Filmmor’da bir gün: Ne söz biter, ne yol, ne de düş

Filmmor’da bir gün: Ne söz biter, ne yol, ne de düş

Ayşegül Tözeren, Filmmor Kadın Filmleri Festivali'ndeki bir gününü, 'Yeva' adlı filmin gösterim iptalini ve 'İlahi Düzen'e dair izlenimlerini aktardı.

Ayşegül TÖZEREN

2001 yılından beri sadece kadınların katılımına açık olan “Ne söz biter, ne yol, ne de düş” diyen Filmmor Kadın Kooperatifi kadınlarla kadınlar için sinema yapmak, itiraz etmek, üretmek, düşlemek ve eylemek için bir araya geliyor. Filmmor sadece belli merkezlerde filmleri gösterime sunmuyor, her yıl İstanbul’da başlayıp Diyarbakır’dan Denizli’ye, Sinop’tan Kars’a, Urfa’dan Eskişehir’e Türkiye’nin farklı şehirlerini dolaşan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ne de imza atıyor. Ayrıca, festivalde Türkiye sinemasındaki cinsiyetçiliğe dikkat çekmek ve “gelecek yıllar vermemek dileğiyle” Altın Bamya Ödülleri de dağıtıyor.

16. Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin İstanbul ayağı geçen hafta gerçekleşirken, kadının güçlenmesine yönelik ve erkek egemen yapıyı eleştiren filmler gösterildi, Batı Sinemasında başlayıp tüm dünyaya yayılan #MeToo gibi cinsel tacize karşı hareketlerin tartışıldığı, sinemacı bir kadının kendine ait bir cüzdanı nasıl oluşturabileceğinin konuşulduğu paneller de düzenlendi.

‘YEVA’NIN İPTAL EDİLDİĞİNİ ÖĞRENDİM’

Festivalin son cumartesisine katılarak, Filmmor’da bir gün geçirmek istiyordum. Önce Yeva, ardından İlahi Düzen filmlerini izleyecektim. Evde tam bilgisayarı açmış, Ermenistan-İran ortak yapımı Yeva filminin konusunu, yönetmeniyle yapılmış bir röportajı okuyacaktım ki, Yeva filminin gösteriminin iptal edildiğini öğrendim. Azerbaycan’ın hassasiyetleri nedeniyle… Yeva’nın konusunda tekrar göz gezdirmeye başladım. Film, bir kadının eşinin ailesinden kaçarak, Karabağ’a gidip, oraya sığınmasını anlatıyordu. Bir başka deyişle, film, kadın Ermenistan’dan kaçtığı için, temelinde Ermenistan’daki ataerkil yapıyı sorguluyordu. Dahası Filmmor kuruluş felsefesi itibariyle, her türlü ayrımcılığa karşıydı. Belki bu yüzden farklı siyasi görüşlerden, inanışlardan insanı bir araya getiriyor, birlikte kadın sinemasını izlemelerini sağlıyordu. Bunu anlamak için, filmlerin gösterildiği salonun ön tarafındaki küçük fuayeye şöyle bir bakmak gerekliydi. Görünüşleri, giyimleri birbirine hiç benzemeyen insanlar kadın filmlerini izliyor, tartışıyordu. Diyelim ki, Yeva, bir ulusu rahatsız edebilecek değinilere sahipti, o zaman keşke izlememize izin verilseydi de, biz, izleyenler, eleştirebilseydik. Çünkü herkesin hangi görüşten olursa olsun kuru propagandaya karnı tok… Özellikle sanattaki propaganda ve ajitasyon, hangi konuda yapılıyorsa o konuya ilişkin muhatapta bir soğuma yaratıyor, etkilenme ve yakınlık değil.

‘FİLM SEÇİMİNDE İNCE ELEYİP SIK DOKUMUŞLAR’

Yeva filmini izleyemeyince, filmin gösteriminin iptalinin ardından, Melek Özman ve Alin Taşçıyan’ın yaptığı basın toplantısına kulak kabarttım. Onlar da filmin konusunu bir kez daha anlatıyor ve Filmmor’un kuruluş felsefesindeki ayrımcılığa karşı olma ilkesinden söz ediyorlardı. Saat yediye doğru, Fransız Kültür’ün sinema salonuna bir kez daha geçtik. Salon dolmuştu. Hep birlikte, 70’lerde geçen ve bir ev kadının kadınların oy verme hakkını almaya yönelik mahalle örgütlemesini anlatan Petra Biondina Volpe imzalı İlahi Düzen’i seyredecektik.

Filmmor’un gücünü filmi izlerken, bir kez daha anladım. İlahi Düzen, kadın festivalini düzenleyenlerin film seçiminde nasıl ince eleyip, sık dokuduklarının da bir örneğiydi. Filmde hegemonik erkeklik eleştirilirken, kof bir öfkeyi uyandırmak yerine, erkeklerin kendi kurdukları mitler içinde ne kadar çaresiz ve zavallı oldukları gösteriliyordu. Ve aslında kadınların bir mahalleyi, bir dünyayı dönüştürecek dişil bir güce sahip olduklarını… Onun farkına vardıklarında.

TEKELİ: 21. YÜZYIL KADINLARIN YÜZYILIDIR

İlahi Düzen’i izledikten sonra, festivalden ayrılırken, aklım gösterilecek olan Filmmor yapımı Şirin Tekeli ile “Feminist bir Hareketlilik” videosundaydı. Neyse ki, Filmmor, feminizm gibi çağın getirdiklerine ayak uydurabilecek bir dinamizme sahipti ve periskop aracılığıyla hem Şirin Tekeli, hem Kate Millett videolarını, hem de ardından gelen Feminist Bellek panelini izleyebiliyorduk. Şirin Tekeli, aslında Türkiye özelinde feminist belleğin belki de karşılığıydı. Hem çalışan bir kadın olup hem de ideal eşlik şablonuna uymak zorunda olmayı yani süper kadın klişesini sorgulayarak, Türkiye’de feminizm için önce merak uyandırıp, ardından feminizmin filizlenmesini sağlayacak olan kurumların kuruluşunda yer alan Şirin Tekeli’nin sözleri ne kadar ilham verici ve güçlendiriciydi. “Feminist bir Hareketlilik” videosu onun tarihi sözleriyle bitiyordu, bir yüzyıl başlıyordu: “21. yüzyıl kesinlikle kadınların yüzyılıdır. Geri çevrilmesi mümkün değildir. Kadın hareketi döngüsel bir hareket oldu hep. Kazanımlar oldu sonra püskürtüldüler. Sonra yeniden başladı. Büyükanneler mücadele veriyorlar birtakım haklar kazanılıyor, anneler artık rahatız diyorlar, aslında hiçbir şekilde rahat değiller, birçok şeyi kaybediyorlar, torunlar geliyor, yeniden başlıyorlar. Yani bitmeyen bir mücadele bu aslında ama kesinlikle artık 21. yüzyılda kadınlar varlar.”

www.evrensel.net