Yoksulların kolay öldüğü bir ülkede bir başka sene-i devriye

Yoksulların kolay öldüğü bir ülkede bir başka sene-i devriye

Hoş geldin bebekYaşama sırası sendeSenin yolunu gözlüyor kuşpalazıboğmaca kara çicek sıtma ince hastalıkYürek enfarktı kanser filanİşsizlik açlık filanTiren kazası otobüs kazası uçak kazası iş kazasıyer DEPREMİ sel baskınıKuraklık falan……(Nazım Hikmet)13 yıl önce Gölcük

Gökhan Daca

Hoş geldin bebek
Yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor kuşpalazı
boğmaca kara çicek sıtma ince hastalık
Yürek enfarktı kanser filan
İşsizlik açlık filan
Tiren kazası otobüs kazası uçak kazası iş kazası
yer DEPREMİ sel baskını
Kuraklık falan……
(Nazım Hikmet)

13 yıl oldu… Vaatlerin ardı arkası kesilmedi, depremlerin de öyle! İzi kalsa da tuz basılan yaralar kurudu. Görevi ülkeyi idare etmek olanlar daha ucuz bir yöntem olmadığı için sadece durumu idare ettiler. Kapitalizmin, rant penceresinden bakanların ve aç gözlü müteahhitlerin para hırsı insan yaşamının önüne geçti hep.  Bizimse yüreğimizin derinliklerine her depremde, her geçen yılda yeni çığlıklar eklendi.
Ve biz unutmadık, unutmayacağız. İnatla hatırlayacağız, inatla hatırlatacağız ki bu acılar birgün son bulsun. İşte o tarihteki bazı gazete başlıkları;
“KATİLLER, yine çürük inşaat. Yine hırsız ve vicdansız müteahhitler… Ağlıyoruz, 6.7 şiddetindeki deprem 45 saniye sürdü… Yine neredesin devlet… İzmit, Adapazarı, Gölcük, Karamürsel, Yalova, İstanbul Avcılar, Düzce deki Deprem 6.7 şiddetinde” (Hürriyet)
“Acımız büyük… Gölcük’te enkaz altında Amiraller de var.” (Türkiye)
“Enkaz altında 35 bin kişi var… Binlerce ceset çıktı, 35 bin insan çıkarılmayı bekliyor.. Ekmek değil su… Ekmekten çok su, çadır, battaniye ve ilaca ihtiyaç var… Su, toprak ve hava ceset kokuyor… Veli Göçer inşaatlarda deniz kumu kullanmış..” (Sabah)
“40 bin ölü deniyor… Vatandaş öldü, devlet sitem ediyor… Depremin zararı 20 milyar dolar… Akılları başlarına geldi, sivil savunma yasası için hazırlık…” (Yeni Asır)
“Cesetlere çakal dadandı…” (Star 22.08.99)
Türkiye gazetesi enkaz altında amiraller de var diye başlık atmıştı. Enkazdan cesetleri çıkarılan yoksul halk kepçelerle, toplu mezarlara üzerlerine kireç dökülerek gömüldü birkaç gün sonra.
Kurtarma çalışmaları esnasında tanıştığımız ve arkadaş olduğumuz Alman ekibinden Ahaam Kohl Gölcük’ ten ayrılırken şunları söylemişti. “Çok fakirlik ve yoksulluk gördük. Ama hayatta kalan halk bize çok yardımcı oldu. O görüntüler gözümün önüne geldikçe tüylerim ürperiyor. İnsanlar çok kötü şeyler yaşamışlar. Burada gördüklerimden sonra ülkeme döndüğümde aileme daha sıkı sarılacağım.”
Ahaam görmüştü. Marmara depremini izleyen ay içinde yapılan bir araştırma, depremden zarar görenlerin büyük çoğunluğunun, o dönemde, Marmara Bölgesi’nde yaşayan insanların çoğunun gelirlerinin yarısına eş değer olan ortalama 168 Türk Lirası ya da 363 ABD doları aylık gelire sahip yoksul kişilerden oluştuğunu ortaya koymuştu.
