Dr. Sezgin Tüzün: Barajsız demokrasi ittifakı için engel yok

Dr. Sezgin Tüzün: Barajsız demokrasi ittifakı için engel yok

Dr. Sezgin Tüzün, AKP ve MHP’nin üzerinde anlaştığı ve Mecliste görüşülmeye başlanacak ittifak maddelerini Evrensel'e değerlendirdi.

Çağrı SARI
İstanbul

AKP ve MHP’nin üzerinde anlaştığı ittifak maddeleri Mecliste görüşülmeye başlanacak. 26 madde özetle AKP’ye ‘yedeklenen’ partilere ‘Meclise girme’ ödülü veriyor. AKP’ye de ‘tek adam rejimi’ için fırsat yaratıyor. 

Araştırmacı ve Yazar Dr. Sezgin Tüzün, bu teklif ile ödüle ‘evet’ diyen partiler ve ‘hayır’ diyen partilerin ortaya çıkacağını belirterek, demokratik ittifak kurulabileceğine şu sözlerle işaret ediyor: "Tüm muhalif ve demokrasi talep eden partiler olarak ‘Lütuflara hayır. Demokratik ve parlamenter bir sistemle yönetilen Türkiye için, barajsız seçim ortamını gerçekleştirmek için barajsız demokrasi ittifakı kuruyoruz’ diyebilirler. Bunun için bir engel yok. Düşünsenize bir gruba ‘Gel kanatlarım altına gir senin için baraj olmasın’ diyorsunuz, diğer gruba ise ‘Yüzde 10 seçim barajını aşamazsan git başının çaresine bak’ diyorsunuz. Sizce böyle bir durumda o partilerin ne yapması gerekir?"

Dr. Sezgin Tüzün
Dr. Sezgin Tüzün

Yasa teklifinin birinci ve ikinci maddesi ile sandık çevresi düzenlemesi yapmak isteniyor. Aynı binada oturan seçmenlerin farklı sandık bölgelerine kaydedilebilmeleri ya da sandıkların en yakın ‘güvenli’ bölgeye taşınması, seyyar sandık düzenlemesi ne demek?

Kural olarak her seçim için -ister yerel yönetim ister genel milletvekilliği ya da Cumhurbaşkanlığı seçimi olsun- Yüksek Seçim Kurulu tarafından kimlerin seçmen olduğu ve nerede oy kullanacağı ile ilgili seçmen listeleri hazırlanır. Bu listeler seçmenler ve seçimin taraflarınca incelenebilmesi, listelerdeki eksik ve fazlaların/yanlışlıkların ortaya çıkarılabilmesi amacıyla da, tüm mahalle ve köy muhtarlıklarıyla, konuyla doğrudan ilgili diğer mekanlarda da askıya çıkarılır. Gelen düzeltme talepleri ve itirazlarla seçmen kütüklerinin hatasız ve nihai hallerine kavuşturulmasının sağlanması hedeflenir. Bu uygulama 1961 tarih 298 Sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun"un çizdiği çerçeve uyarınca yapılır. Örneğin 2000'li yıllara kadar seçmen kütükleri, nüfus sayımı gibi sokağa çıkmanın yasak olduğu gün içinde hanelerde yapılan kayıtlar esas alınarak hazırlanırdı. Ama günümüzde ikamete dayalı merkezi nüfus kayıtlarından yararlanarak, hızlı ve sağlıklı seçmen kayıtları oluşturmak mümkün ve kuramsal olarak da öyle yapılıyor. Örneğin A ilinin X ilçesindeki 1 numaralı mahallede bulunan tüm cadde, sokak ve çıkmazlardaki haneler sıralanıp numaralanarak hanelerdeki tüm seçmenlerin kayıt altına alınması ve ortaya çıkan listenin, seçimin özelliğine göre belirlenmiş sandık büyüklüğüne göre bölümlenmesi ortaya sandık bazlı seçmen listelerini çıkarır. Eğer yapılan seçimde tek bir seçim için oy kullanılacaksa sandık seçmen sayısı yüksek, birden çok seçim için oy kullanılacaksa sandık seçmen sayısı az olacaktır. Çünkü birinde oy kullanma süresi kısa, diğerinde ise daha uzun olarak gerçekleşecek ve bu da sandık başına düşen seçmen sayısının belirlenmesinde önemli etki oluşturacaktır. 

