Kendini bilmez Trump’ın saçmalamaları mı, pazar kavgası mı?

Kendini bilmez Trump’ın saçmalamaları mı, pazar kavgası mı?

ABD Başkanı Donald Trump, hakkında söylenildiği gibi politikadan anlamayan, ne yapacağı bilinmeyen, neredeyse akli dengesi bozuk biri mi?

Serdar DERVENTLİ
Köln

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray için aday olduğu günden bu yana kadar geçen süre içinde hakkında söylenmedik bir şey kalmadı. “Politikadan anlamayan”, “Ne yapacağını bilmeyen”, “Dostunu düşmanını ayırt edemeyen”, “Ekonomiden çok anlamayan” vb sözleri neredeyse her gün gazetelerden okumak, televizyonlarda izlemek mümkün.

Özellikle Alman televizyonlarında hiç alışılmadık bir tarz ve dozda çok rahat ABD karşıtı denebilecek haberler, belgeseller, araştırmalar yayınlanıyor. Hepsinin ortak yanı; tüm bu yaşananların, neredeyse akli dengesinden şüphe edilmesi gereken bir başkanın icraatları olduğu izlenimi uyandırmaları.

Söz konusu anti propaganda genelde ABD’nin iç politikasından hareketle yapılsa da asıl hedef ABD’nin dış politikası. Almanya kamuoyu ortak bir düşmana hazırlanıyor. Nitekim önümüzdeki aylarda, kimse geri adım atmazsı, Almanya/AB–ABD ilişkileri iyice gerileceğe benziyor.

TRUMP NE İSTİYOR?

Bir süredir ticaret savaşları üzerine “tweet” atan Trump’ın, “Ticaret savaşları düşünüldüğü gibi zor değil, iyi bir strateji ile çok kolay kazanılır” sözü bütün dünyada yankı buldu.

Trump, başkanlık koltuğuna aday olduğu günden bu yana özellikle dış ilişkiler konusunda düne kadar ABD’nin en sıkı müttefiklerini karşısına alıp açıktan tehdit ediyordu.

“Benim için belirleyici olan önce Amerika’nın çıkarlarıdır” diyen Trump, koltuğa oturmasıyla birlikte o güne kadar popülist tehditler kategorisine dahil edilenleri hayata geçirmeye başladı. Başkan olarak ilk birkaç gün içinde Paris İklim Antlaşması’ndan ABD’nin imzasını çektiği gibi çok uluslu ticaret antlaşmalarından (TTIP ve TPP) ABD’nin aleyhine oldukları gerekçesiyel çekildi. Trump, “Bu sözleşmeleri imzalayan bütün ülkelerle ikili anlaşmalar imzalayacağız” dedi.

Diğer yandan Amerikan askerlerinin yaşamını başka ülkeler için tehlikeye atmayacağını ilan etti. NATO üyesi bütün ülkelerin savunma harcamalarını GSMH’larının yüzde 2’sine çıkarmaları gerektiğini söyleyen Trump, “NATO, Amerika’nın çıkarlarına engel olmamalı. Ama bu haliyle engel oluyor” diyerek müttefiklerini hizaya getirmekte kararlı olduğunu da ortaya koydu.

Trump, çelik ithalatına yüzde 25 ve alüminyum ithalatına yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağını da çelik işçileriyle birlikte ilan etti. Tump’ın en önemli açıklaması da, “Bir ülkenin ağır sanayisi yoksa o ülke saldırıya açık bir ülke olur” oldu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, “Bu adımı son derece esefle karşılıyoruz” dedi. Juncker açıklamasında, “ABD endüstrisini korumak için yapılan bariz bir müdahale gibi görünen bu kararın hiçbir ulusal güvenlik gerekçesi de olmadığı izlenimi uyandırdı. Binlerce Avrupalının işini riske atan bu adaletsiz önlemlerle darbe alırken biz de boş boş oturmayacağız. Çıkarlarımızı savunmak için gereken ciddi tepkiyi vereceğiz” dedi.

TİCARETİN YENİDEN DÜZENLENMESİ

Çelik ve alüminyum ile başlayan gümrük vergisi artırımını diğer mamullere de yansıtacağını ilan eden Trump, “Otomobiller, kimya ürünleri neden bu gümrüğün dışında tutulsun ki” diye soruyor.

Başta Alman/Avrupalı çelik tekelleri olmak üzere otomobil ve kimya tekellerinin şefleri, “AB derhal WTO (Dünya Ticaret Örgütü) aracılığıyla duruma müdahale etmeli. Korumacı yasalar sadece bize değil ABD’ye de zarar verecek, bunu Trump’a birileri anlatmalı” diye feryat etmeye başladılar.

