Macron’un Avrupası’na İtalyan tekmesi mi?

Macron’un Avrupası’na İtalyan tekmesi mi?

Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta, İtalya'da seçiminin sonuçları ve ABD'nin gümrük vergilerinin AB'ye yansımaları ve Sergei Skripal'in zehirlenmesi var.

İtalya’da “Avrupa Birliği karşıtı” aşırı sağcı partilerin kazanarak çıkması tüm kıtada tartışma konusu oldu. Artık Avrupa’nın en büyük ülkelerinde aşırı sağcı partiler büyük bir güç duruma geldiler. Fransa’dan çevirdiğimiz yazı, bu eğilimin Fransa Lideri Macron ve Almanya Lideri Merkel’in planladıkları Avrupa’yı yeniden inşa etme projesini nasıl baltaladığını inceliyor. 

‘TİCARET SAVAŞLARI’

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla ithal edilecek çelik ve alüminyum mamullerine ek gümrük vergisi getirmesi Almanya’da büyük tepkilere neden oldu. İlk açıklamalar misilleme yapılacağı ve Dünya Ticaret Örgütüne (WTO) şikayette bulunulacağı yönünde. Ancak kimileri de “Sırça köşkte oturanların komşularına taş atmaları”nın çok kötü sonuçlara yol açacağı uyarısı yaptı, AB ve Almanya’nın yaptırımları sineye çekmesini tavsiye etti.

SKRIPAL VAKASI

Bu hafta İngiltere’nin gündemlerinden biri İngiltere için ajanlık yapan Rus Sergei Skripal ve kızının İngiltere topraklarından öldürülmeye çalışılmasıydı. Hükümet olayın arkasında Putin’in olduğu ima ediyor. Independent gazetesi başyazısında, İngiltere’nin açıklamalarının Rusya üzerinde önemli bir etkisinin olmadığını belirtti ve İngiltere’nin AB’den çıkışıyla, ticari ilişkilerini geliştirmek için, despot rejimlerle yakınlaşmak zorunda kalacağına dikkat çekti.


İTALYA MACRON’UN PLANLARINI ENGELLEDİ

Jean-Jacques MEVEL
Le Figaro

Macron

 
EMMANUEL Macron çok erken mi, yoksa çok geç mi iş başına geldi? Kaçırılan fırsatlara bakılırsa Avrupa genç Cumhurbaşkanına karşı çok acımasız. Pazar günü, 6 aydır beklenen Almanya hükümetinin kurulması haberinin doğuracağı fırsat birkaç saat içinde İtalya’dan gelen kötü haberle altüst oldu. 

5 Yıldız popülist hareketi ve Liga (Kuzey Ligi) aşırıcılarının şaşırtıcı seçim başarısı, aynı anda alçak gönüllü olunması gerektiği konusunda bir derstir de. İhtiyar Silvio Berlusconi’nin yenilgisinden daha çok, dört yıl önce tüm AB tarafından büyük coşku ile karşılanan genç reformatör Matteo Renzi’nin seçim fiyaskosu tamamen bir uyarıdır: Başlangıçta anketler ne derse desin, sandıklar başta gecikmeli hareket eden yöneticilere karşı çok acımasız. Seçmenlerin sabırsızlığı ve hükümetlere dayatılan süre, başkanların hareket manevrasını büyük oranda daraltıyor. Altı aydır Cumhurbaşkanı Macron iç politikada, İtalyan hükümet şefinin tersine, büyük bir enerjiyle hareket ediyor. Fakat Avrupa konusunda, yani Marine Le Pen’e karşı mücadele yürüttüğü temel alanda ilerleme pazar gününden bu yana çok daha yavaş ve zor gibi görünüyor. İtalya’da çakan şimşekler, Avrupa’yı ve avroyu değiştirme girişimlerini, ona yakın olanlarla Almanya’ya karşı zorunlu olan bir müttefikten mahrum etti. Kaba düz çizgilerle düşünen partilerin başarısı, hiç durmadan dalgalarla gelen göçmen ve mültecilere karşı mantıklı bir politika arayışında olan Berlin, Paris, Roma ittifakını çatlattı. Son olarak ise, Renzi’nin Demokrat Partisinin büyük yenilgisi, aritmetik olarak Cumhurbaşkanı Macron’un orta yolcu politikasına karşı da bir darbe aslında (...). 