Şimdi gelelim ittifak yasası teklifine. Teklifin ilk iki maddesinin ittifakla hiçbir ilgisi yok. Ama 298 sayılı yasada yapılacak bu iki değişiklik, seçimin şeffaflık ilkesine harfiyen uyulursa bir sorun üretmeyebilir. Bunun anlamı, kötü niyetli uygulamalar için yapılan değişikliklerin kapı aralama işlevi yüklenebileceğidir. Çünkü bu yolla en az iki şey yapılabilir. Seçmen kütüklerinin oluşturulması sürecinde yapılan oynamaların izlenme şansının azaltılması ve bu yolla seçmen kütüklerinde kimi düzeltmeler için kapının kapanması, ikincisi ise -örneğin muhalif görünen seçmenlerin- oy kullanma kolaylığı yok edilip bu grup seçmenlerin oy kullanma oranlarının düşürülmesi gibi etkilerden söz edilebilir. 

Seyyar, gezici sandık kurulları da önemli bir seçim şeffaflığı sorununu özünde taşıyan ileri bir uygulama gibi görünüp, tam tersi bir uygulamanın parçası olma potansiyelini içinde taşıyan bir karar. Yüksek Seçim Kurulu ve onun il/ilçe kurulları ne oranda açık, net ve denetlenebilir uygulamalar yapıyorsa, bu tür uygulamalara da o pencerelerden bakılabilir. Gönül ister ki her seçmen, özellikle de engelliler, kolay ve ulaşılabilir ortamlarda özgür ve gizli oylarını hiçbir baskı altında kalmadan kullanabilsinler. Eğer yeni getirilen bu uygulama böyle bir anlayışın parçasıysa ne güzel. Hem eşitlikten özgürlükten hem de gelişme ve açıklıktan yana uygulamalar seçim sistemlerinin iyileşmesine katkı sağlayan yaklaşımlardır, desteklenmesi gerekir. Ta ki zıttı görülene, anlaşılana kadar.

Sandık kurulu başkanlarının kamu görevlileri arasından seçileceği ifade ediliyor. Burada ‘"Partizan atamalar yapılabilir", "Sandıkların bağımsızlığı etkilenir" gibi kaygılar dile getiriliyor. Katılır mısınız?

Eğer erkler ayrılığı söz konusuysa, yargı bağımsızlığı sistemin olmazsa olmazı ve hukuk devleti kavramı sistemin özlerinden biri ise liyakat kamu görevlilerinin işe alınma ve yükselme süreçlerinde ana belirleyici, şeffaflık tüm süreçlerin aynasıysa, seçimlerde sandık başkanlarının seçiminde tüm taraflar söz sahibi, konsensüs, uygulamanın ana ilkesiyse “Bağımsızlık etkilenir” yargısını haklı görmek mümkün değil. Ama yukarıda sayılanların biri ya da birkaçının eksikliği bile, bağımsızlığı etkilemenin ötesinde sonuçlar doğuracaktır. 

Özellikle doğu, güneydoğu illerinde güvenlik ablukası altında oy vermek seçmenin tepkisine neden oluyordu. Şimdi teklifte kolluk güçlerinin sandık çevresine yaklaşabileceği belirtilmiş. Bölgedeki seçmeni nasıl etkiler bu durum?

Aslında bu sorunuza yukarıda söylediklerimle büyük oranda yanıt verdiğimi düşünüyorum. Ama burada bir noktaya daha vurgu yapmakta yarar var, o da seçim ve sandık görevlileri dışındaki herhangi bir kişinin çağrısıyla kolluk güçlerinin seçim bölgesine gelip müdahil olabilecekleri!.. Bu da önemli bir yetki ve görev karmaşasına neden olabilir. Ayrıca yine bu durum, seçmenlerin baskı hissetmeden oy kullanma davranışlarında değişmelere de kaynaklık edecektir.

Bir başka nokta ise konunun ittifak yasası teklifiyle gündeme getirilmesi. Konunun ittifak meselesiyle hiçbir ilişkisinin olmamasına karşın, acaba bu, "OHAL’siz ortamda seçim yapılırsa"nın mı bir hazırlığı? Çünkü seçim yapılan mekanların güvenliği kolluk güçlerince belirli planlamalar çerçevesinde zaten sağlanırken ortaya çıkan zorunluluk, görevsizlerin kendililerini görevli sayması hangi ihtiyacın ürünü?

AKP KENDİNE YEDEKLEME TEKLİFİ HAZIRLADI

Bu yasa AKP-MHP (BBP’yi de ekleyelim) dışında kalan partileri nasıl etkiler?

