Sevgi, umut, ekmek ve barış

Sevgi, umut, ekmek ve barış

'Bu günler elbette aşılacaktır. Bizler için baharı müjdeleyenler yine dayanışma, emek, barış, demokrasi ve mücadele diyenler olacaktır....'

Ahmet KARAGÖZ
Eğitim Sen MYK Üyesi

Darbe, muhtıra ve darbe girişimlerinin temel nedeni iktidar olma hırsıdır. İktidarcı zihniyetin hırsı uğruna bedel ödetilenler; emekçiler, kadınlar, çocuklar, Aleviler, Kürtler, muhalifler ve bir bütün olarak hep yoksul halk kesimleri olmuştur. Aksini iddia edenlere 12 Eylül 1980 darbesinin başmimarı Kenan Evren’i ve kuvvet komutanlarını referans gösteriyorum. Darbe mimarı bir süre devlet başkanı, 7 yıl süreyle de cumhurbaşkanı olarak ülke yönetiminde birinci derecede söz sahibi olmuştur. Hayatının geriye kalan kısmını deniz ve orman manzaralı bir yalıda geçirmiştir. Ne yazıktır ki ülkemizde geçerli olan Anayasa da hâlâ cuntacıların 1982 Anayasası’dır. 

Darbe öncesini ve sonrasını hatırlamaya çalışalım. Mesela 1979 Maraş Katliamı, 10 Temmuz 1980’de başlayıp bir ay süren Çorum Katliamı. Doğu ve güneydoğu illerinde yaşanan faili meçhul cinayetler, karakollardaki işkence tezgahları, hapishanelerde tutuklu hükümlülere yapılan insanlık dışı muameleler, yaşları büyütülerek idam edilen çocuklar, kamudan uzaklaştırılan on binlerce insan…

12 Eylül 1980 darbesi ile 15 Temmuz 2016 darbe girişimi arasında geçen 36 yıldan sonra, yine bedel ödeyenler; emekçiler, kadınlar, çocuklar, Aleviler, Kürtler, muhalifler ve bir bütün olarak yoksul halk kesimleri olmuştur. Zenginler, her zamanki gibi sermayelerini misliyle artırmışlardır. Savaş, darbe, muhtıra ve darbe girişimlerinde yaşamlarını kaybeden ve yoksullaşan kesim; emekçiler ve yoksul halk olmuştur. Dolayısıyla savaş, darbe, muhtıra ve darbe girişimi; özelleştirme, borçlanma, yoksulluk, acı, gözyaşı ve ölüm demektir.

Küresel sermaye sahipleri, neoliberal politikalarıyla emeği ve emekçileri değersizleştirirken, sınıf temelli ortak mücadeleyi emekçiler açısından kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu bağlamda birlikteliği ve örgütlülüğü ortak değerler üzerinden örmek; soldan ve emekten yana bakan insanlar için elzem bir ihtiyaçtır.

