İş Cinayetleriyle Mücadele Günü: Çözüm işçilerin birliği

İş Cinayetleriyle Mücadele Günü: Çözüm işçilerin birliği

Manisa Organize Sanayi Bölgesinde çalışan işçiler, iş cinayetlerinde çözümün işçilerin birliğinde olduğunu vurguluyorlar.

Dilek OMAKLILAR
Manisa

Atanamadığı için bir plastik farbrikasında çalışan ve iş cinayetinde yaşamını yitiren Hasan Songur’un ölümünün ardından Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçiler, kendi fabrikalarında da alınmayan önlemleri tartışıyor. İSG uzmanlarının patrondan bağımsız olmamasının yaşanan iş cinayetlerinde önemli bir etken olduğunu dile getiren işçiler, çözümün ise işçilerin birliğinde olduğunu vurguladı.

‘ÜRETİM BASKISININ OLDUĞU HER YERDE OLAN İŞÇİYE OLUR’

Metal iş koluna bağlı bir fabrikada çalışan Murat, “İş cinayetleri 2-3 gün gündemde kalıyor, sonra unutulup gidiyor. 2013 yılında yaşanan Polinas’taki iş cinayeti ne kadar konuşuldu? İşçiler bunu kendi aralarında bile konuşamıyor. Üretim baskısının olduğu her yerde olan elbette işçiye oluyor” diyor. Hasan Songur’un ölümünün duyulanlardan sadece biri olduğunu dile getiren Murat, “Üretim baskısına da işçi hayır diyemiyor ki. Çay molasını düşünüyor. ‘Şu verilen sayıyı bir an önce halledeyim de ben de 15 dakika da olsa dinleneyim’ diyor. Ona mecbur ediyorlar. Bu işleri yaşamayan bilemiyor. Ayrıca bu sanayide tonlarca iş kazası oluyor da bildirilmiyor. Kendi fabrikalarımızda çalışırken de korkmaya başladık, bizim de başımıza gelirse diye” diye konuştu.

‘DENETLEMEDE SIKINTI VAR’

OSB’de çalışan Schneider Elektrik işçisi Gökhan Kabasakal ise fabrikalardaki İSG eğitiminin taşeronlar tarafından verildiğini belirterek, “Bu insanlar fabrikayı tanıyan insanlardan iş güvenliği eğitimi almıyor. Fabrikanın kendi iş güvenliği uzmanları olsa belki de böyle olmazdı. Bazı fabrikaların kendi iş güvenliği uzmanları var, onlar fabrikanın kendi bünyesinde olduğu için daha kapsamlı bilgi verebiliyor. Ama devlet zorunluluk getirince, iş güvenliği eğitimi sırf adet yerini bulsun diye yapılıyor” diye konuştu. Daha ucuz maliyet için patronların önlem almadığını ifade eden Kabasakal şöyle devam etti: “Denetlemede sıkıntı var. Geçenlerde bir arkadaş yüksek bir yere çıkarılmak istendi, patron ona çıkacaksın diyor, o da iş güvenliği uzmanımız gelsin diyor, uzman ‘yaşam halatının bağlanması gerek, çıkmamalı’ demeli ancak şunu ‘çıkmayabilir’ diyor. Esnek bırakıyor yani.”

Sendikasız yerlerin daha da kötü olduğunu vurgulayan Kabasakal, özellikle enjeksiyon plastik ve döküm fabrikalarında durumun daha da ciddi olduğunu söyledi. Kabasakal, “Çözüm ne kadar tartışılırsa tartışılsın iş güvenliği uzmanlarının bağımsız olmasında” dedi.

‘ALIN YAZISI DEĞİL’

Tekstil işçisi Halil Denkler de Hasan Songur’un çalıştığı makine ve sensörlerin çıkarılma iddiaları üzerine konuşuyor: “Normalde makine kapakları kapandığında arada bir şey kaldıysa eğer kalıp hemen kendini açar, sürekli alarm verirse onu kapatıyorlar. Ama bunu direktif olarak veriyorlar. Sökün onların diye. Yoksa mekanikçi kendi kafasına göre alamaz. Makine öyle çalışmalı. Ama direktifle söktürüyorlar. Yeter ki fazla üretsin! Bu bir alın yazısı değildir, düpedüz cinayet. İşten çıkartılma korkusundan dolayı bizim işçimiz de sorgulamıyor.”

İş kanununun da işçiler lehine olmadığını dile getiren Denkler, “Patronu caydırıcı bir kanun yok. Bizde de yüksek dozda toz var, maske kullanıyoruz ama ham maddesinin zararı daha tespit edilemedi. Kot taşlama yapanların hastalığının bizde de olma riski varmış, ama daha net değil bu” dedi.

