve ön yargıları körüklemekten başka bir şey değildir.

KUZUYU KURDA TESLİM ETMEK

Almanya’da altı ayı aşkın bir süreden sonra kurulan “Büyük Koalisyon” hükümeti, “İslam Almanya’ya ait mi değil mi?” tartışmasıyla göreve başladı. Almanya gibi siyasetin görece oturduğu ülkelerde her ne kadar bakanlık koltuğuna oturan politikacılar her şeyi belirlemeseler de, verdikleri mesajlar, takındıkları tutumlar, politikanın renginde bazı farklılıkların oluşmasına yol açabiliyor. 

Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin koalisyon ortağı Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinin politik çizgisi ise her zaman CDU’nun daha sağında oldu. Kendi sağında yeni bir sağ hareket oluşmasına imkan vermemek için siyasi koşulların el verdiği ölçüde sağa kayan CSU’nun, ırkçılığın ve milliyetçiliğin yükseliş içinde olduğu, Almanya için Alternatif (AfD) partisinin güç topladığı koşullarda her açıdan daha sağ-milliyetçi bir politika izleyeceği de sır değil. 

CSU Genel Başkanı Horst Seehofer’e içişleri gibi önemli bir bakanlığın verilmesi de bu açıdan kuzuyu kurda teslim etmek anlamına geliyor.  CDU ve Sosyal Demokrat Partinin (SPD), adının da “İçişleri, İmar ve Vatan Bakanlığı” olarak değiştirilen bakanlığı CSU ve Lideri Seehofer’e teslim etmesi, önümüzdeki dönem pek çok soruna “güvenlik” penceresinden bakılmasına onay verildiği anlamı taşıyor. Başka bir deyişle siyasal gericiliğin önümüzdeki dönem Seehofer ve CSU eliyle yürütüleceği anlaşılıyor.

DAKİKA BİR GOL BİR

Horst Seehofer ve Angela Merkel

Seehofer’in kendisinden beklenenleri hakkıyla yerine getireceğine kuşku yok. Zira daha bakanlık koltuğuna oturmadan Bild gazetesine verdiği röportajda “İslam Almanya’ya ait değildir. Almanya Hristiyanlık kültürüyle yoğrulmuştur. Pazar tatili, Paskalya, Hamsin ve Noel gibi dini yortu ve ritüeller bu kültürün parçalarıdır” dedi. 

Bu söylem elbette Almanya gerçeğine uymuyor. Asıl maksat İslam düşmanlığı üzerinden güç toplayan sağ-milliyetçi AfD’yi kopya ederek, ona giden seçmenleri geri çevirmek. Bu nedenle AfD’li Alexander Gauland’ın “İslam’ın Almanya’ya ait olmadığını uzun zamandır dile getiriyoruz. AfD’nin bu çizgisi ve iç güvenliğe ilişkin bakış açısı CSU tarafından taklit ediliyor” derken pek de haksız değil.

Uzun yıllar tabu olarak görülen “İslam Almanya’ya aittir” tanımlaması ilk olarak eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff tarafından dile getirilmiş ve yoğun bir destek görmüştü.

Ardından gelen diğer Cumhurbaşkanları Joachim Gauch ve Frank-Walter Steinmeier de bu tutumu sürdürmüşlerdi. Bu nedenle Seehofer’in tartışmayı yeniden açması, siyasi bir tercih. Tartışmaların ardından bu kez Der Spiegel dergisine konuşan Seehofer, Merkel’in kendisine tepki göstermesinin beklenmedik olduğunu söyledi, “Buna anlayış göstermem mümkün değil” diyerek kolay geri adım atma niyetinde olmadığını da göstermiş oldu.

GÖÇMENLER SIKÇA HEDEFE KONULACAK

AfD’nin mecliste olması ve provokasyon amaçlı soru önergeleri vermeye başlaması ve Seehofer’in yaptığı çıkış, önümüzdeki dört yıl boyunca İslam, göçmenler ve sığınmacılar üzerinde yoğun bir tartışmanın süreceğini gösteriyor. Seehofer, bakan olarak mecliste yaptığı ilk konuşmada, önümüzdeki dönem başta ilticası kabul edilmeyen sığınmacıların sınır dışı edilmesi olmak üzere pek çok alanda yeni saldırıların olacağının mesajını vermiş oldu.

AfD ile mücadelede öne sürdüklerinin gerçeği ifade etmediği, gerçekleri ters yüz ederek Alman halkı arasında genel olarak göçmenler özel olarak da sığınmacılara yönelik sürdürülen düşmanca politika geriletilmediği sürece, önce Seehofer ve partisi CSU, sonra da CDU “AfD’lileşme” yönünde adımlar atmaktan geri duramayacaktır. Çünkü, izledikleri politika AfD’nin üzerine oturduğu siyasal zemine yerleşmektir. Bu siyaset karşısında AfD’nin vereceği tepkinin ise daha fazla sağa, açıktan ırkçılığa yönelmesi muhtemeldir. 

Seehofer’in yaptığı açıklamaların daha başında hükümet partileri arasında sıkıntı yarattığı görülüyor. Öte yandan en dikkat çekici olan ise, Merkel kadar bile Seehofer’e yüksek sesle eleştiriler yöneltmeyen ve bunu bir sorun haline getirmeyen SPD’nin tutumu.

