Burkina Faso'da kadın ve geleneksel izler: 'Bana onu geri ver Voodoo’

Burkina Faso'da kadın ve geleneksel izler: 'Bana onu geri ver Voodoo’

Naz Köktentürk ile Burkina Faso’ya yaptığı yolculuklar sırasında çektiği fotoğraflardan oluşan 'Bana Onu Geri Ver Voodoo' sergisini konuştuk.

Şenay KUMUZ
İstanbul

“Küstüm Oynamıyorum” dediğinde Tarlabaşından, “Hasankeyf’i Bilir misiniz?” diye sorduğunda Batman’dan, “Savaşa Dokunmak” dediğinde Afganistan’dan, yahut “Dünya’nın Çatısı” dediğinde ise Wakhan’dan hep sanatseverlere seslendi o. Çektiği fotoğraflar, yazdığı yazılarla Ortadoğu’yu, Asya’yı anlattı bizlere. Şimdilerde yolu Afrika’ya uzandı. Naz Köktentürk’ten söz ediyoruz.

Kah İslam ve Şaman kültürlerin izinde, kah Burkina Faso’da Tiebele’de aşkın acısını dindirmek isteyenlerin peşinde. Kadrajında, “Bana onu geri ver, Voodoo” diyenlerin büyülü hikayeleri ile döndü, sanatseverlerin karşısına. Bugüne kadar pek çok sergiye imza atan sanatçı ile son sergisini konuşmak üzere, çalışmalarını sergilendiği galeride, Blok Art Space Çukurcuma’da bir araya geldik. Sergiye gösterilen yoğun ilgi, serginin 28 Mart gününe kadar uzatıldığı bilgisini şimdiden ekleyelim haberimizin başına. Gelelim röportajımıza. Neler mi konuştuk? Elbette 7 Şubat’ta sanatseverlere açılan sergisinin hikayesini... 

Sizi Burkina Faso’ya götüren şey neydi?

Dünyada pek çok yerde kadın fotografçılar öldürülüyordu ve son yıllarda benim bildiğim 3 kadın daha öldürülmüştü. Camille Lepage, 13 Mayıs 2014’te Bangui Orta Afrika’da öldürüldü. Anja Niendringhaus,4 Nisan 2014’te Khost Afganistan'da öldürüldü. Leila Alaoui, 15 Ocak 2016’da Ougadougou Burkina Faso'da öldürüldü. En son öldürülen Faslı- Faransız fotografçı Leila’nın ölümünü duyduğumda çok ama çok üzülmüştüm ve o gün Leila’nın bıraktığı yerden devam etmek istediğimi fark ettim. Leila, Ocak ayında Burkina Faso’da çekimler yapmak için gittiği yerde öldürülmüştü. Ben de bir yıl sonra Ocak ayında Burkina Faso’ya gidip çekimlere başladım. Ayrıca özlemlerim de diye biliriz (gülüyor). Sahaya öylesine alışıyorsunuz ki, savaş bölgelerindeki kum torbaları ve dikenli telleri özlüyorsunuz. En azından benim için öyle. Afganistan, bildiğiniz gibi benim vazgeçilmez alanım, pek çok kez gittiğim, hatta ikinci ülkem. Afrika yeni bir yer, fakat bundan sonra başka projeler için de pek çok kez de gideceğim yer artık.

Neden bir yıl?

Ben kendi çalıştığım bölgeleri “Tekinsiz Coğrafyalar” diye adlandırıyorum: Ortadoğu, Orta Asya ve son dönem gittiğim ve bundan sonra da gitmeyi düşündüğüm Afrika ülkeleri. Hepsi için en rahat söyleyeceğim şey, bu bölgeler üzerinde pek çok oyunların oynandığı, savaşın, acıların kol gezdiği, acılı ülkelerin olduğu coğrafyalar. Buralara gitmeye karar vermek öyle kolay olamıyor ne yazık ki. Öncesinde pek çok hazırlığı yapmanızı gerektirir, sade bir yolculuk değildir bu çıktığınız yol; çok okumayı, araştırmayı, orada kalacağınız yerleri, çay-kahve içeceğiniz kafelere varana kadar tüm detayları araştırıp hazırlık yapmanız gerekir. Yoksa bir kurşunun hedefi olmamanız işten bile değildir. Kendimce geliştirdiğim bir güvenlik anlayışım ve uluslarası bağlantılarım var ve bu biraz mesai biraz da zaman isteyen bir şey. Ayrıca Afrika ülkeleri oldukça sıcak ülkeler, Leila’nın yaptığı gibi Ocak ayında gitmek en doğrusuydu. 

