KOÜ öğrencileri: Sanatıma ve bilime odaklan vücuduma dokunma

KOÜ öğrencileri: Sanatıma ve bilime odaklan vücuduma dokunma

Kocaeli Üniversitesi öğrencileri ile 8 Mart öncesi cinsel istismarın nedenlerini ve gösterilmesi gereken tepkiler üzerine konuştuk.

Kübra LAZ
Nur SEFEROĞLU
Kocaeli Üniversitesi

Biz üniversite öğrencileri, cinsel istismarın giderek arttığı bu zor günlerde nedenlerin ne olduğunu ve tepkimizi nasıl göstermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Çocuk istismarında “Çocuk susar, sen susma” sloganlarıyla sosyal medyada milyonlarca insan artık bu sorunun kalıcı çözümlerle son bulmasını istiyor. 8 Mart bizlere bu sorunu daha çok irdelememiz gerektiğini hatırlatıyor. Kadınların bir gün değil her gün güvende ve özgür olmasını istiyoruz.

İkinci sınıf Mühendislik Fakültesi Öğrencisi Selen, cinsel istismarın kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikten doğduğunu söylüyor. “Aile erkeğe her konuda özgürlük sağlarken kadına sürekli tabu yüklüyor, oysaki kadınların etek boyunu belirlemek yerine erkek çocuklarına kadının cinsel bir obje olmadığı öğretilse toplum böyle bir sorunla sınanmaz” diyor. Selen’e göre sağlıklı bir toplum, sağlıklı aileler tarafından yetiştirilen bireyler tarafından oluşacak. Selen yetiştirme tarzından hareketle; aile tarafından bireylerin bilinç altına yerleştirilen bastırılmışlık ve eşit olmayan değer yargılarının etkili olduğunu düşünüyor.

‘SORUNLARIMIZ KİŞİSEL DEĞİL, TOPLUMSAL’

Gazetecilik Öğrencisi Emre de bireyin yetiştirilmesine vurgu yapıyor. Bireylerin sanat ve bilimle büyümesi gerekirken şiddete yönelik unsurlarla gelişimini sürdürdüğünü söyleyen Emre “Olumsuz sosyal ve psikolojik etmenlerin ileride cinsel istismara uygulamaya yol açabileceğini düşünüyorum” diyor.

Konuşmaya dahil olan Faruk da Emre’yi destekliyor: “İnsan ailesi içinde şekillendiği için en başta ailenin çocuğuna öğretmesi gereken kurallar var. Ailenin çocuğa yeterince ilgi göstermemesi sonucu çocuk sevgisiz büyür ve sevilmemenin verdiği nefreti karşı cinsten çıkartmaya çalışabilir.”

Çalışma Ekonomisi Öğrencisi Eda da sorunu bir metaforla açıklıyor: “Bizler bir ekmek kırıntısının etrafında toplanan karıncalarla aynı görevi üstleniyoruz. Bir cinsel istismar olayı duyduğumuzda hepimiz o olaya odaklanıp, linç yağmuruna sebep oluyoruz. Fakat bu sorun bizim içimizde. Sorununun kendisi bizleriz, yani toplum. O ekmek kırıntısı da içimizden biri. Ancak nedenin içimizden olduğunu fark ederek adım atabiliriz. Çünkü sorun kişisel değil toplumsal.”

PEKİ ÇÖZÜM NE?

Üniversite öğrencileri bu soruna farklı çözüm önerileri de getiriyor. Bir mühendislik öğrencisi “Çözüme hadım, idam, işkence ya da kısırlaştırma gibi yollarla kavuşulacağını düşünen insanlar var ama bu kesinlikle çözüm değil. Bu ilk olarak hukuk ve demokrasi sistemini yok saymaktır” diyor. Müebbet hapis cezalarına vurgu yapan öğrenci, “18 yaşına kadar herkes çocuktur ve yaş ayırt edilmeden her zanlıya aynı miktarda ceza verilmeli. 15-16 yaşındaki bir çocuğa karşı işlenen bir suçta zanlıya düşük ceza verilmesi çocuk gelinlere yol açmak olur” dedi.

Öğrencilerden Ayça ise sadece cezalara odaklanmıyor. Ayça, “Çocukluktan itibaren kız ve erkek çocukları arasında eşit olmayan değer yargıları mevcut. Çocuklarımızı yetiştirirken erkeğe bazı eylemleri üst bir şeymiş gibi öğretip kız çocuğuna bunu tabu olarak yüklersek bu ileride o erkeğe yanlış bir öz güven yükler” diyor ve şöyle devam ediyor: “Aradaki dengeyi eşit bir şekilde sağlarsak erkeğe o yanlış öz güvenin yüklenmesini ve kadını değersizleştirmesini önlemiş oluruz. Bu da bizleri sosyal açıdan çözüme daha yakın konuma getirir.”

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Mart 2018 04:47
www.evrensel.net