Derken yıllar geçti ve bir kez daha kulaklarımızda çınladı o korkunç ses. Van ve çevresi 23 Ekim Pazar günü, saat 13.41’de şiddetli bir depremle sarsıldı. Van’da iki büyük depremden kurtulanlar bu sefer çadır yangınlarında hayatını kaybetti. Bir kez daha yaşadığımız çevrenin, Kocaeli-Gölcük merkezli Marmara depreminden bu yana aradan geçen yıllara rağmen afetlere karşı daha güvenli olmadığını anlamış olduk.
Bilimsel araştırmaların ve yaşanmış gerçeklerin ortaya koyduğu,  zarar azaltmaya yönelik yapılacak bir birim harcamanın, afet zararında en az yedi birimlik bir azalmaya yol açtığı gerçeğinin bilinmesine rağmen, İl Özel İdarelerince ve Başbakanlık Afet Acil Durum Başkanlığınca yapılması gerekli harcamalar bütçe tasarrufu tedbirlerinde ilk vazgeçilecek, bütçe dengelerini bozan bir gider kalemi olarak görülmektedir. Bilindiği üzere, ülkemizde kamusal nitelikli Afet-Kurtarma Hizmeti yürüten kurumlardan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, 5902 sayılı Yasa ile 2009 yılı sonu itibariyle kapatılmış bu Genel Müdürlüğe bağlı olarak illerde, kamusal afet-kurtarma hizmetleri yürüten müdürlüklerde İl Özel İdarelerinin bünyesinde, İl Afet ve Acil Durum Müdürlükleri olarak yeniden yapılandırılmıştı. Sonuç mu?  Bu yasa ile birlikte İl Özel İdareleri ve Başbakanlık Afet Acil Durum Başkanlığının topu birbirine atması sonucu tam bir belirsizliğin içerisinde kalan çalışanların ve Afet Acil Durum Müdürlüklerinin çaresizliği, tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. Sivil Savunma çalışanlarının hiçbir kurum tarafından sahiplenilmediği bu traji-komik durum, ayrıca birçok mağduriyeti de ortaya çıkarmaktadır. 23 Ekim 2011 tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde, İzmir Sivil Savunma Arama Kurtarma çalışanları, karayolu ile deprem bölgesine gönderilmiş, kendilerine ödenek verilmediği için, çalışanlar kurtarma araçlarının yakıtlarını kendi ceplerinden karşılamak zorunda bırakılmıştır. 30 saat süren yorucu karayolu yolculuğundan sonra, aç-yorgun ve uykusuz bir şekilde bölgeye ulaşan arkadaşlarımız, ulaşır ulaşmaz da derhal enkazda çalışmaya başlamışlardır. Arama-kurtarma çalışması yürüten çalışanların giysilerinin soğuk hava koşullarına ve yağmura karşı dayanıksız oluşundan tutun, iaşe ve barınma ihtiyaçlarına, ödenek eksikliğinden, araçların yakıt ikmal sorununa, enkaza girmeden önce yapılması gerekli gaz ölçüm malzemelerinin yetersizliğine kadar birçok sıkıntı çekilmiş ve yaşanan eksiklikler, Van depreminde bizzat tespit edilmiştir. Ancak yine de İzmir Sivil Savunma Arama Kurtarma çalışanları, içinde bulundukları onca soruna ve yaşadıkları sıkıntılara rağmen; insanüstü bir gayret ve çaba sarf ederek, yaptıkları başarılı kurtarma çalışmalarıyla, herkesin takdirini kazanmışlardır. Özellikle 14 günlük Azra Bebek ve ailesinin son derece dikkatli ve başarılı bir çalışmayla kurtarılması; hem ülke, hem de dünya basınının gündemi olmuştur. Yaşadıkları bunca soruna, ayrımcılık, dışlanma ve mağduriyete rağmen, insan hayatı kurtarma görevini başarı ve özveriyle yürüten sivil savunma emekçileri, bir yandan da hakları için onurlu mücadelelerini kararlılıkla sürdürmeye devam etmektedir.