Neden Mitler ve ritüeller... 

Bizim yaşadığımız toplumda bir insana “Bana cin çarpmış” deseniz bu söylediğiniz şey normal karşılanabilir, fakat batı toplumunda her hangi birine bunu demiş olsanız deli diye hastaneye kapatılırsınız. Bu bir farklılık ve toplumsal olarak da farklılıklar gösteren çok şey var; davranma biçimleri, inançlar, tarihi akımlar.. Bir sürü şey araştırıyorum oraya gitmeden önce, düğün gelenekleri bile önemli benim için. O toplulukları araştırmak, incelemek ve anlamak gerekiyor. Yapacağınız işe kalkışmadan önce o işin perde arkasında bilmenizi gerektirecek ne varsa bilmeniz gerekir. “İçerden dışarıya bakmak”, anahtar cümle bu benim için.

Peki, bu çalışmada sadece kadın ve kadın hikayeleri var demek doğru olur mu?

Evet, her ne kadar kadın fotografçı olarak anılmak istemesem de, öncelikle benim hikayem var. Pek çok erkeğin yapmaya cesaret edemeyeceği yerlere gidiyorum, kimliğim yaptığım işimden önce gelsin istemiyorum. “Vay be kadın neler yapmış” denilmiş olmasını istemiyorum. “Vay be neler de varmış” denilmesini tercih ediyorum. Evet, bu sergiyi ortaya çıkaran “Öldürülen Kadın Fotografçılar”ın öldürülmesine duyulan isyan. Camille, Anja, Leila, bunların hepsi son yıllarda İslami cihatisit örgütler tarafından öldürülen kadınlar da var. Evet Ayrıca Burkina Faso’da, Tiebele köyünde yaşayan Animist kadınlarla çalıştım. Orada çekilmiş kadın portrleri var, onların hikayeleri var; bunları  hepsi kadın ve kadın hikayeleri.

Burkina Faso’da yaşayan kadınların hikayeleri neler?

Batı Afrika, özellikle de Burkina Faso, turist ve gezginlerin hedefinde olan bir ülke değil. Bölgedeki karışıklık nedeniyle neredeyse hiç ‘’beyaz’’ insana rastlanmıyor. Müslüman bir ülke olmakla beraber animizmin varlığı devam ediyor, Tiebele köyünün de burada olması dolayısıyla Burkina Faso’yu tercih ettim. Tiebele tamamıyla bir animist köy. Küçük kerpiç yapıları kadınlar tarafından 3 senede bir inançlarına uygun simgelerle siyah ve toprak rengi tonlarda boyanıyor. Sıklıkla baobab ağacı, kertenkele ve yılan figürleri kullanılıyor. Orada bir evin inşası bitince iki gün beklenir ve o süre içinde evi bir kertenkele ziyaret etmezse o ev yıkılır ve yerine yenisi inşa edilir. (Bu arada saha da yaptığım tüm çalışmalardan bir figür benim bedenimde hayat bulur o projede öne çıkan neyse o olur bu çalışmada, evlere giren ve değerli görülen kertenkele benim özel figürüm oldu, projenin sonunda da “kertenkele” artık yeni bir dövme olarak bedenimdeki yerini aldı.) ha birde orada yılanın çok değerli olması. Yılan, sonsuzluğun simgesiymiş ve onlar için o kadar değerli ki yeni doğan çocuklara çoğunlukla kendi dillerinde o ismi veriyorlar. Kız olursa “Kabe” erkek olursa “Abe” adını koyuyorlar mesela. 