Önümüzdeki haftalar ya da aylar, İtalyan “sistem karşıtı” partilerinin ortak bir program etrafında anlaşıp anlaşamayacaklarını, ego savaşını aşıp aşamayacaklarını ve dışlanmandan yönetip yönetemeyeceklerini gösterecektir. Daha önce bunun olabildiği görüldü: Aşırı sağ Viyana’da iktidara geldi, fakat Muhafazakar Sebastian Kurz’un yönettiği bir koalisyonun sırtında bir yük olarak duruyor. Bunun İtalyan versiyonunda direksiyona Matteo Salvini, yani avronun kaçınılmaz olarak yenilgiye uğrayacak bir “hata” olduğunu düşünen aşırı sağcı  geçecektir.  

Fakat Elize Sarayı’nı daha fazla tedirgin eden bir başka konu var: İtalya’nın raydan çıkmasını, Emmanuel Macron’un hırslı Avrupa inşasını dondurmak için iyi bir fırsat olduğunu düşünen, Kuzey ülkelerinin güçlü olarak yeniden sahneye çıkmaları. 

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Alman SPD’nin iç oylaması ve İtalya’nın seçimlerinden önce aceleye getirilmiş her entegrasyona vurgu yaparak atağa geçmişti. (Geçen hafta) Cuma günü Berlin’de şunları belirtti : “Temellere tekrar geri dönme zamanı geldi. Çözüm ne yardım kasasını merkezîleştirme, ne de Avrupa para makinesini tüm hızıyla çalıştırmaktır. Çözüm doğru reformları hayata geçirme” ve her ülke içerisinde “Sağlıklı bir bütçe politikası izlemektir”. Pazar gününden bu yana bu dalga büyümeye devam etti. Hollanda’nın yanı sıra 7 ülke planlanan daha (AB konusunda) cesur planları başka zamana bırakmak gerektiğini belirtti (Finlandiya, İrlanda, Danimarka, İsveç ve 3 Baltık ülkesi). Finlandiya Maliye Bakanı Petteri Orpo, Reuters haber ajansına “Bir Avrupa Maliye bakanlığı gibi hoş reformlar tartışılıyor, fakat bunlar gerçek sorunları çözmüyorlar” diye demeç verdi. 

Macron rüzgarı daha kırılmış değil. Fakat 2017 mayıs ayından bu yana ilk defa AB’nin “ortodoks” başkentleri kafayı kaldırmaya başladılar. Paris’in istediği Avro Bölgesi’nin özgün bir bütçesinin belirlenmesinin gerektirdiği harcamaların artırılmasına da sessiz kalmayacaklar. 

MERKEL’E UYARI

İtalya’nın uyarısından sonra Avrupa konusunda hiçbir şeyi aceleye getirmeme eğilimi güçlendi. Fakat bunun yanı sıra, Fransız projelerinin büyük destekçisi olan Avrupa Komisyonuyla da hesaplaşma gerçekleşiyor : Jean-Claude Juncker ve ekibi Renzi, ardından Gentiloni hükümetlerine karşı mali olarak aşırı iyimser olmakla eleştiriliyor. Bu siyasi destek “örofob” ların (Avrupa karşıtlarının) pazar günü kazanmasını engelleyemedi. 