İsmini vermek istemeyen bir işçi de “Mesleğim gereği ben de iş güvenliği eğitimi aldım ama okulda öğretilenlerle fabrikada yaşananlar aynı şey değil” dedi. Kendisinin de öğretmen adayı olduğunu ifade eden işçi, kendi mesleğine yakın bir fabrikada çalıştığı için görece şanslı olduğunu söyledi. İşçi, “Üretimi arttırmak için insanları zorluyorlar. Çoğu makinede sensör var ama bunda yok deniyorsa tamamen patronların hatası! İnsanlar işten çıkar korkusuyla mecbur kalıyor, biraz daha bilinçli olsa işçiler çalışmaz asla” dedi.

İşçilerin konuşmaktan çekinmesinin kaygılarının doğal olduğunu belirten kadın işçi Safiye, “Herkesin borcu var. Asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. İşini kaybetmek istemiyor. İşçiler saniye hesabı yapıyor, bunu düşünmek zorunda bırakıyorlar. Ne kadar fazla üretirse en iyi onun olacağını düşünüyor. Çünkü üzerlerinde baskı var” dedi. Safiye bunlara karşı işçilerin birlik olmaktan başka şansları olmadığını vurguladı.

İŞÇİLERİN BİRLİKTE MÜCADELE ETMESİNDEN BAŞKA YOL YOK

Giderek artan iş cinayetleri sendikaların da gündeminde. Sendikacılar iş cinayetlerinin son bulması için işçilerin birlikte mücadele etmesinden başka bir yolu olmadığına dikkat çekiyor.

Patronların daha fazla kâr hırsıyla önlem almaması, Hükümetin denetimsizliği, vurdumduymazlığı devam ettiği sürece iş cinayetlerinin son bulmayacağını dile getiren DİSK/Gıda-İş Genel Sekreteri Levent Gökçek, “Güvencesizliği, denetimsizliği, sendikasızlaştırmayı kural haline getiren ve çalışma hayatını tamamen patronlar lehine düzenleyen AKP’nin iktidar olduğu yıllar boyunca iş cinayetlerinde en az 20 bin 500 işçi yaşamını yitirdi. Yine OHAL döneminde iş cinayetlerinin yüzde 10 artış gösterdiğini görüyoruz. Tüm bu parçaları birleştirdiğimizde, çalışma hayatının işçi ve emekçiler için tam bir cehenneme döndüğünü söyleyebiliriz. Kamusal denetimin olmadığı, iş güvenliği uzmanlarının maaşlarını patrondan aldıkları çalışma ortamında günde ortalama 5 işçinin, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi ‘kaçınılmaz’ son oluyor” dedi.

İş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin yüzde 98’inin sendikasız olduğunu dile getiren Gökçek, şunları söyledi: “İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanının merkezi sorunu işçilerin örgütlenmesi meselesidir. Sendikal örgütlenme, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını geliştirmesinin yanı sıra can güvenliği açısından da hayati önem taşıyor. Fabrikalarda ve işyerlerinde, patronlara geri adım attırarak işçi sağlığı iş güvenliği için gereken önlemleri almasını sağlamanın yolu işçilerin denetiminden geçiyor. Yani iş cinayetlerine karşı mücadelenin en önemli ayaklarından biri de sendikasız ve güvencesiz çalışmaya karşı bir mücadele hattı oluşturulmasıdır. Patronların gereken önlemleri almayarak, hükümet sözcülerinin ise ‘kaza’, ‘kader’ diye geçiştirerek işçileri ölüme mahkum ettiği bu ağır koşullardan kurtulmanın tek yolu; işçi ve emekçilerin birleşerek mücadele etmesinden geçiyor.”

İŞÇİLERİN KADERİ ÖLÜM DEĞİL

Çalışma hayatının köleleştirilmesiyle, kâr hesaplarıyla ve bunu besleyen siyasetiyle, bu ölümlerin zemininin hazırlandığını belirten DİSK/Cam Keramik-İş Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Çavdar, “Taşeron uygulamaları, esneklik ve örgütsüz çalışma da iş cinayetlerinin son bulmayacağını göstermektedir. İş cinayetlerine karşı önlemlerin alınması ise çok daha güçlü ve birleşik mücadeleyi zorunlu kılmaktadır” diye konuştu.

Hasan Songur’un ölümünden sonra da ‘kader’ denildiğini ifade eden Çavdar, “Biz bu söylemleri Soma Katliamı’ndan beri ve birçok iş cinayetlerinin ardından biliyoruz. Patronların üretim baskısı ve kâr hırsı yüzünden cinayete kurban giden işçilerin kaderi asla ölüm değildir. Göz göre göre yaşanan iş cinayetleri kader ile açıklanamaz. İşçiler hakkını aradığında OHAL bahanesi ile işçilerin tepesine inen Hükümet, bu politikalarından vazgeçmiyor. Oysa işçinin ekmeğini büyütmesine, haklarını geliştirmesine ihtiyacı var. Bu gidişe dur demenin yolu da, işçilerin örgütlenmesi ve insanca yaşam ve çalışma koşulları için mücadele etmesidir” diye konuştu.

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Mart 2018 12:22
www.evrensel.net
ETİKETLER iş cinayeti