Seçim İttifakı Düzenlemesi
Seçim ittifakı düzenlemesinin tam metni
ve madde madde açıklamaları

Yasa teklifi MHP’ye, "Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığı için destekleme ödülü olarak sana barajlı seçime barajsız katılma ve milletvekili çıkarma hakkı veriyorum" derken, BBP’ye de "Sen seçime barajsız girsen de milletvekili çıkaramayacağın için gel sana da kendi partinin adıyla AKP listelerinden milletvekili olma şansı sunayım" diyerek küçülen bu iki partiye AKP gücünden bilistifade lütufta bulunuyor. Bu da seçimlerde baraja takılma riski taşıyan partilere "Gel Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapalım, senin için de seçimlerde baraj sorunu olmasın" diyor.

Durum böyle olunca da Meclise girmek için AKP’nin ödüllü ittifak önerisine 'evet' diyen partilerle 'hayır' diyen partiler çıkıyor ortaya. Sizin sorunuz da AKP’nin ödüllü önerisine 'hayır' diyen partilerle ilişkili. Onlar da tüm muhalif ve demokrasi talep eden partiler olarak "Lütuflara hayır. Demokratik ve parlamenter bir sistemle yönetilen Türkiye için, barajsız seçim ortamını gerçekleştirmek için barajsız demokrasi ittifakı kuruyoruz" diyebilirler. Bunun için bir engel yok. 

Teklif, kalan partileri de “İttifak yapmaya itiyor” denilebilir mi?

Bir önceki sorunuza verdiğim yanıtta bu ittifaka itilmeyi anlatmaya çalışmıştım. Düşünsenize bir gruba "Gel kanatlarım altına gir senin için baraj olmasın" diyorsunuz, diğer gruba ise "Yüzde 10 seçim barajını aşamazsan git başının çaresine bak" diyorsunuz. Sizce böyle bir durumda o partilerin ne yapması gerekir?

MÜHÜRSÜZ OYLAR İÇİN KIRMIZI ALARM

16 Nisan referandumunun hâlâ şaibeli olduğu tartışılırken ‘mühürsüz oy’ kullanımı resmileşiyor. Bu ne gibi sıkıntılar doğurur?

Doğabilecek sıkıntılar zaten yaşanıp görüldü. 2014 yerel yönetim seçimlerinde görüldü. En son 16 Nisan 2017 referandumunda ise görülmedi fiilen yaşandı. 

Gelin size hipotetik bir durum anlatayım. Diyelim ki herhangi bir sandıkta, sandık başkanı ya da kimi üyelerinin göz yummasıyla, çevreden birisi sandığa 25 zarf attı. Seçim bitti, zarflar sayıldı oy kullananların sayısıyla karşılaştırıldı ve 25 zarfın sandığa kayıtsız olarak atılmış olduğu saptandı. Şimdi yapılacak iş 25 zarfın sandıktan seçilip iptal edilmesi. Sandığa kayıtsız atılan zarflar belli olmadığına göre, -diyelim mevcut 325 zarf arasından- 25’i rastgele çekilip iptal edilecek. Diyelim ki; söz konusu işlem yapıldı ve 15 tane X, 7 tane Y ve 3 tanede Z partisi oyu taşıyan zarf ve oy pusulası imha edildi. Eğer bu hileyi X partili biri yaptıysa partisine fazladan 10 oy kazandırıp rakiplerinden de 10 oy eksiltmiş oldu. Bu hileyi şeriyeyi X değil de Z partili biri yaptıysa kendi partisine 18 oy kazandırıp rakiplerinden de 18 oyun iptaline neden olur. O sandıktaki oyların dağılım açısından da bir parti lehine 7-8 puanlık oy artışı ortaya çıkabilir. 

Bu hipotetik durum yaşanmamış ve hiç de yaşanmayacak olabilir, ama olasılığından daima söz edilecek. Oysa günün gelişmiş teknolojileriye tüm zarflar fligramlı ve barkodlu basılıp, her sandıkta hangi barkodlu zarfların kullanıldığı da kayıt altına alınsa yukarıda belirtilen duruma benzer bir olayın yaşanma olasılığı sıfıra inecek ya da çok yaklaşacaktır. Çünkü biliniyor ki her seçimde toplam kayıtlı seçmen sayısından yüzde 10-15 fazlası basılıp il/ilçe seçim kurullarına veriliyor ve bunlar da sandık kurullarına dağıtılarak seçimde kullanılıyor. Zarfların kimi mühürlü, kimi mühürsüz ise bu, sandık kurulunun görevini gereği gibi yapmadığını, seçime hile karışacağını ve seçimlerin seçmen dışı etkiyle yönlendirilme olasılığının gündeme getirecektir.  

Kabaca bu karar, seçimleri daha başlamadan riskli konuma sokacağı için göz ardı edilmemesi ve önleminin mutlaka alınması şart olan bir duruma işaret ediyor. Yani bir kırmızı alarm durumu. 

