‘14 Mart Tıp Bayramı değil mücadele günüdür’

‘14 Mart Tıp Bayramı değil mücadele günüdür’

İTO Genel Sekreteri Samet Mengüç, 14 Mart Tıp Bayramı’nın sağlık alanındaki antidemokratik gidişata karşı mücadele günü olduğunu söyledi.

Sadiye ESER

14 Mart Tıp Bayramı’nı mücadele günü olarak tanımlayan İTO Genel Sekreteri Samet Mengüç, hekimlerin sağlık, özlük ve toplumsal sorunlara ilişkin verdiği mücadelenin iktidar tarafından kendisine bir engel olarak görüldüğünü söyledi.  

Osmanlı'da 14 Mart 1827 yılında tıp eğitiminin başlatıldığı "Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire”nin kuruluşu 1919 yılından bu yana “14 Mart Tıp Bayramı” olarak kutlanmaya başlandığına dikkat çeken İstanbul Tabip Odası (İTO) Genel Sekreteri Samet Mengüç, özelikle son 15 yıldır bayram havasının olmadığını, daha çok sağlık alanındaki antidemokratik gidişata karşı bir mücadele haftasına dönüştüğünü dile getirdi. 

‘HEKİMLER TÜKENİYOR’

Özlük haklarındaki geriye gidişe değinen Mengüç, “‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ nedeniyle hekimler, yoğun, aralıksız, süreklik arz eden bir çalışma koşullarına itiliyor. Bu nedenle hekimler tükeniyor. Hekimlerin özlük haklarının istenen seviyede olmaması, başta emekli hekimler olmak üzere hekim ücretlerinin çok düşük seviyede olması, hekimlerin gün geçtik güvencesiz bir iş ortamına itilmeleri ve sağlık politikalarından kaynaklı şiddet başlıca sorunlarıdır. Bütün bunlar iyi koşullarda hekimlik yapmaya engel” dedi. 

‘İKTİDARLA KARŞI KARŞIYA GELDİK’ 

Türk Tabipleri Birliği’nden “Türk” kelimesinin kaldırılmak istendiğini hatırlatan Mengüç, “Bunun birinci nedeni; bugünkü ortamda böylesine demokrasiyi içselleştirmiş bir kurum maalesef mevcut siyaset ve iktidar açısından hoş karşılanmıyor. İkinci sebepte; 15 yıldır Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında yapılan projeler neo-liberal ekonomik politikası üzerine kuruludur. Biz bu programlarla sağlık alanının rant haline getirilmesini reddettik. ‘Sağlık alanını, sağlık çalışanlarının verdiği hizmeti ve hekimliği ranta dönüştüremezsiniz. Hastalara müşteri gözüyle bakamazsınız. Hekimleri bir tüccar konumuna getiremezsiniz’ dedik. Bu nedenle hukuksal mücadeleler de Sağlık Bakanlığı’yla ve dolayısıyla da iktidarla hep karşı karşıya geldik.” 

‘DAVALARIN YÜZDE 95’İNİ KAZANDIK’

Bu çerçevede yaptıkları hukuksal mücadelelerin sonuçları hakkında bilgi veren Mengüç, “Mevcut yasaları baz alıp yargıya taşıdığımız konuların ortalama yüzde 95-97’sini kazanmışız. Tabii bunlar da iktidarın 15 yıldır pervasızca yapmaya çalıştığı sağlık uygulamalarının önüne bir engeldir. Türk Tabipleri Birliği’ne ve meslek örgütümüze bundan dolayı öfkesi var” diye belirtti. 

‘LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATILDI’

OHAL’den hekimlerin de nasibini aldığına vurgu yapan Mengüç, şöyle devam etti: “Geçtiğimiz haftalarda bizlere yönelik ciddi bir baskı ve linç kampanyası başlatıldı. Türk Tabipleri Birliği üzerinden ve Merkez Konseyi Üyesi 11 arkadaşımız birer ‘terör örgütü üyesi’ muamelesi yapılarak kamuoyuna lanse edildi.”

‘AFRİN BAHANE EDİLDİ’

Afrin operasyonuna karşı bildiri yayınladıklarında hükümetin hedefi haline geldiklerini sözlerine ekleyen Mengüç, “Aslında yaptığımız bu açıklama bahane edildi. Ama asıl sebep yukarda belirttiğim iki faktördür” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başlayıp bakanlıklara, bir takım rant ilişkileri içerisine girmiş derneklere ve sağlık müdürlüğünün saldırısına maruz kaldıklarını ifade etti. 

‘DURDUĞUMUZ YERDEYİZ’

Haklı ve meşru bir zeminde durduklarını anımsatan Mengüç, şunları dile getirdi: “Biz tarihimiz boyunca taraflara bakmaksızın savaşın, çatışmanın her türlüsüne, insan sağlığı, doğayı tahrip edebilecek her şeye karşı çıktık. Dün de öyleydik, bugün de. Yarın da öyle olacağız. Biz bundan bir adım geri atmış değiliz ve durduğumuz yerdeyiz. Tabii ki demokrasi mücadelesinin, anti demokratik bir ortamda vermenin getirdiği bir takım bedeller vardır. Bunu bütün toplumda yaşıyor. Bizler de bu bedelleri ödemeye her zaman için hazırız. Umudumuzu hiçbir zaman yitirmediğimiz için hala tıp haftasında etkinliklerimize devam ediyoruz.”

‘İNSANCA YAŞAMA İSTİYORUZ’

İnsanca çalışma taleplerini yineleyen Mengüç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün dünyada kabul edilmiş çalışma süreleri ve koşulları vardır. Bu kurallar içerisinde çalışmak istiyoruz. Artmış olan şiddeti en aza indirgemek ve caydırıcı olması için hekimlere yapılan saldırıların bir kamu görevlisine yapılmış saldırılar olarak ele alınmasını istiyoruz. Ve buna yönelik bir cezalandırma sisteminin yasal hale getirilmesini istiyoruz. Emeklilik maaşlarının açlık sınırı değil, yoksulluk sınırının üzerinde olmasını istiyoruz. Mevcut çalışan hekimlerin maaşlarının da yoksulluk sınırı olarak belirlenen rakamın iki katı olsun istiyoruz. İsteklerimizin hepsi insanı isteklerdir. Şiddete maruz kalmak istemiyoruz. İnsanca bir maaş almak istiyoruz. İnsanca bir emeklilik hayatı sürmek istiyoruz. Bütün bunları yaparken de biz sadece hekimlik tarafıyla olaya bakmayız.”

‘BİN 600 CİVARINDA HEKİME ÖDÜL’

14 Mart’ta başlayıp 18 Mart’ta son bulacak olan etkinliklere ilişkin de bilgi paylaşan Mengüç, şunları söyledi: “Bir takım etkinlikler, paneller, ödüller, plaketler, resim yarışmaları, satranç yarışmaları olacak. Bunlar dışında vereceğimiz plaket ödüllerimiz var. 25’inci, 40’ıncı, 50’nci ve 70’inci yılını dolduran hekimlere plaketler vereceğiz. Bu yıl tahminen İstanbul’da Bin 600 civarında hekime hizmet plaketleri vereceğiz. Onun dışında basında sağlık ödülleri var. Yapacağımız paneller ve etkinliklerin yanı sıra ayın 14’ünde Taksim’de bulunan anıta bir çelenk bırakacağız.” (İstanbul/MA)
 
 

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Mart 2018 11:17
www.evrensel.net