15 Temmuz 2016 tarihine kadar devlet içerisinde yapılanmış veya devletin içerisinde yapılanmasına göz yumulan cemaat ve tarikatların olduğu hep kamuoyunun gündeminde tazeliğini koruyordu. Bu cemaat ve tarikatlar devletin siyasal, ideolojik ve fiziki tüm zor aygıtlarını eline geçirerek ahlaksız ve pervasızca, başta TBMM olmak üzere devletin bazı kurum ve kuruluşlarını bombalamışlardı. Aynı gün bu cemaatler; 248 yurttaşımızın ölümüne, binlerce yurttaşımızın ise yaralanmasına neden olmuşlardır. Bunun sonucunda Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partiler ortak bir bildirge yayımlayarak tek vücut davranmışlardır. Ancak amacı toplumsal barışı sağlamak olmayan siyasal iktidar muhalefet partileriyle gerilimi tırmandırarak, iktidarını mutlaklaştırmak için halkın iradesini yok sayarak seçilmiş milletvekillerinin milletvekilliklerini düşürmüş ve tutuklatmıştır. Yine halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarını görevden alarak yerine kayyımlar atanmıştır. Yolsuzluğa bulaşmış kendi belediye başkanlarını ise metal yorgunluk var denilerek görevden alıp, yerine biatta sınır tanımayan kişiler görevlendirilmiştir.
Siyasal iktidar toplumla dalga geçer gibi, darbe girişiminde bulunanlarla mücadele adı altında 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL ilan etmiştir. Yaklaşık 20 aydır OHAL ile yönetilen ülkemizde; TBMM devre dışı bırakılmış, gazeteler, radyolar, TV’ler, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve üniversiteler kapatılmıştır. Bu güne dek Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan 31 adet KHK ile yüz bini aşkın kamu çalışanı ihraç edilmiştir. Hukukun işlediği ülkelerde yargı kanalıyla hak aranır veya suçlu olanlar yargılanır ve cezalandırılır. Masumiyet karinesi ve hukukun evrensel temel ilkelerinin işlemediği ülkemizde; devlet eliyle insanlar adeta toplumsal lince maruz bırakılmıştır.

İhraç edilenlerin tamamı elbette suçsuz değildir. Ancak darbeye bizzat teşebbüs eden asker ve polislerin beş katı kadar öğretmenin ihraç edilmesi bu işin darbecilerle hesaplaşma olmadığı gibi, bu işin kadrolaşma ve iktidarın kendi memurunu yaratma gayreti ve çabası olduğunu ortaya koymuştur. 2002’de iktidar olan AKP’nin, 2013 yılının sonuna kadar tüm bürokratlarını FETÖ’nün kadrolarından seçtiği tüm kamuoyu gibi bizlerin de malumudur. Nitekim konfederasyonumuz KESK’e bağlı iş kollarında ihraç edilen 4 bin 237 üye ve yöneticimizin ihracının nedeni de FETÖ’cülerin AKP’ye bıraktıkları fişleme arşivlerin bir sonucudur. Bu nedenle ihraç edilen arkadaşlarımızın ihraç nedenlerini ahlaki ve hukuki bulmadığımızı net bir şekilde ifade ediyoruz.

Ülkeyi yönetemeyen siyasal iktidar OHAL aracılığıyla baskı ve zulümde sınır tanımamaktadır. 80 milyon nüfuslu ülkemizde mutlu bir azınlık dışında mutlu olanı veya geleceğe güvenle bakan bir tek insan bile yok. Hazreti Ali’ye sorarlar; “Devletin dini olur mu?” Hazreti Ali düşünmeksizin, “Elbette olur. Devletin dini adalettir” der. İnançlar üzerinden toplumu kutuplaştıranların hiçbir zaman adaletli olma gibi kaygı ve tasaları olmamıştır ve olmayacaktır.

Ülkemizin bütün halkları bir bütün olarak zorlu bir süreci yaşıyor. Bu günler elbette aşılacaktır. Bizler için baharı müjdeleyenler yine dayanışma, emek, barış, demokrasi ve mücadele diyenler olacaktır.

Örgütsel ve hukuksal mücadeleyle maddi kayıplarımızın karşılanacağı konusunda hiçbir tereddüt yaşamıyorum. Ancak 10 Ekim 2015 tarihinde ardı ardına patlatılan bombalarla bedenleri parçalanmış, yüreklerimizi dağlayan ve gülen yüzlerimiz olan ne Gülhan’ı ne Dilan’ı ne Yılmaz’ı ne Rıdvan’ı ne Seyhan’ı ne de 102 yoldaşımızı toprak bize geri vermeyecektir.

Berkin’in EKMEĞİ, Veysel’in BARIŞI, Ceylan’ın UMUDU olmak için sevgi, ekmek, umut ve barışla kalın.

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Mart 2018 04:19
www.evrensel.net
ETİKETLER KESK