Mühürsüz oylar konusunda toplum vicdanı da rahat değil... 

Seçim güvenliği ve adil seçim ihtiyacı, daha bu teklif gündeme gelir gelmez insanların kafasında bir çığ gibi büyümeye başlamış olmalı. Öyle mi, değil mi sorusunun yanıtı yaşanarak görülecek. Örneğin Yüksek Seçim Kurulunda ben görevli olsam, teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlanarak seçmenlerin kafasında oluşacak iğne başı kadar bir kuşkunun bile yaratılmaması için, gecemi gündüzüme katardım. 

Maddelere toptan baktığımızda bu teklif ile “İki partili bir Meclis hedefleniyor” deniyor. Katılır mısınız?

Getirilen sistem iktidar ve ana muhalefet partisine -oy oranları en yüksek iki parti olmaları nedeniyle- avantaj sağlarken, onların dışında kalan partilere de ya kendi aralarında ya da iktidar veya muhalefet partisiyle ittifak yaparak seçime katılma durumunda barajdan kurtulma olanağı yaratılmış oluyor. Bunun da anlamı; 'Benim yedeğimde olursan yüzde 10 barajıyla mücadele etmene gerek kalmaz' demek. Bu arada illa 'Bağımsız parti olmayı tercih ediyorum' diyen siyasi toplumsal kesimlere de; 'Sen git önce yüzde 10’luk bir seçmen desteği sağla, sonra gel' denmiş oluyor.

BBP İÇİN YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULUYOR

14. madde: “Siyasi partilerin seçimlerde başka bir siyasi partiyi destekleme kararı almalarını yasaklayan hüküm kaldırılmaktadır”. Bunu biraz açar mısınız? Ne anlamak gerek... Siyasi parti faaliyetlerini engelleyecek bir madde değil mi bu?

Yasa teklifindeki madde siyasi partileri ‘tüzük ve programları’ ile sınırlı bir alanda faaliyetle sınırlandırıp, gerekçede bu sınırlama ‘siyasi partilerin seçimlerde başka bir siyasi partiyi destekleme kararı almalarını yasaklayan hüküm kaldırılmakta’ diye açımlanıyor. Burada aslında MHP’nin 7 Haziran 2015 gecesinden bugüne yaptıklarının, yani fiili AKP destekçiliğinin ve BBP’nin seçime katılmayarak bir ya da bir kaç adayının BBP’li olarak AKP listelerinden seçime katılmasının yasal çerçevesi oluşturuluyor.

Bir parti, tüzük ve programında yer alması koşuluyla (yoksa eklenebilir) bir başka siyasi partinin açık destekçisi, yandaşı olabilir. Oysa bu tekliften önce herhangi bir siyasi partiye üye olan kişi, bir başka siyasi partide -önceki partisiyle üyelik bağını kesmeden- görev ve sorumluluk alamaz, o siyasi partinin çatısı altında çalışamazdı. Şimdi bu sınırlama kaldırılmış oluyor. 

MHP’Yİ KURTARMA MADDESİ

Madde 18*. Karışık gibi duruyor bu madde. MHP’nin milletvekili sayısı daha az olacak gibi duruyor.  Ne dersiniz?

Evet, cümle biraz karışık ve anlaşılması da zor. Ama ortada MHP’nin aleyhine değil lehine olan bir dağılım var. Çünkü MHP’nin seçim barajını geçip geçemeyeceği tartışılırken, oy oranı baraj altında kalsa bile MHP ittifak nedeniyle otomatik olarak barajı geçmiş oluyor ve milletvekilliği kazanmaya başlıyor. İttifakın kazandığı oyların AKP ve MHP’ye kaç milletvekilliği getireceği ise iki partinin toplamda ve iki partinin kendi aralarında aldıkları oyların oranıyla belirlenecek. Bu sistem sayesinde MHP ve Bahçeli, Meclis dışında kalmaktan kurtulup grup kurarken, Erdoğan ise Cumhurbaşkanı seçilme şansını arttırmış olacak 

* “İttifak yapan siyasi partilerin geçerli oyu, ittifakı oluşturan siyasi partilerin her birinin tek başına aldıkları oy sayısına ittifakın ortak oylarından gelen payın ilave edilmesiyle elde edilecektir. İttifakın ortak oylarından gelen pay ise ittifak yapan siyasi partilerin tek başına aldıkları oyun bu partilerin toplam oyuna bölünmesiyle elde edilen katsayının ittifakın ortak oyu ile çarpımı sonucunda elde edilecektir.”

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Şubat 2018 17:57
www.evrensel.net