Son olarak ise, oluşturduğu büyük koalisyonla ipleri ele geçirmeye hazırlanan Angela Merkel’e karşı da bir uyarıdır aslında : Geleneksel kuzey müttefikleri ona Elize Sarayı’nın çağrılarına sürüklenmeyin diye hatırlatıyorlar. Mark Rutte, bir yıl önce seçimleri kazanan Hollandalı aşırı sağcı, bu konuda en keskin konuşan kişi : “Avrupa, Fransa-Almanya demek değildir, sadece Merkel’in ve Macron’un davası değil, geleceği üzerine anlaşması geren 27 ülkenin ortak sorumluluğudur.” Pazar günü göçmenlik sorununda da masa devrildi, yani Bot’ta (İtalya) seçimlerde belirleyici etkenlerden birisi olan konuda. Geçen yıl Akdeniz’den kaçak olarak gelen 100 bin göçmenle, İtalya, Afrika’dan Avrupa’ya gelenlerin en fazla geldiği yerdir. Ne 5 Yıldız Hareketi, ne de Liga, Victor Orban’ın başvurduğu kaba metotları övüyor olmalarına rağmen, bu sorunu nasıl çözeceklerini, tek başlarına mı, yoksa AB’nin diğerleriyle birlikte çözecekleri meselesini açıklamadılar. Fakat Angela Merkel ve Emmanuel Macron’un, yaz öncesinde Avrupa’ya ortak bir mülteci politikası ve yükü paylaştırma kuralı belirleme niyetlerinin büyük oranda bir darbe aldığı belirtilebilir. “Mülteci ve göçmenlere hayır” eğilimi artık merkez Avrupa ülkelerini aşarak genişledi. (Bu eğilim) Avusturya’dan geçerek artık haritada Sicilya’dan Baltık’a kadar düz bir çizgi oluşturuyor. 

(Çeviren : Deniz Uztopal)


SIRÇA KÖŞKTE OTURANLAR

German Foreign Policy

ABD-AB

ABD’nin yürürlüğe sokacağını açıkladığı çelik ve alüminyum mamullerine gümrük cezası getirmesi ile ilgili tartışmalarda ekonomi uzmanları AB ve Almanya’ya dikkatli olmayı tavsiye ediyorlar. Kiel’deki Dünya Ekonomi Enstitüsü eski uzmanlarından biri, AB’nin daha önce kendinin aralarında ABD otomobil firmalarının da olduğu bazı alanlara ithalat sınırlandırmaları ve cezalandırıcı gümrük tarifeleri uyguladığını hatırlaması gerektiğini belirtti. Ayrıca ABD’ye tepki olarak gümrük cezaları uygulanacak önemli alan bulunmadığına, Avrupa’nın ABD’den sanayi ürünleri ithal etmediğine de dikkat çekiliyor. Motosiklet veya burbon viskiye getirilecek gümrük cezalarının ABD’ye hiçbir acı vermeyeceği belirtiliyor. Bunun dışında uzmanlar, AB’nin gümrük cezalarına ABD’nin misilleme yapacağını, otomobil sektörüne getirilecek gümrük cezalarının Almanya’yı çelik sektörüne getirilenden çok daha fazla etkileyeceğini söylüyorlar. “En iyisi sineye çekmek” diyorlar.

KARARLI ŞEKİLDE

Alman Hükümeti sözcüleri ve AB içindeki politikacılar, ABD’nin çelik (yüzde 25) ve alüminyum (yüzde 10) ithaline getirdiği gümrük cezalarına karşı önlemler alınacağından söz ettiler. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa’nın kararlı ve ABD’nin yaptırımına uygun tavır alacağını söyledi. Federal Ekonomi Bakanı Brigitte Zypries, Trump’ın gümrük cezalarını uygulamaya sokması halinde AB’nin de karşı yaptırımlar uygulamasında görüş birliği olduğunu söyledi. Değişik partilerden milletvekilleri de ABD’ye karşı cezalandırmalara gidilmesi ve Dünya Ticaret Örgütüne itiraz edilmesi gerektiğini belirttiler. Çelik sanayi temsilcileri ise WTO’ya itiraz edildiğini ve kararlı şekilde karşı yaptırımlarda bulunulacağını ifade ettiler. 