 İnsanlarımız afete dönüşen doğal olaylarda söylendiği gibi binalar ya da dere yatakları yüzünden hayatını kaybetmiyor. İnsanlarımızı katleden süregelen zihniyettir.  Sorumluyu doğru yerde aramak, gelecekteki her türlü felakete hazırlıklı olmanın temel ön koşuludur. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik vb. alanlarda yaşadığımız çarpıklığın bir benzerini sosyoekonomik baskılar sonucu afet konusunda da yaşıyoruz. Düşük standartlarda sağlıksız ve yasa dışı bir yapılaşma, ranta dayalı hızlı ve düşük nitelikli kentleşme, bilimsel normlara dayalı arazi kullanım ve yer seçimi kararlarının rantsal kaygılara yenik düşmesi ülke gerçekliğimiz haline gelmiştir.
Afet zararlarına yol açan nedenler bir ülkedeki sosyoekonomik koşullardan ve siyasal tercihlerden bağımsız olmadığı gibi, afet güvenliğinin sağlanması da diğer tüm toplumsal olgularda olduğu gibi siyasal bir kararlılık alanıdır. Oysa 5902 sayılı Yasa ve Dünya Bankası uzmanlarınca dayatılan Sigorta (DASK) ve Yapı Denetim sistemi ile kamusal afet ve imar hizmetleri ticarileştirilmekte, böylesine önemli bir konu piyasaların ve özel işletmelerin kontrolüne terk edilmektedir. Halk tıpkı eğitim, sağlık hizmetlerinde yapılmak istendiği gibi “yurttaş” olmaktan çıkarılıp “müşteri” konumuna dönüştürülmekte, sosyal devletin kamusal hizmet anlayışları terk edilmektedir.
Yine hükümetin çözüm olarak sunduğu kentsel dönüşümde ise bütün olanaklar kentsel yağma için seferber edilmiştir. Eşitsizlik ve yoksulluğun izdüşümü olan sağlıksız yerleşmeler bu koşullar azaltılmadan ortadan kaldırılamayacakken sağlıksız ve güvensiz yerleşim alanlarının iyileştirilmesi inşaat devlerinin çıkarları ve menfaatleri doğrultusunda kamu yararı gözetilmeksizin bu bölgelerde yaşayanları “zorunlu göçe” tabi tutarak, sosyal çevresinden kültüründen uzaklaştırarak gerçekleştirilmektedir.
 Depreme bir İnternet kafede yakalanan ve mucize eseri enkazdan çıkartılan 13 yaşındaki Yunus, 10 çocuklu Geray ailesinin 9’uncu çocuğuydu. Yunus, okul dışı zamanlarında ayakkabı boyacılığı ve sigara satıcılığı yaparak ailesine destek olmaya çalışıyordu.  Van’daki Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hastanesi yerine tipik gerekçelerle Erzurum Hastanesine, üstelik helikopterle gönderilmesi gerekirken ambulansla sevk edilince yolda yaşama veda etti.
Ve bundan çok kısa bir süre sonra, yine yoksulların kolay öldüğü bir coğrafyada insan hayatı konusunda son derece “hassas” olan AKP, Van depreminde tehlikeli derecede hasar gören ve çökme tehlikesine karşı 9 aydır kapalı tutulan Van İl Stadında parti kongresini düzenledi. Başbakan burada kendisine hediye edilen, omzundaki cansız kolla Yunus Geray’ın yaşama tutunmaya çalıştığı anlarda çekilen ve akıllara kazınan o bakıştan bile korkmadan kameraların karşısında tebessümle poz verdi. Neydi peki bu tebessümün, övüncün sırrı.

*Tüm Bel-Sen İzmir 1 Nolu Şube İşyeri Temsilcisi

www.evrensel.net