İSLAM DA GÖÇMENLER DE ALMANYA’YA AİT

Bütün bu tartışmanın asıl nedeninin farklı inançlardan ve uluslardan emekçiler arasında ön yargıları körükleyerek düşmanlığı büyütmek, yabancı ve göçmenleri günah keçisi yaparak sosyal sorunların nedenlerinin üzerini örtmek olduğu açık. 

Ülkede yaşayan en büyük göçmen grubu olan Türkiye kökenlilerin bu tartışmalardan çıkaracakları sonuç ise içe çekilip bir cemaat halinde İslamcı örgüt ve akımlara sığınmak olmamalı. Tersine emekçilerin inançlar temelinde bölünmesine karşı çıkarak, emekçi olmaktan kaynaklanan ortak ihtiyaçlar, ortak gelecek ve ortak yaşam konusunda ısrar edilmesi olmalıdır. 

Açıktır ki; bugün Alman sağcıları ve ırkçılarının bu ve benzeri tartışmalar üzerinden Müslüman ve Hristiyan inancından emekçiler arasında kolay bir şekilde bölünmeyi yaratmasında örgütlü İslamcı çevrelerin suçu ve sorumluluğu da büyük. 

Bu örgütlerin çoğu bugüne kadar emekçileri din üzerinden içe kapatma, cemaat halinde yaşama konusunda yoğun çaba harcadılar. Yine İslam üzerinden yürütülen bu tartışmalar aynı zamanda bu akımların güç toplamasına da olanak sağladı. Seehofer ve AfD bu nedenle bir taraftan da karşı çıktıkları İslamcı örgütlere yeni nefes alanları açıyorlar.

Özetle, Almanya’da, farklı uluslardan gelen emekçileri din ve milliyet üzerinden bölme çabalarına karşı çıkarak birlikte yaşamı savunmak bugün her zamankinden daha büyük bir önem kazanmış görünüyor.

ALMANYA’DA İSLAM’IN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Resmi kayıtlara göre Almanya’ya gelen ilk Müslümanlar, 17. yüzyıldaki Viyana Kuşatması sırasında esir alınan Osmanlı askerleri. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya okumak üzere Müslüman ülkelerden öğrenciler alınmaya başlanmış. İlk Müslüman dernekleri de bu öğrenciler tarafından kurulmuş. Bu öğrenci dernekleri daha sonraki yıllarda Hitler faşizmi tarafından İslam dünyasına yönelik politika geliştirilmek üzere kullanılmış. Bu nedenle Hitler faşizmi döneminde ülkede yaşayan az sayıdaki Müslüman’ın önemli bir bölümü faşist iktidarla birlikte hareket etmiş.

Almanya’nın İslam’la asıl tanışması ise asıl olarak Türkiye’den Almanya’ya iş gücü göçüyle başlıyor. Yarım yüzyıl içinde, özellikle Hristiyan demokrat partiler uzun yıllar Almanya’nın bir göç ülkesi ve İslam’ın da Almanya’ya ait olduğunu kabullenmeye yanaşmadılar. Bu aynı zamanda göçmenlerin eşit haklardan mahrum bırakılması için de sürekli tekrarlanan bir politika oldu.

2005’TE POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ

Bu politikanın değişmesinde 2005’te başbakanlık koltuğuna oturan Angela Merkel’in rol oynadığı söylenebilir. Merkel, göreve başladıktan kısa bir süre sonra göçmen örgütleri ve şahsiyetlerinin de katılımıyla Entegrasyon Zirvesi düzenledi. Ardından ise bir adım atarak Almanya tarihinde ilk kez bir İslam Zirvesi topladı. İslam adına örgütlü kuruluşlarının yanı sıra Alevilerin davet edildiği bu zirve, sonraki yıllarda giderek alt grupları da olan bir kuruma dönüştü. Yılda en az bir kez toplanan zirvede bugüne kadar daha çok güvenlik bağlamında Müslümanların durumu ele alındı. Camilere “İslami terörle mücadele” görevi verildi.

ALMANYA’DA 5 MİLYONA YAKIN MÜSLÜMAN YAŞIYOR

Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre ülkede 4.4 ila 4.7 milyon arasında Müslüman yaşıyor. Bunların 2.6 milyonunu Sünniler oluştururken, 570 bini Alevi, 225 bini de Türkiye ve İran’dan gelen Şiiler. Geri kalanlar da diğer mezheplere ait.

Yine İstatistik Dairesinin verilerine göre Almanya’da gerçek anlamda klasik cami sayısı sadece 143. Ancak çeşitli örgüt ve kurumlar tarafından açılan ve cami-dernek olarak geçenlerin sayısı 2 bin 660. Bu da Müslüman inancından olanların büyük bölümünün bu türden camilerde ibadetlerini yerine getirdiğini gösteriyor.

En büyük İslami kurum Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığının Almanya’daki uzantısı durumundaki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB). Örgüte bağlı 900 cami ve derneğin olduğu belirtiliyor. DİTİB camilerinde görev yapan din görevlilerinin tümünün maaşı Türkiye tarafından karşılanıyor.

Almanya’da imam yetiştirme programları bazı üniversitelerde başlatılsa da halen sınırlı olma özelliği taşıyor. Bu nedenle, imamların Türkiye tarafından gönderilmesi aynı zamanda Almanya’nın sorumluluğunu hafifletme anlamına geliyor. Dolayısıyla, Müslüman inancından insanların bu denli Türkiye tarafından yönlendirilmesinde aynı zamanda Almanya’nın da sorumluluğu büyük. 


 

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Mart 2018 05:18
www.evrensel.net