AB’NİN GÜMRÜK CEZALARI

ABD’nin gümrük cezaları tehdidine rağmen Alman ve AB’li uzmanlar, sakin olmayı ve durumu kabullenmeyi öneriyorlar. Kiel Dünya Ekonomik Enstitüsü eski yöneticilerinden Henning Klodt, geçen dönemlerde AB’nin aralarında çelik sektörü de olan değişik alanlarda gümrük cezalarını yürürlüğe koyduğuna dikkat çekti. Sadece çelik alanındaki 40 üretim merkezinde yaptırım uygulandı. Örneğin AB, kendi pazarını korumak için solar paneller konusunda Çin’e karşı yüzde 50’ye varan dolaylı gümrük cezası getirdi. Aynı şekilde değişik kimyasal ürünler için yüzde 22-72 oranında, gıda maddelerinde yüzde 35-126 fiyat artırımı yapılarak Çin’e karşı üstünlük sağlandı. Celanerse tekeline ait Frankfurt’taki  Nutrinova, tatlandırıcılara yüzde 126’lık zam getirilerek dünya pazarındaki egemenliğini özellikle Çin’e karşı korudu. Ama ABD’ye yönelik yaptırımlar hiçbir zaman Rusya ve Çin’e yönelik olanlar gibi olmadı, böylesi bir şey akla bile getirilmedi.

SADECE ÇİMDİK ACISI

ABD’ye yönelik yaptırımlarda bir başka sorun da hangi alanlarda acı verecek karşı yaptırımlara gidilebileceği sorunu. Klodt, Almanya’nın ABD’den ithal ettikleri arasında bilişim teknolojisinin en üst sırada olduğunu, bu alanda Google, Microsoft ve Amazon’a karşı, geleneksel ürünlerdeki gibi ticari yaptırımların gündeme getirilmesinin imkansız olduğunu söylüyor. AB’nin burbon viski ve Harley motosikletlerine getirmek istediği gümrük cezalarının ise ABD’ye zarar vermeyeceği sadece çimdik atmışçasına acı vereceğini belirtiyor. Harley motorsikleti ve burbon viskisinin üreticilerinin Trump’ın partisinden olması AB’nin hedefinin Cumhuriyetçi elitleri birbirine düşürmek istediği şüphesini uyandırıyor.

EN İYİSİ KABULLENMEK

Uzmanlar, ABD’nin gümrük cezalarına gümrük cezalarıyla cevap vermenin çatışmaya yol açacağı ve Alman ve AB ekonomisine şimdikinden daha büyük zarar vereceğine dikkat çekiyorlar. “Almanya’nın ihracat fazlalığı uzun süreden beri Trump tarafından eleştiriliyor. Geçen yıl Alman firmaları ABD’ye 111.5 milyar dolarlık satış yaparken, ABD, Almanya’ya sadece 62 milyar dolarlık mal sattı. Bu ihracat fazlalığı ABD açısından saldırı olanağı sunuyor. Her ne kadar ABD’nin çelik alanında getireceği gümrük cezası bu alandaki ihracatı tehlikeye soksa da Almanya’ya en fazla acı verecek olan otomobil ihracatına getirilecek gümrük cezalarıdır. Bu nedenle en iyisi ABD’yi provoke etmekten vazgeçmek, şimdiki yaptırımı sineye çekmektir” diyorlar.  

(Çeviren: Semra Çelik)


SKRIPAL İÇİN BRİTANYA’NIN DİPLOMATİK ÇIKIŞI BREXIT’TEN DOLAYI KISITLI

Independent 
Başyazı

Sergei Skripal

SERGEİ Skripal ve kızı Yulia’nin olayı, herkesin de kabul ettiği gibi çok şüpheli bir durum.

Bu şüpheli durumun içinde en çok konuşulan konu, olayın Rus yetkililer tarafından gerçekleştirilmiş olma ihtimali. Büyük ihtimalle iki ülke içinde ajanlık yapmış Skripal’in kariyerinden dolayı intikam planı gerçekleşti. Britanya’nın (Rusya ile) yaptığı ajan takası ve birkaç yıl önce verdiği af kararı durumu düzeltmiş gibi görünmüyor.

