Somalı aileler: Savcı aslında ceza istemiyor

Soma katliamında yakınını kaybeden aileler, savcının mütalaasına tepki gösterdi.

Fırat TURGUT
Manisa

Gecenin ilerleyen saatlerinde duruşma salonunun kapısı, çıkışlar için son defa açılıyor. 1, 2, 3 derken, içeriden çıkan onlarca kişi beliriyor dışarıdaki merdivenlerin başında. Bir kadın, sağa sola koşturmak isteyen 4-5 yaşlarındaki çocuğunun elini bırakmıyor yanındaki kadınla konuşurken. Gömleğinin cebinden çıkardığı paketten aldığı sigarayı yakan bir adam derin bir nefes çekiyor. Otobüslere doğru ilerlerken bir kadın bağırıyor: “Terörist diye doğuyu bombalıyorlar. Kurban olsunlar onlara. Asıl teröristler burada. Gelsinler bunları bombalasınlar...”

Birbirlerine soruyor insanlar, “Ne oldu şimdi, ne zaman geleceğiz?” diye. “Nisan, yok mayıs, yok yok haziran” diyor diğeri. Bilmediğinden değil, 301 işçinin katledilmesiyle ilgili açılan Soma davasında, Can Gürkan’ın talebi üzerine duruşmayı önce nisana, mayısa, sonra 19 Haziran’a öteleyen Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi hakimine tepki gösteriyor.

Soma’da hayatını kaybeden madenci aileleri bir duruşma sonrası daha bağıra çağıra tepki göstererek otobüslere gidiyor. Akhisar’dan kalkan Soma otobüsünde tepkiler uzun bir süre devam ediyor. Her türlü indirimi almak için, başka davalarda patron lehine verilmiş kararları hatırlatan sanık avukatları, “Tekrara düşmeyelim” diyerek sık sık ailelerin avukatlarının sözünü kesen Mahkeme Başkanı ve en fazla 22,5 yıl isteyen savcı hiç de iyi anılmıyor:
“Avukatları Şirvan diyor, Zonguldak diyor. Biz de Çöllolar diyoruz. Daha 9 işçinin cesedini çıkarmadılar bile. Onu da söylesene. Niye söylemiyorsun. Biz Soma Çöllolar gibi olmasın istiyoruz. Hakim desen tek dediği tekrara düşme. Adam (Sanık avukatını kastediyor) iki saat hiç susmadı, aynı şeyleri anlatıp durdu ama ona müdahale etmiyor.”

Savcı ise cezaların düşmesi anlamına gelen olası kasıt yerine bilinçli taksirle ceza istediği için ailelerin hedefinde.

‘301 KİŞİYİ ÖLDÜRMENİN CEZASI AĞIR OLMALI’

Soma’da eşi Ali Yüksel’i yitirmiş Aygül Yüksel. “Bunun çok da farklı olmayacağını biliyorduk ama savcının mütalaasını kabul etmiyorum. Olası kastla yargılanıyorlardı zaten. Bunu bilinçli taksire çevirdiler” diyor:
“Bu cezaların azalacağı demek. Bir ekmek çalan çocuğa senelerce yıl hapis veriliyorsa 301 kişiyi öldürmenin cezasının biraz daha ağır olması lazım.”

Sanık avukatlarının başka davalardan örnek vermelerini hatırlatıyor Yüksel:
“Bize Ermenek, Zonguldak diyorlar. Zaten buraya gelen hakim de yargılananları salan hakim. Baştan beri bu işlerin bilinçli yürütüldüğünü düşünmüştük zaten. Büyük bir haksızlık var burada.”

Eşine kavuşmasının imkansız olduğunu söylüyor Yüksel, ama “Ölen öldü zaten” demeyip her duruşma mahkemeye gelmesinin nedenini açıklıyor:
“Benim elime bir şey geçmeyecek belki ama bir daha Ali Yüksel’ler ölmeyecek. Bir daha gaz sensörlerini kapatamayacaklar. Bir daha ihmalsizce davranamayacaklar. Biz bugün Türkiye’nin her yerinde çalışan madenciler için de mücadele ediyoruz. Çünkü bizim için verilen her karar onları da etkiliyor.”

4 yıla yakın bir zaman geçti katliamın üzerinden. Aygül Yüksel “4 sene geçti ama ben günde 5 tane hap kullanıyorum. Çocuklarımı sürekli psikologa götürüyorum” diyor.

‘ADALET ARAMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

Naciye Kaya da eşi Mustafa Kaya’yı kaybetmiş katliamda. Mütalaa lafını duyar duymaz ‘facia’ diyor:
“Çünkü karşı tarafın istediği şekilde düzenlenmiş. En fazla 22,5 yıl alacaklar savcının istediği gibi olursa. Yattıkları süre göz önüne alınacak. İyi hal indirimi uygulayacak. Geri kalanı da para cezasına çevirecek, Elbistan’da yaptığı gibi.”