ABD’den özellikle otomobil tekellerine yanıt gecikmedi: “ABD, AB ve Çin’den gelen otomobillere yüzde 2.5 gümrük vergisi uyguluyor. ABD araçları için AB yüzde 10, Çin ise yüzde 25 gümrük vergisi alıyor. Sizce burada haksızlık yapan kim?”

Fakat ABD’nin sorunu sadece bir takım mamullere gümrük vergisi koymak değil, aynı zamanda ticaretin tüm kurallarını da kendi lehine yenilemek; örneğin bu tür müzakerelerde devlet sübvansiyonlarını gündeme getirmek istiyor. AB ve Çin’in başta otomobil sektörü olmak üzere, tarım, kimya ve diğer sektörlere verdiği gizli sübvansiyonlar vb ticareti etkileyen önlemlerinin de masaya yatırılması ABD tarafından amaçlanıyor.

‘ABD SAVAŞ EKONOMİSİ UYGULUYOR’

ABD, bir süre öncesine kadar uluslararası alanda rakiplerini çok ciddiye almama lüksüne sahipti. AB’nin gümrük birliğini ortak para birimiyle taçlandırması, Çin’in “dünyanın taşeron işlerini yapan bir ülke” konumundan en gelişmiş teknolojiyi tüm alanlarda kullanan, dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en fazla ticaret yapan ülkesi pozisyonuna gelmesi durumu değiştirdi.

ABD ise bu süreç içinde dış ticarette en fazla (500 milyar dolar dolayında) açık veren, devlet borçları en yüksek (20.94 trilyon dolar) düzeye çıkan, bütçe açığı an fazla olan (800 milyar dolar) ülke konumunda gelmesi de uluslararası arenada pozisyonunu daha da kötüleştirdi.

Ayrıca Çin, 1.2 trilyon dolar değerinde, Japonya 1.06 trilyon dolar ABD devlet tahviline sahip. ABD’nin yurtdışı borçları 5.6 trilyon dolar düzeyinde. Tüm bunlar üst üste konulduğunda ABD’nin birçok alanda acil önlemler alması gerektiği ortaya çıkıyor.

Almanya’nın devlet sermayeli ikinci büyük bankası Commerzbank tarafından yapılan bir analizde, dünya ekonomisinin genel olarak iyi gittiği ileri sürülüyor,  “ABD gibi ülkelerin de çok gerilere düşmediği bir durumda çok özel önlemler alınmasına aslında gerek yok. Ama ABD’nin bugün uyguladığı politika savaş dönemlerinde uygulanan politikadır” deniliyor. Nitekim dünya ticareti açısından bütün risklere karşın ABD, ülke sanayisini korumak için gümrük vergilerini arttırıyor; yurtdışından da yatırımları artırmak için işletme vergilerini ve “ücret yan giderleri” olarak anılan sosyal sigorta kesintilerini düşürüyor, doların dünya genelindeki rolünü sermayeyi ABD’ye çekmek için kullanıyor.

Commerzbank iktisatçıları haklılar: ABD savaş ekonomisi uyguluyor. Elindeki tüm olanakları kullanarak ABD sermayesinin dünyadaki rekabet gücünü artırmaya çalışıyor. ABD’nin sıfır faiz uygulamasından vazgeçmesi devlet tahvillerine ödenen faizleri artıracağı gibi (dolayısıyla mali sermayenin ABD’ye yönelmesi sağlanacak) bu yoldan doların avro, yen ve renbini karşısında değer kaybetmesi de sağlanacak ki bu da ithalatı daha pahalı hale getirecek.

TRUMP, GÜÇLÜ BİR KANADIN TEMSİLCİSİ

Bir bütün olarak bakıldığında yazının girişinde bahsedildiği gibi Trump hakkında “politikadan anlamayan, ne yapacağı bilinmeyen, dost ve düşmanı ayırt edemeyen, ekonomiden çok anlamayan” vb değerlendirmelerde bulunmak doğru değil. Daha doğrusu Alman burjuva basınında bu yönde yapılan propagandaların etkisinde kalmamak gerekiyor. Trump’ı, ABD sermayesi içinde güçlü bir kanadın temsilcisi olarak görmek gerekiyor.

Friedrich Engels’in “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” isimli eserinde “Modern devlet, biçimi ne olursa olsun, özü itibariyle, kapitalist bir makinedir, kapitalistlerin devletidir, toplam ulusal sermayenin ideal kişileşmesidir” der.

Trump da bu anlamda ABD sermayesinin en ideal temsilcisidir. Dolayısıyla yaşananlar da “kendini bilmez birinin saçmalıkları” değil pazar kavgasının en ileri düzeyidir.

www.evrensel.net
ETİKETLER ABDDonald Trump