Olayın araştırılmasına izin vermemiz gerektiği doğrudur ama 2006’da Alexander Litvinenko’nun başına gelenleri (Zehirlenmesi ve bunun sonucu ölmesi) düşündüğümüzde akıllara kaçınılmaz sorular geliyor ve Dışişleri Bakanının da belirttiği gibi Rusya artık “kötü ve ortalığı karıştıran bir güç” olmaya başladı.

Boris Johnson (Dışişleri Bakanı) polisin soruşturmasının sürdüğünü, bu yüzden sınırlı açıklamalar yapacağını belirtti. Bakan ilk kez bir patavatsızlık yapmadı ve parlamentoya “Kraliçenin Hükümeti”nin usule uygun ve kararlı bir şekilde karşılık vereceğini açıkladı.

(...)Ekonomik yaptırımlar da olabilir ama Dışişleri Bakanı Britanya’nın finansal gücünü bu aralar biraz abartıyor. Harry Kane’nin (İngiltere Milli Forvet Oyuncusu) Moskova’da veya St. Petersburg’da maçlara katılmaması Rusya’nın dış siyasetinin gidişatını değiştirmeyecek. Sonuçta, Vladimir Putin, dünyanın ve uluslararası toplumun burnunun altında, şaşırtıcı bir çıkışla Kırım’ı ülkeden (Ukrayna’dan) ayırdı.

Eski Başkan Obama’nın “kırmızı çizgiler” blöfünü çürüten ve sorunsuzca işin içinden çıkan yine Putin oldu. Birleşmiş Milletlere de karşı geldi, uluslararası yaptırımları da göze aldı; tartışmaya açık bir iddia ama ABD’deki başkanlık seçimlerinde de parmağı olduğu düşünülüyor ve durum gerçekten öyle ise iki yıldır Donald Trump’ı bir aptal gibi elinde oynatıyor.

Şunu da söyleyebiliriz, Sayın Boris Johnson, Kremlin rejimi için korkulu bir figür değil.

(...) Brexit yüzünden uzun soluklu dostluğu ve müttefikliğinin parçalamasından kaynaklı Britanya’nın “kararlı” davranması pek bir etki yaratmıyor. Andora veya San Marino’nun Birleşik Kraliyeti tehdit etmesi nasıl bir etki yaratırsa, İngiltere’nin Rusya’yı tehdit etmesi de benzer bir etki yaratır. Eskiden de olduğu gibi Britanya’nın caydırıcı bağımsız nükleer silahı böyle sorunlarda pek kullanışlı olmuyor.

Bu gelişmelerin en çok gösterdiği Brexit, Britanya hükümetini tavizler vermeye ve dünyada sorunlu olan tüm rejimlerle ilişki kurma yoluna gitmesine neden olacak, Rusya’da buna dahil; çünkü ticaret yapacak ülkelere çok ihtiyacı olacak.

Liam Fox’un (Bakan) yakınlık gösterdiği gelişmekte olan ülkelerdeki sorun, çoğu zaman Birleşik Kraliyet’in savunduğu değerlerin (özgürlük, adalet vs.) sadece bazılarını savunuyor olmaları. Ve yakın komşularımızın savunduğu ölçüde bu değerleri savunmuyorlar. En azından bu durumda şunu söyleyebiliriz -Alexander Litvinienko zehirlenmesinde olmadığı gibi- Britanya yetkilileri, yabancı mihrakların Birleşik Kraliyet topraklarında işler çevirdiği ihtimali konusunda çok çabuk bir açıklama yaptılar. AB’den çıkma kararımız diplomatik tavrımızda taviz vermelere neden olacaksa, ülkenin bakanları doğru kararlar alarak buradaki yaşayan insanların hayatını güvence altına almalıdır. Çok kısa süre önce gerçekleşen Kış Olimpiyatları, bir gün Kore için barışın başlangıcı olarak hatırlanabilir, ama Brexit sonrası Britanya, güç göstergesi oyunları oynamak istiyorsa, Moskova’daki Lüzhniki stadyumundan daha uygun bir arena bulması gerekecektir.

 (Çeviren: Çağdaş Canbolat)

 


 

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Mart 2018 06:33
www.evrensel.net