Son dönemlerde daha sık karşılaştığımız bir kavram adalet. Somalı ailelerden bir kez daha duyuyoruz. Kaya, “Soma’da da memlekette de adalet diye bir şey bırakmadılar. Daha önce benim ağabeyim de madende öldü. 3-5 kişinin zaten değeri olmadığı için içeride tutuklu bile yok. Peki biz boş ver mi diyeceğiz? Tabii ki hayır. Müebbet verseler bile bizi tatmin etmez. Çünkü bizim eşlerimiz gitti. Ama biz adalet aramaya devam edeceğiz. Bir daha 301 kişi ölmesin diye. Her geçen gün iş kazaları devam ediyor, önlemler alınmıyor” diyor.

‘BİZ YİNE BURADAYIZ’

İsmail Çolak, Uğur Çolak’ın babası. Aynı madenden emekli olmuş: “Kendi ellerimle götürdüm çocuğumu madene koydum. Baba ‘Ben evleneceğim’ dedi. Ben de götürdüm madene. Evlendi, sonra da zaten…” Sonrasını söylemeye dili varmıyor. Bundan dolayı kendinde suç aramış Çolak:
“Keşke dedim götürmeseydim madene, aç kalsaydı da o madene girmeseydi. Ben kendimde suç ararken bunlar suçsuzuz diyor. Savcı ceza istiyor gibi gözüküyor ama ceza istemiyor aslında.”

Baştan beri davanın bu aşamaya geleceğini bildiklerini söylüyor Çolak:
“Bilmediğimiz bir şey değildi tabii. Ama biz adalet istemeye devam edeceğiz. Babalar, anneler, çocuklar, gelinler bir aradayız. Katılmadığım hiçbir duruşma olmadı. Kaç defa gece 12’lerde çıktık bu salonlardan. Şimdi yine uzatmaya çalışıyorlar. Önce nisan denildi, sonra mayıs sonra haziran. Can Gürkan ne istediyse onu yaptılar. Ne kadar ötelerse ötelesinler biz yine buradayız.”

AVUKAT ASLAN: SİYASİ MÜDAHALE VAR, YARGI SERMAYENİN YANINDA

Savcının mütalaasının bu kadar tepki çekmesi, olası kast-bilinçli taksir tartışmasının teknik bir konu gibi durmasının ötesinde olması. Daha önce olası kastla yargılanan sanıklar ölen ve yaralanan her bir işçi için ceza alacaktı. Bilinçli taksir ise toplam 22.5 yıl hapis cezası anlamına geliyor. Hem de azami sınır. Savcının mütalaasını değerlendiren davanın avukatlarından Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Sekreteri Nergiz Tuba Aslan, “Uzun bir gerekçe bölümü var mütalaada. Olayın gerçekleştiği yerin önceki sahiplerinden itibaren anlatılan bir süreç var. Soma AŞ’nin hangi şartlarda devralındığını, hangi tehlikenin bilindiğini, öngörüldüğünü ve daha önceki şirket Park Teknik’in neden devrettiğini uzun uzun anlattı. Soma AŞ yetkililerinin her şeyin farkında olduğunu, sorumluluklarını belgeleriyle aktardı. Birçoğu bizim de dillendirdiğimiz hususlar. Bu anlamda hiçbir problem yok. Ama sonuç bölümüne baktığımızda, gerekçelerle sonucun hiçbir alakasının olmadığını gördük” diyor.

İddianame düzenlenirken özellikle üst düzey sorumlular olası kastla öldürmekten yargılanıyorlardı. Aslan şu bilgileri veriyor:
“Bu kadar karartılan deliller, sahte haritalar, TKİ’ye sunulup yapılmayan projeler, başlarına geleceklerin farkında olan yöneticilerin sahte yönetim kurulu üyeleri uydurmaları… Tüm bunlar göz göre göre anlamına gelir ve bu tam da olası kast tarifidir. Ama savcı dedi ki ‘Bu kadarını da yaptıklarını düşünmüyorum. Ölmelerini göze alamaz. Olsa olsa bilinçli taksirdir.’ Hatta ‘Ölmelerini isteselerdi bunlar madene inmezdi’ dedi. Burada bir kafa karışıklığı yaşıyor savcı galiba bunu bilmiyoruz. Olası kast öldürmeyi istemeyi içinde barındırmaz. Olası kastla bilinçli taksiri birbirinden ayıran en önemli şey şudur: İkisinde de öngörü vardır. Birinde sonucu istemez, diğerinde olursa olsun der. Bu dosya tam da ne olursa olsun dosyasıdır. Çok fazla kâr hırsıyla, madenden daha fazla kömür çıkarmak için ne olursa olsun denilerek, organize bir suç örgütü gibi çalışmışlar. Oradaki işçilerin canını hiçe sayarak… Onun için savcının mütalaasına katılmak mümkün değil.”