Naz Köktentürk’ün Burkina Faso’ya yaptığı yolculuklar sırasında çektiği fotoğraflardan oluşan “Bana Onu Geri Ver Voodoo” sergisi Blok Art Space Çukurcuma’da 28 Mart’a kadar görülebilir.

Serginizin teması nedir?

Sizinde bildiğiniz gibi emperyalist ülkelerin ego savaşları var; yüz yıllardır bitmeyen ve sınırları yeniden yeniden belirleyen, hırsla kazanma, sahip olma, güçlü olma duygusu vesaire. Aynı hisler bireyler içinde geçerli. İkili ilişkilerin tümü özellikle tutku veya aşk dediğimiz şey tene dair olan bir şeyse; sahiplenmek istiyor insan. Kaybettiğini hissettiği anda ya döndürmek istiyor ya da gitmesine izin vermek istemiyor. Batı Afrika’da yaygın olarak Voodoo büyüsü tarafından birbirine bağlanıyor insanlar. Bu bir büyücü tarafından yapılıyor ve buna çok inanarak yaşıyorlar. Fotoğraflarda kadınların ellerinde gördüğünüz heykeller Burkina Faso’luların büyü simgeleri. Eğer bir şeyi çok istiyorlarsa, bir büyücü vasıtasıyla “Voodoo onu bana geri ver” diyorlar. Temamızı bu inanış üzerinden kurmaya çalıştık.

Voodoo burada oldukça önemli bir manevi varlık sanırım?

Voodoo kelimesi Batı Afrika dillerinde manevi varlık anlamına  gelir. Şifa vermek amacını taşır, otlar ve dualar aracılığıyla Orisha (Tanrılar) yardıma çağırılır. Aracı Tanrı Loa’dır, büyücülere ise Marabu denir. Dilekler baş Tanrı İwa’ya iletilir. Evreni yöneten İwa’dır ve törenler sırasında hayvan kurban edilmesi İwa’ya enerji vermek içindir. Tanrıların sevdikleri yiyecek ve objeler vardır: Aşk tanrısı Oshun mercan sever mesela, turuncu yiyeceklerle beslenir. “Bana onu geri ver Voodoo”da tutkunun, takıntının, hikayesi aktarılıyor yani kadınların Oshun’a başvurmaları. Bu Tanrıların isimleri yöreden yöreye, ülkeden ülkeye değişebilir ama prensipler aynıdır.

Sözüne ettiğiniz yer İslam inancına sahip bir ülke. Fakat fotoğraflarda gördüğümüz kadınlar İslam ülkelerindeki kadın giyim kuşamından çok farklı, neden?

Çünkü Afrika kabile kökeninden gelenler yerel inançlarını koruduğu için, bu geleneksel inançlar İslam etkisini epey yumuşatıyor. Afrika insanı zaten o kadar kapanmaya müsait değil, ayrıca erkeklerle de çok kolay iletişim kuruyorlar. Kadınlar öyle çok baskı altında olmadıkları gibi her yaştan kadın, bisiklet ve motosiklet kullanıyor. Tabi bu tüm söylediklerim Burkina Faso için geçerli, diğer Afrika ülkeleri için olduğunu söyleyemem.  Aslında her ne kadar İslam inanışının güçlü olduğu bir bir ülke olsa da yerel inançlar daha hakim. Dolayısıyla İslami etkiler çok baskın değil. En azından benim gözlemim böyle.

NAZ KÖKTENTÜRK KİMDİR?

Naz Köktentürk, İstanbul’da çalışan bir fotoğraf sanatçısı. Uzun yıllar Paris‘te yaşadı. Çoğunlukla Orta Asya ve Ortadoğu’da, başta Afganistan olmak üzere fotoğraf projeleri gerçekleştirdi. Sanatçının değindiği konular genellikle sosyal problemler, mit ve ritüeller, acı ve savaş kurbanlarını kapsıyor. Köktentürk, savaşın acılarını fotoğraf aracılığıyla aktarmak amacıyla uluslararası sağlık kuruluşlarıyla da çalışıyor. Aynı zamanda çeşitli yayın kuruluşlarında sanat, ülke ve şehirler üzerine yazılar kaleme alıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Mart 2018 04:45
www.evrensel.net