SINIFSAL BİR YARGILAMA YAPILIYOR

Peki ne oldu da iddianame ilk başta olası kastla düzenlenmişken şimdi bilinçli taksire döndü? Yargılamanın başını da hatırlatan Aslan şunları söylüyor:
“Biz şunu da tartışmıştık. 81. maddeden ceza istenmişti iddianamede. Kasten öldürmenin olası kastını barındırır. Biz özellikle çok yüksek ölümlerin gerçekleştiği S panosunda yapılması gereken havalandırmaların yapılmaması nedeniyle bir CMK 83. madde tartışması yaptık. Bu da olası kastla ihmali davranışla öldürmeyi barındırır. Biz bunları tartıştık, uzun uzun anlattık mahkemeye. Ama şimdi olası kastla öldürmeden bilinçli taksire düştü. Bunun birçok sebebi olabilir, birçok sebebini şu an bilemiyor da olabiliriz. Ama sermayenin yargılandığı, sınıfsal bir yargılama yapılan dosyalarda genelde yargı sermaye tarafındadır. Sınıfsal bir bakış açısıyla değerlendirir. Çünkü devlet için şu çok tehlikelidir. Ağır bir ceza vermek sermayenin elini kolunu bağlayacaktır. Ve siz özelleştirme sistemiyle, kendi yaptığınız işi başkasına yaptıramayacaksınız. Tamamıyla sistemle, kapitalizmle ilgili bir şey. O yüzden bir tercih yapması gerektiğinde sermayeyi korumayı tercih eder. Bütün işçi katliamlarında ve iş cinayeti dosyalarında olsa olsa bilinçli taksir vardır.”

SAVCI OYALAMA TAKTİĞİ İÇERİSİNE GİRDİ

1.5 yıl önceye kadar seri ve doyurucu bir yargılamanın olduğunu dile getiren Aslan, yaşadıkları süreci şöyle anlatıyor:
“Önceki Mahkeme Başkanı Aytaç Ballı’yı hepimiz takdir ettik. Şahsen tanımayız, zaman zaman taleplerimizi reddetmişliği, gerilmişliğimiz vardır. Ama dosyaya gerçek anlamda hakimdi. Ve yargılamada sona doğru gelinmişken, bilirkişi raporları incelenmiş, bütün tanıklar, sanıklar, mağdurlar dinlenmişken birdenbire dosyaya siyasal iktidar tarafından müdahaleler yapıldı. Öncelikle baştan beri incelemelere, keşfe katılan savcı Diyarbakır’a gönderildi. Yerine iki savcı geldi. İkinci savcı bundan 1 yıl 2 ay önce ‘Benim mütalaam hazır sunacağım’ dedi. Aradan sonra ‘Ben mütalaamı daha sonra sunacağım’ deyip sunmadı. Yerine bu savcı atandı. Bu savcı da her seferinde mütalaa vermesi gerekirken bir oyalama taktiği içerisine girdi.”

“Sanık tarafı da artık uzun tutukluluğa oynamaya başladı” diyen Aslan şöyle devam etti: “Uyduruk bir soruşturma dosyası açılmasını sağladılar. Bir buçuk yıl boyunca o da bizden saklandı. Nihayetinde siz de mahkemede gördünüz bu sabotaj iddialarına ilişkin hiçbir delilin olmadığını mahkeme söyledi.”

BURADAN ÇIKACAK OLUMLU BİR KARAR EMSAL OLARAK GÖSTERİLİR

Bilinçli taksirle yargılamayı kabul etmediklerini ifade eden Aslan, “Bunu ahlaken de hukuken de politik olarak da kabul etmek mümkün değil. Ancak yapılan bu siyasal müdahalelerden sonra mahkemenin hangi yönde karar vereceğini öngörmek zor değil. Eğer bu yönde bir karar çıkarsa istinaf süreci başlayacak. Sonra Yargıtay aşaması başlayacak. İç hukuk yolları tükendiğinde uluslararası mahkemelere başvuracağız. Tabii bu hukuki süreç” diyor.

Bunun hukuki süreç olduğunu dile getiren Aslan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama aynı zamanda bir çağrı yapmak gerekiyor. Katliamın yaşandığı günden 4 gün sonraki süreçte oluşan kamuoyunun etkisiyle şimdi arasında fark bulunuyor. Bunu anlayabiliyoruz. Türkiye’de zor bir süreç yaşıyoruz hepimiz. Ama bu dava hayatını kaybetmiş işçilerin yakınlarının davası değil. Özellikle işçi sınıfı açısından çok önemli çok tarihsel bir dava. Buradan çıkacak aileler açısından olumlu bir karar, iş cinayeti dosyalarına emsal karar olarak gösterilir. Burada onun için biz olası kasıt bilinçli taksir tartışması yapıyoruz. Tek başına maden ocağını işleten şirket değil. Devletin bizzat siyasal sorumluluğu söz konusu. TKİ, ELİ, MİGEM gibi kurumların bizzat sorumluluğu söz konusu.”

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Mart 2018 20:01
www.evrensel.net